Antalya
17.09.2019
A

İktidar erimesini önlemek için atak üzerine atak yapıyor. 

“Beka” söylemi ile yerel seçimlerde sonuç alamamıştı ama terör çeşitlemeleri üzerinden kendini toparlamaya, varlığını sürdürmeye çalışıyor. 

Kayyum atamalarının haklılığının bir göstergesi olarak; HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde çocuklarını PKK saflarından geri isteyen anaları ve taleplerini, hükümet/medya/yandaş destekli bir organizasyon ile yanlış politikalarının malzemesi olarak kullanmaya çalışıyor.  

“Sarayda” bir araya getirdiği Büyük Şehir Belediye Başkanları nezdinde de uygulamalarının meşruiyetinin ve mutabakatının sağlandığı görüntüsü vermek istiyor...

Oysa, tek adam buyurganlığı altında, hukuk güvencesinden yoksun, yerli ve milli bahanesi ile çifte standart uygulamalar eşliğinde, ayrımcılığın, eşitsizliklerin, istismarcılığın, cinsiyetçiliğin, insan ve doğa kıyımının sona ereceğine  ihtimal vermek mümkün görünmüyor. 

Kuşkusuz ki bu koşullarda Ana Muhalefet Partisi Büyükşehir Belediye Başkanlarının, istikbalini iktidara bağlamış “sanatçıların” yaptığı gibi, sarayda dekoratif görüntü vermemeleri, kendinden menkul keyfiyetlere ve atanan kayyumlara rıza gösteren konuma düşmemeleri beklenirdi...   

Zira tek adam yönetimine gerçekten   karşı olan bütün çevrelerin beklentileri; yerel seçimlerle elde edilen iktidar alternatifi olma ihtimalinin, iktidar cenahının peşi sıra arkasına takılarak, hukuka ve demokratik hayata aykırı pratiklerinin içinde yer alınarak  heba edilmemesidir.  

Bu kapital dünyasında,  Yerel Yönetimlerin nasıl bir bütünün parçası olduğu, kendisine yüklenmek istenen  işlevlerin neler olduğu, hangi saiklerle hareket edildiği bir sır değildir. Mekanın örgütlenmesi, altyapı ile değişim süreci ve tüketimin sürdürülmesi için gerekli önlemleri almak üzere yerel yönetimlere atfedilen ekonomik, sosyal ve hukuksal düzenlemeler, bu bütünün esas karakterine bağımlı olması kaçınılmazdır...

Ama asgari ulusal ve evrensel hukuki güvenceler için demokratik mücadele verilmeden, tek adam yönetiminin keyfiliğine  karşı tutum alınmadan ve nihayet kamusal çıkarlara sahip çıkılmadan pozisyon alınması ise seçilmiş iradenin değil, atanmış bir memurun zihniyet dünyasının yansımaları olarak  değerlendirilecektir. 

Kamusal hizmetlerin büyük ölçüde  ticarileştirildiği, yatırım ve hizmetlerin yürütülmesinin piyasa koşullarına göre belirlenir hale getirildiği koşullarda yerel yönetimlerden kamucu, toplumsal olandan yana bir uygulama beklemek tamamiyle siyasi bir tercih sorunu olduğu bir gerçektir.  Bunun yanında muhalefet partilerinin AKP den devir aldığı yerel yönetimlerde anlayış ve yöntem farklılıklarını ortaya koymaları da değişim isteyen bütün çevrelerin hakkıdır. 

 En temel kent haklarından olan ulaşım hakkı ve su hakkının hangi nedenlerle olursa olsun bir kamusal hizmet olarak para kazanma, para kazandırma veya bütçe açığını kapatma aracı olarak görülmesi toplumcu siyaset bakımından kabul edilebilir bir uygulama değildir.

Bu durumu öğrenci indirimi ile yumuşatmanın ayrı bir adaletsizliğe yol açacağı da çok açıktır. 

Hava kadar temel bir ihtiyaç olan su’yun bir aile için gerekli tüketim miktarının ücretsiz kullanımının sağlanması sosyal devlet politikalarının bir gereğidir. 

Şurası çok açık ki kamusal hizmetlerin piyasanın kendi haline bırakılması durumunda, son günlerde merak konusu haline geldiği gibi,  Konuksever Mahallesine kondurulmak istenen devasa AVM öyküsü ve benzeri kent hakkı ihlallerinin kime niyet kime kısmet tefrikası halinde bütün yetkilileri şaibe altına almaması mümkün değildir.  

O nedenle ısrarla savunmaya devam etmeliyiz ki, katılımcı, açık, planlı ve kamusal ihtiyaç temelli bir yönetim anlayışı ile kamusal denetim sağlanmalı, yerel yönetimleri kapital rekabetinin icraat alanı olmaktan çıkarılmalıdır . Yine bu yolla toplumun çıkarları aleyhine işleyen fırsatçılıklarla kamusal kaynakların ve kamusal hizmetlerin birer zenginleşme aracı olarak kullanılmasına imkan tanınmamalıdır; böylece sermaye dünyasının kendisini yeniden üretmesi için dere tepe dağ taş kamusal otorite gözetiminde talan edilip peşkeş çekilirken, en temel haklarımız olan ulaşım, su gibi kamusal alan ve hizmetlerde liberal politikalara seyirci kalınmamalıdır... 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok