Antalya
26.09.2019
A

Anadolu’dan süzülen ezgileri çağdaş bir altyapıyla buluşturan, geleneksel türküyü Batılı anlamda bir vokalle tanıştıran Zülfü Livaneli’nin “Taht Bir Yana” ve “Kirvem” gibi bestelerine hâkim olan “yerellik”; üçlemenin son ayağı olan “Günlerimiz” albümünde “Yiğidim Aslanım”, “Kardeşin Duymaz” gibi besteler aracılığıyla “evrensel” olana doğru ilerler.

Yerelden Evrensele

“Günlerimiz”, albüme ismini veren şarkı bağlamında ise bir başka kopuş anlamına da gelmektedir. 80 yapımı albüm, bir yanıyla koşar adım 12 Eylül’e doğru sürüklenen bir ülkeden izler taşırken, diğer yandan da gidişata bakıp hüzünlenen bir aydının yaklaşımına tanıklık eder. Yağmur Atsız’ın ünlü dizelerinden yola çıkan şarkıdaki “bir kitaba başlar gibi / koşarken yavaşlar gibi / ölen arkadaşlar gibi / sessiz sitemsiz…” dizeleri, belli ölçülerde yılgınlık da içermektedir. Sokakların kan gölüne döndüğü bir dönemde, eşitlik ve özgürlük idealine de bir parça kan sıçramıştır belki. Bu yaklaşımın daha radikal bir örneği, Livaneli’nin “Zor Yıllar” bestesinde kendisini daha somut bir biçimde ortaya koyacaktır. “Günlerimiz” bir döneme nokta koyarken, anlaşılan bunu sadece ufukta beliren 12 Eylül gerçekleştirmemiştir.

Yeni bir dönemin perdesini aralayan ilk albüm olan “Ada”, 1980-83 yılları arasındaki bir nevi sürgün yıllarının müziğidir. Evet, 12 Eylül bütün toplumsal dinamikleri yerle bir etmiş, yalnızca politik ve ekonomik anlamda değil kültürel alanda da büyük kırılmalara yol açmış ve “bambaşka” bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Baskı yılları ve muhalefetin geri çekilmesinin doğal bir sonucu olduğunu söyleyebileceğimiz “içe dönme”, bireysel duyguların, özlem ve arzuların da keşfedilmesini sağlamış gibidir.

İnsanlığın Sesi

Uçsuz bucaksız bir denizde özgürce uçan martılar, uzaklardan geçen ve sevgilinin gözlerine benzeyen bir gemi, başını alıp uzaklara / özgürlüğe doğru yelken açma isteği ve ille de bir renkle ifade edilmesi gerekse, “mavinin tonlarıyla dolu” bir albüm olan “Ada”da Orhan Veli ve Sait Faik’li dizeler, Aragon ve Eluard’ın şiirlerine karışır. Bu noktada Livaneli müziğinde önemli bir kırılmadan söz etmek mümkün olsa da, kendisini her zaman yenilemeyi başaran bir sanatçının duruşundan da dem vurmak önemlidir. Yola Anadolu’yu merkezine alarak çıkan bir adam, onca uğraktan sonra kentle temas etmiş ve ardından da evrensel duyarlılıkların sesi olmayı başarmıştır. Yeni Livaneli’de farklılık olduğu açıktır; ancak bu kopuş, “Günlerimiz” şarkısında da ifade ettiğimiz gibi gayet samimidir; yalnızca koşullardaki büyük değişimden kaynaklanmamıştır, sanatçı tarafından içselleştirilmiştir.

Livaneli’yi geniş kesimlerin gözünde çok daha kitlesel bir hale dönüştüren “Zor Yıllar” ve “Gökyüzü Herkesindir” albümlerinde de sözünü ettiğimiz değişimden izler bulmak mümkündür. Bir iç hesaplaşmanın sonucunda ortaya çıkan “Zor Yıllar”da “siz miydiniz, bizler mi yorgun düşen kuşaklar?” sorusunun anlamı bu yüzden büyüktür. Aynı çalışmada, Türkiye’de film müziğinin başyapıtları arasında yer alan “Maden” filminden izler taşıyan ve kırsal motifler içeren “Mayın” da vardır, eski bir bestenin yeniden düzenlemesi olan, Lorca’nın dizeleriyle ünlü “Atlı” da. Benzer şeyler, Çetin Akdeniz tarafından icra edilen bağlama sololarının iz düşürdüğü “Kan Çiçekleri” ve “Kuşların Vurulduğu Zaman” şarkılarındaki motiflerle, “Asya Afrika” ile “Diktatöre” eserlerindeki notaların birbirine karıştığı “Gökyüzü Herkesindir” için de geçerlidir.

Belki de Yaşar Kemal’in, “Bir gün yüreği dört okka Zülfü Livanelilerle birlikte tekmil halkımız, sağlıklı bir ortamda, türkülerimizi büyütecek, söyleyecek, zenginleştirecektir” dediği gibi, türkü de onunla birlikte değişmiş, Nâzım’ca söylersek, “kökleri yerde, başları yıldızlarda” bir hal alarak yeni bir çehreye bürünmüştür. Sonuç ne olursa olsun, yüzlerce bestenin; deyiş, nefes ve ağıdın yanı sıra, sonelerden süzülüp gelen şarkıların da kanıtladığı gibi “onun güzel, yürekten, kanından gelen usta sesi halkımızın, insanlığımızın sesidir”. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok