Antalya
01.08.2019
A
RÖPORTAJ
Saksıda buğday üretiyoruz
Saksıda buğday üretiyoruz

Dünyada 30-40 Bin dönümlük alanlarda üretilen buğdayın Türkiye’de 8-10 dönümde üretilmeye çalışıldığını belirten İşadamı Nuri Büyükselçuk, son 12 yılda Hollanda ve Belçika’nın yüzölçümü kadar toprağın terk edildiğini söyledi.

Röportaj: Hasan YAVAŞLAR

 

Yanlış teşvik politikaları nedeni ile Türkiye’nin ürettiği sütü tüketemediğini buna karşın tüketeceği kadar eti de üretemediğini belirterek, “Süt para etmediği için yanlış teşvik sistemi ile alınan süt inekleri mezbahanede kesiliyor” dedi

 

 

 

Selçuklu Un ve yem Fabrikası Sahibi Nuri Büyükselçuk, Dünya’da 30-40 Bin dönümlük alanlarda buğday üretilirken Türkiye’de 8-10 dönümlük arazilerin kullanıldığını belirterek, “Bu kadar küçük alanlarda üretim yapınca, ne üretici kazanabiliyor, ne de verim alınabiliyor. Doğru tarım politikaları ile verimimizi yüzde 20-25 artırabilirsek, Türkiye hiç buğday ithal etmeden Dünya’nın en büyük un ihracatçısı olacaktır” dedi

ET-SÜT DENGESİZLİĞİ

Yanlış teşvik uygulamaları nedeni ile Türkiye’nin ürettiği sütü tüketemediğini, tüketeceği eti de üretemediğini belirten Selçuklu Un Fabrikası Sahibi Nuri Büyükselçuk, “Yanlış uygulamalar sonucu devlet teşviği ile alınan süt inekleri kesiliyor” dedi.

TOPRAKLAR TERKEDİLİYOR

Türkiye’de son 12 yılda terk edilen ekilebilir toprak büyüklüğünün Hollanda ve Belçika’nın yüzölçümüne ulaştığını belirten Büyükselçuk, “Köylerdeki üreticilerin yaş ortalaması 50’nin üzerinde. Köydeki 20-30 dönüm arazisini satan vatandaş, şehre gelip AVM’de güvenlikçi oluyor” diye konuştu.

 

Nuri Bey, Organize Sanayi’nin köklü kuruluşlarından birisiniz. Firmanız hakkında bilgi verir misiniz?

Selçuklu Un ve Yem Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, Organize Sanayi Bölgesi’nin en eski ikinci firması. Aslen Ispartalı bir aileyiz ve 2001’de bu fabrikayı satın alarak üretime başladık. İlk başladığımızda sadece un üretiyorduk ve bölgedeki tek un fabrikasıydık. İlerleyen yıllarda kapasiteyi artırıp bütün makine parkını değiştirdik. 2005 yılında fabrikanın bahçesinde inşaatı yarım kalmış yem fabrikasını satın alarak yem imalatına başladık.

Üretim kapasiteniz nedir?

Yıllar geçtikçe un tüketimin artmadığını, buna rağmen kurumsal hayvancılığa ciddi yatırımlar yapıldığını gözlemledik. Günde Bin ton, saatte 40 ton kapasiteli bölgenin en modern ve yüksek kapasiteli yem fabrikasını kurduk. Şu anda küçükbaş hayvan yemleri üretiyoruz. Un fabrikamızda saatte 15 ton kapasiteyle faaliyetimiz sürüyor. İki ana faaliyet alanımız dışında küçük çaplı zenginleştirilmiş unlar üretiyoruz. Bu ürünleri Berika markası ile diğer un ve yem ürünlerimizi de Selçuklu ve Nadir markaları ile piyasaya sürüyoruz.

Pazar portföyünüz hakkında bilgi verir misiniz?

Kendimizi lokal bir firma olarak tanımlıyoruz. Unda 200, yemde 300 kilometrelik bir pazar çapımız var. Burdur, Isparta, Afyon, Konya gibi illerde faaliyet gösteriyoruz. Un ve yem yükte ağır, fiyatta hafif olduğu için çok uzak yerlere gitme şansımız yok.

Hammaddeniz hububat. Antalya’da hububat üretimi çok yaygın değil. Hammadde ihtiyacını nasıl karşılıyorsunuz?

Bölgemizde hububat üretiminin çok düşük olması, bizim için dezavantaj. Seracılıkla birlikte katma değeri daha yüksek ürünler üretiliyor ve arpa buğday üretimi fazla rağbet görmüyor. Onun için unda hammaddemizin yüzde 90’ını başka illerden taşıyoruz. Konya, Afyon, Polatlı’dan buğday getiriyoruz. Bu yıl Antalya’da yer alan Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) şubesi kapatıldı. TMO’nun Serbest bölgeye sınırı olan kendi iskelesi, kendi boşaltma tesisleri ve yüksek kapasiteli depolama tesisleri vardı. Böyle olunca TMO’nun ithal ettiği ürünlerden faydalanabiliyorduk. Bu tesisler kapatıldığı için İzmir ve Bandırma’yı kullanmak zorundayız. Bu nedenle ithal ürünlere nakliye bedeli de ödediğimiz için girdi maliyetlerimiz daha da artıyor.

Yem için kullandığınız endüstriyel atık hammaddesi var. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?

Unda sadece buğday, yemde ise buğday, arpa, mısır, çavdar gibi ürünler kullanıyoruz. Yemde ayrıca endüstriyel atıklar kullanıyoruz. Yemcilik bir nev’i gıda sektörünün atıklarını kullanan, geri dönüşüm de diyebileceğimiz atıklara değer katan bir sektör. Örneğin ayçiçeği yağı fabrikası, yağını aldığı posasını bize veriyor. Şeker fabrikaları şekeri üretip posasını bize veriyor. Aynı şey soya için geçerli. Yurtdışında biodizel üretimi çok yoğun. Onlar da mısır ya da buğdaydan biodizel kullanıyor. Onların atıklarını ithal hammadde olarak kullanıyoruz.

Bu yıl buğday üretiminde düşüş olduğunu gözlemliyoruz. Hasat yeni başladı ancak buğday üretiminde düşüş yaşanırsa bunun sektöre etkisi ne olur?

Bu sene Türkiye’de 3 ile 4 milyon Ton arası buğday üretiminde açık var. Şimdi TMO önlemlerini almaya başladı. Bu yıl harman çok erken bitti. Henüz harman devam ederken yoğun bir buğday ithalatı yaşanıyor.

Buğdaydan bahsetmişken, tarımın genel sorunlarını görmemek olmaz. Tarım sektörünün sorunlarını nasıl görüyorsunuz?

Tarımın genel sorunlarından birisi de, kırsaldan kente yoğun bir göç var. Son 12 yılda ekilebilirken ekilmeyen toprak büyüklüğü, Hollanda ve Belçika’nın yüzölçümüne ulaştı. Ekilebilir, verimli toprakları maalesef terk ediyoruz. Yem sektöründen dolayı köylere gittiğimizde, üreticilerin yaş ortalaması 50’nin üzerinde. Genç nesil köylerde kalmak istemiyor.

Bu konuda Antalya Ticaret Borsası olarak bir çalışma yaptığınızı biliyorum. Bu çalışmadan nasıl sonuçlar elde ettiniz?

Evet, Antalya Ticaret Borsası olarak bu konunun üzerine gittik ve kolaycılığa kaçılmaması gerektiğini fark ettik. Gelişen teknoloji ile birlikte herkes, herkesi takip edebiliyor. Bu nedenle insanlar daha konforlu hayat istiyor. Şehirlerdeki konforlu hayatı köylere götüremezsek, bu göçün önüne geçemeyiz. İnsanları kırsalda mutlu etmek zorundayız. Köylerdeki sosyal imkanlar, sağlık ve eğitim hizmetleri sunmalıyız. Bunları yaptıktan sonra arazi toplulaştırmaya hız vermeliyiz. Şu andaki arazi toplulaştırma çalışmaları olumlu ancak yetersiz. Kırsaldaki araziler daha büyük olacak şekilde planlanmalı.

Kentlerde de ciddi işsizlik sorunu var. Bu sorun geri dönüşü tetiklemiyor mu?

Kentlerdeki işsizlik oranı, maalesef köye dönüşü sağlamıyor. Kırsaldan kente göçün en önemli sebeplerden birisi köylerdeki gençlere kız verilmemesi. Bu nedenle köydeki 20-30 dönüm arazisini satan vatandaş, şehre gelip AVM’de güvenlikçi oluyor. Köyde çiftçilik yaparken kız verilmeyen genç, şehirde asgari ücretle iş bulunca evlenebiliyor. Böyle olunca şehirlerde daha fazla okul ve hastaneye ihtiyaç oluyor, köylerde ise bu yatırımlar durma noktasına geliyor. Şu anda Tarım Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı Tarım Şurası’nda bu konu mutlaka detaylı olarak ele alınmalı ve çözüm bulunmalı. Aksi takdirde çarpık kentleşmenin önüne geçmemiz imkansız.

Anadolu topraklarının verimliliğinden ve bereketinden bahsederiz. Topraklarımız mı verimsiz, insanların hayata bakış açısı mı değişiyor?

Dünya’da ilk tahıl üretiminin üretildiği yer Göbeklitepe. Bu nedenle insanoğlunun kaderi değişmiştir ve göçebe hayattan sabit hayata geçildiği yerdir Göbeklitepe. İlk ibadethaneler orada kurulmuştur. Tahılda Dünya’nın atası konumundayken, şimdi buğdayı ithal edebilir durumdayız. Türkiye uzun yıllar kendi buğdayı kendine yeten bir ülkeydi. Türkiye son 5-6 yılda Dünya’da açık ara en fazla un ihraç eden ülke. Dünya’da yıllık 10-12 Milyon Ton un ihraç edilirken, bunun yaklaşık yüzde 40’ını Türkiye yapıyor. Aslında bizim yurtdışından ithal ettiğimiz buğday, ihraç ettiğimiz unun hammaddesi. Hiç ihracat yapmasak, kendi buğdayımız kendimize yetebilir. Bu tabiî ki mazeret değil. Neden kendi ihraç ettiğimiz unun buğdayını üretmeyelim?

Bahsettiğiniz arazi toplulaştırma çalışmaları devam ediyor. Devam eden çalışmalar tamamlandığında bahsettiğiniz sorunlar biter mi?

Türkiye olarak tarımsal üretimimizin bu kadar düşük olmasının sebeplerinden bir tanesi de, saksıda buğday üretmemiz. Dünya tarlada buğday üretirken biz saksıda üretiyoruz. Avrupa’da, Rusya’da, ABD’de 30-40-50 Bin dönümlük alanlarda buğday üretiliyor, bizde ise 8-10 dönümlük tarlalarda. Bu kadar küçük alanlarda üretim yapınca, ne üretici kazanabiliyor, ne de verim alınabiliyor. Doğru tarım politikaları ile verimimizi yüzde 20-25 artırabilirsek zaten Türkiye hiç buğday ithal etmeden Dünya’nın en büyük un ihracatçısı olmaya devam edecektir.

Küresel ısınma devam edeceğe benziyor. Bunun etkileri sektörde nasıl hissedilir?

Bu yılki düşüşün gerekçesi iklim. Küresel ısınmanın etkilerini biz çok yakınen yaşıyoruz. Dünya’da yağış rejimleri değişiyor ve çöl iklimi her geçen yıl biraz daha yukarıya çıkıyor. Bu gelişme önümüzdeki yıllarda bölgelerdeki ürün desenlerini değiştirecek. Bu yıl buğday ürettiğimiz bir yerde, 30 yıl sonra buğday üretemeyebiliriz. Küresel ısınma en çok Rusya’nın işine gelecek. Çünkü ısınma arttıkça şu anda kutuplarda yer alan ve üretim yapılamayan alanlarda, 30-40 yıl sonra her türlü üretim yapılabilecek. Çöl iklimi güneyden kuzeye doğru yavaş yavaş yükseliyor.

Un ve yem üretiyorsunuz. Ürün yelpazeniz nedir?

Un çeşitlerimiz daha çok fırınlara yönelik. Ekmeklik ve pastalık unlar üretiyoruz. Baklavalık, böreklik unlarda fazla iddialı değiliz. Bunun yanında lavaş, yufkalık unlar yapıyoruz. Berika markamız ile zenginleştirilmiş unlar yapıyoruz. Çavdarlı, yulaflı unlar yapıyoruz. İlerleyen süreçte bunların paketleme işlemlerine de girip piyasaya sunacağız.

Fabrikanızda geleneksel yöntemle un öğüten tarihi bir değirmen var. Bunu hangi amaçla kullanıyorsunuz?

Fabrikamızda sosyal sorumluluk projesi olarak tam buğday unu üretiyoruz. Temizlik ve eleme aşamasından geçen unları, 80-100 yıllık taş değirmende öğüterek tam buğday unu üretiyoruz. Yani 100 kilo buğdaydan 100 kilo un üreten bir sistemimiz var. Saatte 8-10 çuval üreten ve başında bekleyen personelin maaşını bile çıkarmayan bir sistem. Ancak sosyal sorumluluk görevi kabul ettiğimiz için bu üretime devam ediyoruz.

Yem ürettiğiniz için hayvancılık sektörü ile iç içesiniz. Kırmızı et ithalatı gündemden hiç düşmüyor. Hayvancılık sektörünün durumunu nasıl görüyorsunuz?

Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Birliği’nin Alanyalı başkanı Ahmet Hacıince’nin söylediği çok güzel bir cümle var: “Türkiye ürettiği sütü tüketemeyen, ama tüketeceği eti de üretemeyen bir ülke”. Şimdiye kadar verilen teşvik politikaları nedeni ile ihtiyacından çok fazla süt hayvancılığı yapılmış. Şu anda ihtiyaçtan çok fazla arz fazlası var. İthal ettiğimiz hayvanların hepsi kasaplık hayvanlardır. Yılardır süregelen yanlış politikalar nedeni ile bu aşamaya geldik. Bunun sonucunda da süt üreticisi sütünü istediği fiyata satamıyor.

Sütteki arz fazlasının piyasaya etkisi nasıl oluyor?

Son 3-4 aydır süt üretiminde çok ciddi düşüş yaşanıyor. Çünkü köylü para kazanamayınca sağılıp süt veren ineklerini kestiriyor. İlerleyen süreçte süt açığımız oluşmaya başlayacak ve şu anda süt fazlamız varken süt ithal etmek zorunda bile kalabiliriz. Uzun vadeli planlama yapmadığımız için, yapılan tek bir yanlış hareket bile domino taşı etkisiyle çok sayıda olumsuzluğu beraberinde getiriyor.

Süt fabrikalarının bu olumsuz tabloya etkisi nasıl oluyor?

Devletimiz iyi niyetle ama masa başında aldığı kararla süt için taban fiyat belirledi. Bu kararla köylüyü koruyor. Ancak ihtiyacın üzerinde süt var ve köylü sütünü satamıyor. Bunu fırsat bilen fabrikalar, köylünün sütünü taban fiyattan alıyor ancak süt-yem baskısı uyguluyor. Devletin belirlediği taban fiyattan sütü alan fabrika, köylünün yemi kendisiden almasını şart koşuyor. Süt için taban fiyat belirleyen devlet, yem için bu fiyatı belirlemediği için, yemi üreticiye piyasanın yüzde 10-15’i üzerinde satarak, bir anlamda süt maliyetini yüzde 10-15 azaltmış oluyor.

Tüm bu etkenlerin dışında, genel piyasada bir daralma söz konusu. Piyasalardaki gelişmeler ve dövizdeki dalgalanmalar sizi nasıl etkiliyor?

Sektörün en büyük sıkıntılarından birisi, ekonomik koşullardan dolayı yüksek faizler. Şu anda ithal hammaddelerimizi peşin fiyata almak zorundayız. Bu oran yemde yüzde 60-70 civarında. Peşin fiyata almazsak, dövizdeki belirsizlik ve finansman giderleri ile baş edemiyoruz. Bu nedenle sektörümüzdeki birçok firma iflas etti veya konkordato ilan etti. Geçen yıl Ağustos ayında hammaddeyi 5,50 döviz kuru ile alan firmalar, 2 ay sonra 7,50 olarak ödemek zorunda kaldı. Yüzde 10 kar elde eden bir sektörde yüzde 30-40’lik döviz artışları en güçlü firmayı bile batırabiliyor.

Dövizle peşin paraya hammadde alıp vadeyle satış yapıyorsunuz. Nakit açığını kapatmak için hangi yöntemi kullanıyorsunuz?

Şu anda arz eksikliği nedeni ile buğday çok kıymetli. Bu nedenle buğday hammaddesini de peşin almak zorundayız. Hammaddesini peşin aldığımız ürünleri 3-4 ay vadeyle sattığımız için 4-5 aylık finansman ihtiyacımız oluyor. Bazen aylık ciromuzun 4-5 katı kadar finansman ihtiyacımız oluyor. Bu finansman açığımızı kapatmak için gittiğimiz pek çok kamu bankasında limit artışı ve kaynak yönünden çok ciddi sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Finansmana erişimde ve finansman maliyetlerinin yüksekliği nedeni ile firmaların karlılığı ve hayatiyetlerini sürdürmelerinden çok ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Hammadde bulmakta, nihai ürünü sattığımız hayvancıların ve fırıncıların maddi sıkıntılarından dolayı onlara vade açmak zorundayız. Tüm bunları yaparken hammaddeyi peşin almak zorundayız. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: