Antalya
26.08.2019
A

"ÖLMEK İSTEMİYORUM!"

 

VE BİR KATİLİN ANATOMİSİ

 

Küçücük kızının gözleri önünde öldürülen bir kadın, bir anne. "Anne lütfen ölme!" diye, çaresizce çığlık atan bir kız çocuğu. "Ölmek istemiyorum!" diye inleyen yaralı bir anne. Öldürense canileşmiş eski eş, aynı zamanda da sözüm ona bir baba.

 

Bir kadın öldürüldü, kadınla birlikte koskaca bir ülke de öldürüldü. Aslında o kadını hepimiz öldürdük...Ve yine hepimiz öldük ve bir o kadar da öldürüldük. Ölen bizden, öldüren bizden, ölümü seyreden bizden, hepsi biziz.

Peki biz kimiz? Kimdik? Kim olduk? Kimliğimizi ve dahi kişiliğimizi mi yitirdik yoksa?

Yitirdiysek, neden ve niçin yitirdik?

 

Emine Bulut' u eski kocası ulu orta öldürürken, orda bulunan bir kişi, o anı cep telefonuyla kaydediyor.

Oysa; cinayet anında her hangi bir cismi katile fırlatatsa, belki de Emine kurtulacak. Evet evet kurtulacak. Öldürülen masum bir kadın Emine. Öldüren bir cani, eski koca. Ya video kaydı yapan kişi? Ya cinayet anını izleyenler? Peki onlar masum muydu?

'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' dedik, geldik bugüne. Duyarsız ve sorumsuz bir toplum, bu ve bu türden benzer cinayetlerin de sorumlusudur oysa.

 

Kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, tecavüzler, her türlü teröre kurban verdiğimiz; yüzlerce, binlerce masum insan...

Bindik bir âlemete gidiyoruz kıyâmete misali, garip bir topluma döndük, dönüştürüldük.

Bu topraklar; katiller, tecavüzcüler, sapıklar, istismarcılar, sahtekarlar, yalancılar bataklığına nasıl döndü? Hiç duymadığımız sıradışı olaylar, sıradan olaylara, hangi toplumsal koşullarda ve nasıl dönüştü?

Bu türden cinayetler olay olmaktan çıkıp, neden bir olguya döndü?  Seri cinayetler, bireysel münferit vakâa olmaktan çıkıp, toplumsal bir boyut kazanmadı mı?

Bu trajik olayların; ruhsal, toplumsal, eğitsel, hukuksal, en önemlisi de ekonomik yönleri ivedilikle masaya yatırılmalı.

 

Bizim güzel cumhuriyetimiz, kimsesizlerin kimsesiydi. Bu cumhuriyet; çocuğun, kadının, yetimin, öksüzün, yoksul halkın cumhuriyetiydi.

On yılda on beş milyon genç yararattık her yaştan/Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan.."  diye başlar Onuncu Yıl Marşımız. Nerden nereye geldiğimizi coşkuyla anlatır bu marş.

Cumhuriyeti kuranların bitmez tükenmez bir heyecanı vardı. Onlar mücadeleydi, onlar emekti. Onlar sevgiydi.Onlar umuttu. Onlar adaletti. Onlar Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkıydı. Onlar ulustu.Onlar vatandı.

Onlar:"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı, mutluluk parıltısısınız. Kendinizle ne kadar öğünseniz azdır.." diyen yüce insanlardı. Onlar; çocuklar, kadınlar, köylüler ve fakir insanlar; mutlu, onurlu, özgür ve bağımsız bir ülkede güvenle yaşayabilsin diye, ölümüne savaşan ve girdiği her savaşı kazan Mustafa Kemallerdi...

Onlar idealist ve devrimciydi.

Ve onlar; çocukların, kadınların, annelerin, babaların ve her yaştan gençlerin geleceği aydınlık olsun diye; ulusal, çağdaş evrensel bir eğitim öğeretim düşlediler ve de kurdular.

İşte bu mucize modelin adı Köy Enstitüleri'ydi.Anadolu toprakları çiçek açtı bu özgün modelle.

Ulusal bir modeldi. Ulusal model evrensel modele dönüşecekti. Önce ülkeyi, daha sonra da bütün dünyayı ışıtacaktı bu okullar.

İhanet odakları boş durur mu hiç? Boş durmadı. Bu güzelim okullar önce işlevsizleştirildi, sonra kapatıldı. Peki daha sonra ne oldu?

Aklın, bilimin, sanatın, toplumcu düşüncenin yerini, pusuda bekleyen sinsi cemaatlar ve tarikatlar aldı.

Birey müride, yurttaş müşteriye, toplum cemaata dönüştürüldü. Mankurtlaştırılmış parçalı bir yapı oluştu. Arkası belli. Belleği tahrip edilen bir halk, dağıtılan bir ulus.

Yavaş yavaş karartıldı anayurt...

Ve geldik bu güne.

Ölüm, öldürü, yıldırı, şiddet, cinayet, tecavüz...

Her çeşit vahşet sıradışı olmaktan çıkıp sıradanlaştı.

Çocuğu, kadını ve hatta erkeği, her türlü canı ve canlıyı; cehaletten, cinayetten, tecavüzden, istismardan koruyup güvende yaşatmanın yolu; devrimci bir bakış ister.

Üreten, üretiğini hakça paylaşan halkçı bir ekonomi, demokratik ve bilimsel ahlaka dayanan; parasız ve eşit eğitim, herkesin can güvenliğini sağlayan kamu düzeni, hızlı ve adil işleyen hukuk sistemi, yoksullara ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık...

 

Sivrisinekleri öldürmek yerine, bataklığı kurutursak, herkes rahat ve derin bir nefes alacak.

Ve pek çok şey, güzel olacak bu ülke de.

Himmet Cansız

Paylaş
ETİKETLER:
Yok