Antalya
30.07.2019
A

Geçen hafta yöneticisi olduğum derneğin de aralarında bulunduğu bir grup STK, meslek odası ve belediye Kesik Minare için bir açıklama yaptı. Kesik Minare’nin ruhuna aykırı bir restorasyon ile camiye dönüştürülerek ibadete açılmasını protesto eden grubun talebi, yapının yakın tarihe geçtiği haliyle yani “Kesik minare” olarak kalması, çok kültürlü geçmişinin izlerinin korunması ve bir açık hava müzesi olarak düzenlenmesi idi.

 

Burada bir özeleştiri de yapmak gerekiyor. Kesik Minare’nin camiye dönüştürüleceği yönündeki karar yaklaşık 5-6 yıl öncesine dayanıyor. O tarihte, aralarında ANSAN, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Kaleiçi Esnafları Derneği gibi bizzat Kaleiçi’nin sakinleri karara karşı çıkarak eylemler düzenlemişti. Gelinen noktada proje ağır aksak adımlarla ilerleyip bugün Kesik Minare’ye külahla taçlandı! Geçen hafta verilen tepkinin bu anlamda hayli gecikmiş bir refleks olduğunu söylemek gerekiyor. O gün orada Kesik Minare’ye yapılan iğfale tepki verenlerin çeyreğini, 5-6 yıl önceki protesto yürüyüşünde görebilseydik bugün tablo farklı olabilirdi. Ancak bu saatten sonra harcanan çabaların pek bir ehemmiyeti bulunmuyor.

 

Neyse, tepki tepkidir diyelim ve konunun özüne dönelim.

 

STK’ların açıklamasının ardından İslamcı grup vakit kaybetmeden karşı bir açıklama yayımladı. Açıklamanın özet cümlesi şöyle: “Kesik Minare değil, Şehzade Korkut Cami!”

 

Devam etmeden önce kavganın adını koyalım. Açık ve net olarak bu bir din / laiklik tartışmasıdır.

 

Tartışmanın bir tarafında laisizmin canına okuyan cumhuriyet düşmanları bulunurken diğer tarafta bu gerici dönüşüme isteksiz muhalefetiyle dolaylı yollardan eklemlenmiş ikinci sınıf sermaye yapıları ve bu yapılara yamanmak dışında alternatif direniş göstermekten aciz irili ufaklı gruplar yer alıyor.

 

Kaleiçi’nin boş ibadethanelerine bir yenisini eklemek dışında bir işe yaramayan cami ısrarının arkasında başka bir şey var. Mesele caminin bir cemaatinin / işlevinin bulunup bulunmaması değil. İçinde ikamet eden kimse kalmamış Kaleiçi’nde elbette camiler Cuma namazı dışında boş kalacak. Kaldı ki başka yerlerdeki camiler de farklı bir durumda değil. Mesele daha çok bir mevzi kazanma meselesi. Görece aydın bir kesimin, AKP’ye teslim olmamış gençliğin özgürce içki içebildiği, turistlerin özellikle gece yaşantısına hayran olduğu, son düzenlemelerle cezbedici bir yer haline gelen Kaleiçi’nde elbette gericilerin mevzi kaybettiğini söylemek mümkündür. Ve kavga burada patlak vermektedir.

 

Diğer yandan muhafazakar grubun açıklamalarındaki tek sığıntı noktası, mekanın uzun yıllar bir cami olarak kullanılmış olmasıdır. Öyle ya, eskiden camiydi, hatta resmiyette adı Korkut Cami, neden yeniden ibadete açılmasın!

 

Neyse ki Hristiyanlar bu gerçeklikten cesaret alıp “hooop durun bakalım, daha önce burası bir şapeldi, yine öyle olsun” demiyor! Yine neyse ki mekanın Hıristiyanlıktan da eski bir ibadethane olduğunu söyleyip kendilerine mal edecek paganlar ortalıkta görünmüyor!

 

İster beğenin ister beğenmeyin, orası Kesik Minare’dir. Halk oraya ne ismi uygun gördüyse odur. Tıpkı Karaalioğlu diye bir parkın resmiyette olmaması gibi. Tıpkı Işıklar Caddesi’nin adını ilk ışıklı caddeden yola çıkan halkın uygun görmüş olması gibi.

 

Kesik Minare de yakın tarihin kendi gerçekliğine uydurduğu bir kültürdür. Artık o ne bir ibadethane ne de gerici bağnaz zihniyetin siyaset malzemesi değildir, olamaz.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok