Antalya
28.11.2019
A

 

Önceki hafta, 9. Uluslararası Malatya Film Festivali’nde, SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi olarak görev yaptım. Böylelikle, davetli olduğum Adana ve Malatya’ya ve yalnızca bir izleyici olarak uzaktan takip ettiğim Antalya’ya dair çeşitli gözlemlerim oldu. Kayseri’de düzenlenmeye başlayan ve henüz emekleme döneminde olan festival sayılmazsa yılın son büyük sinema organizasyonunun ardından, “festivaller ve sinema” başlıklı genel bir değerlendirme yapmak elzem hale geldi. Notlarımı paylaşıyorum:

1. Malatya’yı, etkinliğin neredeyse son ana kadar yapılması konusunda kuşkular barındırdığı için genel eleştirinin dışında bırakıyorum. Onların, her şeye rağmen festival iradesini sürdürme yanlısı oldukları için sınıfı geçtiğini söylemek mümkün. Bunun dışında, yılın en başarılı organizasyonunun Adana Altın Koza Film Festivali olduğunu söyleyebilirim.

2. Adana’yı başarıya kavuşturan şey, Altın Portakal’da yoktu: Şeffaflık. Her iki organizasyonun da yeni ekiplerle yapıldığı göz önünde bulundurulursa, Altın Koza’nın gerek yeni oluşumlar bakımından, gerek de içerik anlamında çok daha doygun bir festivale imza attığını söyleyebilirim.

3. Antalya’da Ulusal Yarışma’nın geri dönmesini başlı başına bir zafer olarak nitelendiren ve mevcudiyetini yalnızca bunun üzerine kurmuş bir yönetim vardı. Kuşkusuz azımsanmayacak bir değişimdi bu; ancak yeni organizatörlerin, önceki yönetime selam yollarcasına, -başta aykırı seslere akreditasyon uygulaması başta olmak üzere- attıkları adımlar, kendilerine kuşkuyla bakmamız sonucunu doğurdu. Türkiye’de yıl içinde düzenlenen pek çok festivale konuşmacı ya da jüri olarak çağrılan, festivalin tarihini kaleme alan bu satırların yazarının Altın Portakal’da herhangi bir davet almadığını söylemek, sanırız yeterli olacaktır. Oysa her zaman dediğimiz gibi, ellerinde Demokles’in Kılıcı’nı sallayan organizatörler bir önceki dönemin ardından nasıl evlerinin yolunu tutmuşlarsa…

4. Türkiye’de festival sinemasında gözle görülür bir düşüş olduğu muhakkak. Nitelikli filmlerin sayısındaki anlamlı düşüş mutlaka tartışılmalıdır. Buna karşın Antalya seçkisinin Adana’nın epey uzağına düşmesinin nedenleri de sorgulanmalı. Ayrıca jüri ve ön jüri oluşturmada tüm festivallerin önemli zaafları var. Malatya’da Nuh Tepesi’nin Ön Jüri tarafından elenmesi, Altın Portakal’da Jüri Başkanı’nın şaşkınlık yaratan çıkışına eklenen festival kurallarının bir gecede çiğnenmesi bu savımızı doğruluyor. Bu kadar büyük para ödüllerinin dağıtıldığı organizasyonlarda daha ince eleyip sık dokumak gerekmez mi?

5. Adana’nın en büyük başarısı, ülke ölçeğinde bir festival düzenlerken yerel ruhu kaybetmemesi. Antalya’da açılış ve kapanış gecesini kocaman salonlarda yapmanın tek başına yeterli olacağını düşünenler, sansürle ve geçmişleriyle hesaplaşamamakla tarihe geçeceklerini unutuyorlar. Şiarı, her dönemde, “mühür kimdeyse sultan odur!” olanlar, önceki yıllarda festivalin yok edilmesinde imzaları bulunanlar, özlemini duyduğumuz şeffaf, katılımcı ve demokratik bir festivalin önünü açamazlar. Altın Portakal’da düzenlenen “dostlar alışverişte görsün” kabilinden panelin bir diğer adı, “karanlık mazi itinayla aklanır!” olmuştur.

Dileriz bu yıl görmezden gelinen eleştirilerimiz, hiç değilse önümüzdeki yıla rehberlik eder ve “yerelden evrensele” uzanan bir çizgide, sorunları tüm bileşenleriyle bir araya gelip tartışmayı görev edinen festivallerle karşılaşırız. Yazımızı, bu aşırı iyi niyet barındıran temenniyle noktalayalım.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok