Antalya
30.08.2019
A

 “Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel senin en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

30 Ağustos 1922’de kazanılmış büyük bir zafer ve bu büyük zaferin ardından dile gelmiş; her bir satırı ders niteliğinde, çok özel bir hitabe... Hitap edilenlere verilen mesaj ise çok net: UYUMA ve UNUTMA!

Merhaba değerli okurlar! “Yedi Renkli Kalem” köşemi bugün Atatürk’ün gençliğe hitabesi ile açmak istedim. Ki aslında bu hitabe sadece gençliğe değil yediden yetmişe tüm ulusa yönelik bir nasihattir. Tıpkı evin direği babaların, çocuklarına verdiği öğütler gibi... “Dikkatli olun, aldanmayın!” diyor. “İç – dış farketmez; hiçbir tuzağa düşmeyin!” diyor!

Yok; bugün bu kıymetli hitabeden yola çıkarak siyaset yapma niyetinde değilim. O konularda verilmesi gereken mesajı -yukarıda bir kez daha gördüğünüz gibi- ulu önderimiz 97 yıl önce çok güzel bir şekilde vermiş zaten. (Anlayabilene!) Ve yapılması gereken uyarıları da her zamanki asaleti ile ince ince yapmış. (Anlayabilene!) Dolayısıyla tekrar ve tekrar aynı konular üzerinde durmak istemiyorum.

Bugün mecazlara, kinayelere veya imalara girmeden, en düz anlamları ile kullanacağım kelimeleri. Ve bu özel günü kaleme alırken siyasetin bozuk dilinden uzak, yüreklerin bam teline yakın başka bir dilden bahsedeceğim sizlere. “Uyumak” diyorum mesela; bildiğin uyumak... Hani, gözlerini kapatıp rüyalara dalarsın ya; işte o cinsten...

Neden en anlamlı günlerimize “tatil” algısı yükleyip günün değerini yitiriyoruz? Göğsümüzü kabartan ve yer yer içimizi sızlatan böyle nice günümüzü neden anmalarla, bilgi paylaşımları ve söyleşilerle geçirmek yerine uyuyarak geçirmek istiyoruz? Hiç mi değeri yok bu topraklar için nöbet tutmuş, ilk fırsatta cepheye koşmuş ve bu uğurda canını vermiş atalarımızın! Ki onlar günlerce uyku bilmemiş ve gözleri uykuya hasret beklemişti senin için! Unutma! Ve uyuma! En azından bugün uyuma! Çünkü bugün; ne şıkır şıkır giyinip gezmelere gideceğin şeker bayramı ne de bol bol kavurma yiyeceğin kurban bayramı! Çünkü bugün; ne sevgililer günü ne de yılbaşı! Çünkü bugün; ne derbi maçı ne de sana keyif veren herhangi bir tatil kaçamağı! Bugün; tüm bunları özgürce ve huzur içinde yapabilmeni sağlayan, her anını minnetle, dua ile, vefa duygusu ve gözyaşı ile doldurman gereken bir gün! Bugün; senin, “SEN” olduğun gün! Bugün; senin, “ZAFER” günün! Var mı ötesi? Yok!

Eskiden, daha doğrusu henüz ben askerlik yapmamışken saygı duruşunda beklemek o kadar zor ve hatta anlamsız gelirdi ki bana: “Geçmişime saygıyı böyle bir dakika boyunca ayakta bekleyerek mi göstereceğim? Çok saçma!” derdim. Fakat yine de düzeni bozmamak adına ve çok da sorun edilecek bir zaman dilimi olmadığı için beklerdim herkes gibi. Ne kadar yanıldığımı ve saçmaladığımı askerde iken anladım.

İzmir Ege Ordu Komutanlığı’nda kısa dönem yapmıştım askerliğimi. Ege Denizi’ne bakarak nöbet tutardım çünkü nöbet mevziim denize nazırdı. Masmavi deniz her gün karşımda dururdu nazlı bir ceylan gibi ve büyük, ışıklı gemileri seyre dalıp hayaller kurardım. En zor olanı gece 03.00 – 05.00 nöbetleriydi.

Yine bir gün bu “zor” nöbetlerden birini tutarken yoğun şekilde fırtına ve yağmur başlamıştı. Üşüdüm! Hem de çok üşüdüm. O iki saat bana iki ay gibi geldi desem yalan olmaz. Fakat hiçbir yere gitmedim. Zaten gidemezdim. Çünkü verilmiş sözüm, edilmiş yeminim vardı ve ne pahasına olursa olsun o mevziide durmam gerekiyordu. İşte o an hayatım boyunca “saçma” dediğim tüm “ritüellere” gerçekten ve gerçekten saygı duydum!

O fırtına ve yağmur, kendimle ve geçmişimle yüzleşmemi sağladı. “Ben bir deniz kenarı bahçede sadece iki saat beklemeye ve şu yağmurla fırtınaya zor dayanıyorken, saygı duruşunda bir dakikanın anlamını çözmeye çalışıyor ve bazen saçma buluyorken; vatan için, benim için, bizim için canını verenler, Sarıkamış’ta donarak ölenler, Çanakkale’de hayatının baharını feda edenler, dağda, bayırda, karda, kışta aylarca aç susuz kalanlar kim bilir ne acılar çekmiştir ve kim bilir nasıl dayanmıştır!” dedim. Kendime sorduğum bu soru ve yine kendi içimi yakan o korkunç cevapla yüzleşirken bedenimi saran ateşi size tarif etmem imkansız! O gün bu gündür nerede saygı duruşu yapıldığını görsem; olduğum yerde durur, geçmişime dua eder ve bir dakika bile olsa ayakta durarak minnet borcuma katkı sağladığımı hissederim. Ki bu borç; değil dakikalar, yıllarca ayakta durarak dahi ödenmez!

İşte bu yüzden bir kez daha oku, dinle ve kulağından hiç çıkarma; yıllar önce hepimize hediye edilmiş olan o altın hitabeyi! Ne diyordu son cümlesi tekrar düşün: “Muhtaç olduğun kudret; damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Düşün! Ve o kanı da o asilliği de kaybetme! Çünkü hiçbir zafer kolay elde edilmemiştir ve şu hayattaki hiçbir şey bağımsızlık kadar değerli değildir! Ne mutlu bizleri ve koca bir milleti bugünlere ulaştıran yürekli gazilere ve şehitlere! Selam olsun her birine...

Ey Türk Gençliği!

Bugün hep ayakta dur!

Bugün erken kalk!

Bugün bir kez de olsa içinden geçir, senin için can verenleri!

Bugün onları unutma ve yarın da unutturma!

Bugün tatil falan değil! Yanılma!

Bugün; geçmişine teşekkür edeceğin gün!

Bugün; onlar için bir şeyler yapacağın gün!

Anlatacağın, öğreteceğin, paylaşacağın gün bugün!

UYUMA ve UNUTMA!

 

Tüm şehit ve gazilerimize rahmet ve saygı ile...

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!

Fatih Haktan Coşkun

Paylaş
ETİKETLER:
Yok