Antalya
22.11.2019
A

Geçtiğimiz hafta sonu İtalya’daydım. Siz değerli okurlarımın da bildiği gibi profesyonel dansçı olarak ulusal ve uluslararası festivallerde sahne almaya ve kurucusu olduğum dans akademisinde dans antrenörlüğü yaparak yepyeni dansçılar yetiştirmeye devam ediyorum. Buna bağlı olarak hayatım oldukça hareketli ve bol seyahatli geçiyor. İtalya da bu hareketlilik içerisinde yerini alan duraklardan biri oldu; hem benim için hem de birlikte gittiğim öğrencilerim için.
2012'den beri Türkiye Dans Sporları Federasyonu bünyesinde düzenlenen dans yarışmalarına katılıyor ve özellikle son beş yıldır şampiyon dansçılar yetiştiriyoruz. Ülke dansçıları olarak özellikle Latin Dansları Sportif Salsa branşında dünya ile eşdeğer düzeye ulaşmış bulunmaktayız. Fakat gerek vize engeli, gerek paramızın döviz karşısındaki zayıflığı ve gerekse dansın henüz tam anlamıyla spor olarak algılanmaması gibi sebeplerle yurt dışına açılmak ve ülkemizi orada temsil etmek her zaman mümkün olmuyor. Devletimizin birçok spor branşına olduğu gibi dans sporuna da destek çıkması ve doğrudan yönlendirme yapmasını bekliyoruz ve maalesef bu beklenti şu ana kadar halen “beklenti” olarak durmakta.
Avrupa ülkelerinin birçok alanda başarılı olmasının ana sebebi çok fazla organizasyona katılabiliyor olmaları. Çünkü hepsi Ankara’dan İzmir’e gider gibi vize sorunu yaşamadan, maddi sıkıntılar çekmeden ve en önemlisi bizler gibi “yalnızlık” hissetmeden her yere rahatlıkla gidebiliyor. Bu lüksün insanda yaratacağı özgürlük duygusunu düşünebiliyor musunuz! Üzerinizde hiçbir psikolojik baskı veya stres olmadan sahneye çıkmakla onca problemi sırtında taşıyarak çıkmak bir olabilir mi!
Tüm zorluklara rağmen her şeyden önce kendine inanan iki küçük sporcumuz; Ege Şen ve Alina Turcan, bu yıl İtalya’da düzenlenen dünya şampiyonasına katılmak istedi ve sonuç en az onların inandığı kadar vardı. International Dance Organisation (IDO) tarafından gerçekleşen organizasyonda bu iki küçük kalp; solo kategorisinde finale kalan 6 sporcu arasına ve eşli kategoride de onca çift arasından ilk 10'a giren çiftler listesine ismini yazdırmayı başardı. Kendilerini hem antrenörleri hem de bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yürekten kutluyorum.
İnanmak... Daha önceki yazılarımda birçok kez vurguladığım sihirli kelime! Her şeyin başı inanmaktan geçiyor. Üzerine istikrar ve çalışma disiplini de eklenince başarı kaçınılmaz oluyor. Bu iki küçük kalp kendilerine inandı ve ben de hocaları olarak onlara inandım. Ve onlar kendine inandığı sürece ben de onlara inanmaya devam edeceğim! Size şu an açıklamayacağım fakat dans salonumuzun duvarında yazılı olan bir sırrı, günü geldiğinde hepinizle paylaşacağım! “Yedi Renkli Kalem” okurları iyi bilir; ne demiştim: “Evrenin sihirli anahtarları belki de bir yerlerde bizi bekliyordur!”
“İki küçük kalp ve bir büyük başarı” ile dönmüş olduğumuz dünya kupası ile tam da öğretmenler haftasında en güzel hediyeyi vermiş oldu öğrencilerim bana. Her eğitimci ve antrenörün yaşamak isteyeceği gururu yaşattılar ve eminim gelecek, daha da başarılarla dolu olacak! Bu güzel haftada böylesi güzel haberlerle dönmüşken; bu vesile ile ben de tüm öğretmenlerin, herhangi bir branşta emek veren, insan yetiştiren tüm eğitimcilerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü şimdiden kutluyorum.
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden şaşmadan nice güzel ve başarı dolu yıllara...
Fatih Haktan Coşkun

Paylaş
ETİKETLER:
Yok