Antalya
03.10.2019
A

Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim, 80’li yıllarda dünyayı hakimiyeti altına  alan neo-liberal bakış (vahşi pazar ekonomisi) Türkiye’de de aynı yıllarda kendini göstermesine rağmen, asıl 90’lı yıllarda etkisini gösterdi, bilinçleri  işgal etti. Bu bakışa eşlik eden özelleştirmeci piyasacı anlayış, kendisine her alanda taraftar buldu ve kamucu/toplumcu  anlayışı tasfiye etti. AKP, iktidara geldiğinde ekonomik anlamda kendisine muhalefet edecek bir ideolojik bariyer ortada kalmamıştı. Devletin elinde olan en büyük tekeller özelleştirildiği gibi, bu politikalar içtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın özelleştirilmesine kadar gitti.  Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkısında Orhan Veli’ye atıfla “Hava bedava su pet şişelerde” diyordu. Su da artık bedava değil hava da… Temiz su kaynakları, İl Özel İdareleri eli ile  devletin hüküm ve tasarrufu altındayken, birden özel şirketlere devredildiğini gördük.  Temel insan hakkı olan içme ve kullanma suları, pet şişelere ya da polikarbon damacanalara girdi.  Neden bu sular devlet (belediyeler)eliyle sağlıklı ve ucuz olarak halka sunulmuyor da şirketlere tahsis ediliyor?

Temiz hava solumak yine en doğal  bir hak iken, jeotermal ya da termik enerji santralleri, çimento ya da maden ocakları, veya kullanılan kalitesiz kömür yüzünden u hakka da erişemiyoruz. Havamız da kirlendi. Bu etkilere maruz kalmayan bölgelerde ise mülk fiyatları özellikle büyükşehirlerde daha pahalı hale geldi.

Elektriğin,  eskiden Türkiye Elektrik  Kurumu  bünyesinde üretimi ve dağıtımı yapılırken, özelleştirme politikaları sonucu bu yetkiyi özel şirketlere verdiler.  Üretimi ayrı, dağıtımı ayrı hale getirip bölgeleri de birbirinden ayırarak şirketlere imtiyaz tanıdılar.  Tek merkezden koordinasyon ortadan kalktığı gibi sistem karmaşık hale geldi. Geldiğimiz noktada elektrik üretici firmalar, bankalara kredi borcunu ödeyemezken, son tüketici olan bizler ise çok yüklü elektrik faturaları ödüyoruz. Yani sistemden üretici de mutlu değil ama biz tüketiciler perişanız. Son zamlarla kışın gelecek faturalar hayal edilemiyor.

Öyleyse bu özelleştirme politikaları halka ne getirdi? İş güvencesi olmayan bir çalışma hayatı, plansız bir serbest piyasa ağı, elektrik ve suya ödenen yüklü faturalar… Üstelik tükettiğimiz suların sağlıklı olup olmadığına dair kuşkularımız da her geçen gün artıyor.

Kamucu bakışın tekrar canlanması gerek. Belediyelerin temel görevi sağlıklı suya erişimi halka sağlamaktır.  Devletin asli görevleri arasında, insanın temel ihtiyaçları olan enerjiyi,  sağlıklı ve temiz suyu vatandaşına ulaşmasını sağlayacak politikalar üretmektir.  Bunun için özel şirketlere verilen imtiyazların kaldırılması gerek.  Kamuda yeniden yapılanma gerek. Bunun içinde vahşi pazar ekonomisinden vazgeçilmelidir.  Son dönemde elektrik ve suya yapılan zamlara bu çerçeveden bakılmalıdır.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok