Antalya
19.07.2019
A
GENEL , RÖPORTAJ
KALBİNDEN DOĞURANLAR
KALBİNDEN DOĞURANLAR

Bugün sizlere “hayal ürünü” değil tam da hayatın ortasından, gerçek bir hikaye anlatacağım. Ve siz değerli okurlar! Bu hikayede filmlere konu olan ve dünyanın bile henüz bulamadığı “Sevgi neydi?” sorusunun cevabını net olarak bulacaksınız

Röportaj: Fatih Haktan Coşkun

 

 

“Sevgi neydi?”

Türk sinema tarihinin başyapıtlarından “Selvi Boylum Al Yazmalım”…

Muhteşem oyunculukları ile gönülleri fetheden Türkan Şoray - Kadir İnanır…

Ve izleyen herkesin yüreğini sızlatıp bir kez daha hayatı sorgulatan o unutulmaz replik:

“Sevgi Neydi?”

 

Merhaba değerli Körfez okurları!

Her cuma olduğu gibi “7 Renkli Kalem” köşesi ile bu hafta da sizlerleyim.

Yazıma film repliği ile giriş yaptığım için (muhtemelen) birçoğunuz bugünkü köşemi Türk sinemasına ayırdığımı düşündünüz. Oysa bugün sizlere ne Yeşilçam analizi yapacak ne de sinemamız hakkında fikir beyan edeceğim. Bugün sizlere “hayal ürünü” değil tam da hayatın ortasından, gerçek bir hikaye anlatacağım. Ve siz değerli okurlar! Bu hikayede hiçbir şey bulamasanız dahi filmlere konu olan ve dünyanın bile henüz bulamadığı “Sevgi Neydi?” sorusunun cevabını net olarak bulacaksınız! Çünkü gerçek hayatta bu sorunun cevabını bulmuş, yüreği sevgi ile “pır pır” atan insanlar var! İşte bu hikaye onların hikayesi.

KALBİNDEN DOĞURAN NURGÜL ve GERÇEK SEVGİYLE BÜYÜYEN AYLİN’in Hikayesi...

Dans eğitimi almak üzere sanat akademimize geldiğinde tanıştık dünya tatlısı Aylin’le. Annesi Nurgül Hanım birçok ortamda olduğu gibi bizlerle de kızını tanıştırırken gözlerinin içi gülüyordu ve Aylin’e sevgi dolu gözlerle bakıyordu. Aynı sevgi dolu gözler bana bakarken ve Aylin’le olan iletişimimi incelerken, benim gözlerimde de Aylin’e karşı aynı sevgi dolu ışığı görmek ister gibiydi. Bu çok doğaldı. Çünkü her anne gibi o da eğitim almak üzere emanet ettiği çocuğunun öncelikle sevgi dolu bir ortamda bulunmasını istiyordu. Birbirimize bu güveni vermiş olmalıyız ki tatlı Aylin bizimle dansa başladı. Çok kısa bir süre sonra birçok veli ile yaptığımız gibi çocuklarımızın gelişimi hakkında konuşurken, annesi Nurgül Hanım’ın Aylin’den bahsederken kullandığı bir cümle, o an durup düşünmemi ve sonra bir kez daha durup düşünmemi sağladı.

“BEN AYLİN’i KALBİMDEN DOĞURDUM” demişti Nurgül Hanım ve bu cümle ne demekti tam anlayamamıştım! Önce güldüm ve “Ne kadar da sevgi yüklü bir cümle” dedim! Fakat Nurgül Hanım yüzündeki her zamanki olgun ve sıcak ifadeyle aynı cümleyi yineliyor: “Evet; ben onu kalbimden doğurdum” diyordu. Ve bunu söylerken çok mutlu bir şekilde gülümsemeye devam ediyordu. Hafif utanarak ve algılarımda henüz açılmayan bir şeyler olduğunu kendime itiraf etmeye çekinerek kendisine sorma gereği duydum: Pardon! Kalbimden doğurdum derken…?

 

Nurgül Hanım yine gülümseyerek aynı olgunlukla cevap verdi: Aylin benim kızım! Fakat onu ben doğurmadım, evlat edindim! Ama o benim kızım, parçam ve daha birçok şeyim… İşte bu yüzden her yerde göğsümü gere gere, bağıra bağıra, mutlulukla diyorum ki: Ben Onu Kalbimden Doğurdum! Şaşkınlığınıza gülümsüyor ve kızmıyorum çünkü alışkınım yıllardır bu tür sorulara…

İşte benim için bu soru – cevapla başladı asıl hikaye ve o andan itibaren BİZİM HİKAYEMİZ oldu! Çünkü Nurgül Hanım’ın cevabı; toplum olarak bazı sosyal konularda ne kadar eksik olduğumuzu bir kez daha yüzüme vurmuştu ve bunun telafisi ancak bu konuda kendimi ve mümkün olduğunca ulaşabildiğim herkesi bilinçlendirip geliştirmekle olurdu. Hemen aldım elime kalemi ve başladım yazmaya. Fakat istedim ki hikayeyi benden değil bu gerçek hikayenin gerçek kahramanından dinleyin.

Yüzünden kocaman gülümsemesi eksik olmadan… Aynı cümleleri insanlara defalarca aktarmış olsa da sıkılmadan… Her gün bir kişiye bile farkındalık yaratabilirse o gün çocuğu için faydalı bir gün geçirdiğine inanan… O sevgi dolu kadından dinleyin!

Onun hislerine, yaşadıklarına ve toplum olarak bizlerden beklediklerine kendi ağzından tanık olun ve kulak verin! Çünkü bu, iki saatlik bir sinema filmi değil ömürlük bir yaşam hikayesi!

Ben sordum ve Nurgül Hanım cevapladı.

İşte bizim hikayemiz...

Aylin’le ilk buluşma anınızı anlatır mısınız?

Yaklaşık 5 yıl önce, eşimle birlikte evlat edinmeyi düşündüğümüz bir dönemde, bir arkadaşımdan gelen telefonla süreç başladı.

“O BİZİM SINAVIMIZDI VE BİZ ÖDÜLLENDİRİLDİK”

Bizi heyecanlandıran bu telefonu “Şu an düşünmüyoruz” diyerek kapattık önce. Belki heyecandan belki şaşkınlıktan belki güvensizlikten veya belki de gerçekten kendimizi o an hazır hissetmemekten... Nedenini bilmiyorum ama o an reddetme eğilimine girdik. Yaklaşık 10 dakika kadar eşim de ben de hiç konuşmadık telefonu kapattıktan sonra. (Muhtemelen ikimiz de iç sesimizi dinledik o an) Sonra birden ikimiz de aynı anda birbirimize bakarak konuşmaya başladık ve ikimiz birden “Bu çocuğu alalım” dedik. Hemen geri aradık ve o andan itibaren Aylin’in bizim için doğacağı son günleri saydık. 10 gün sonra Aylin doğdu ve hastanede ona özel hazırladığımız odaya getirildi. Yeşiller içinde kıpkırmızı bir kız… Dünyanın en güzel kızı bizimdi; öyle hissettik. “Annem hoş geldin; seni bekliyorduk” dedim. O an iliklerime kadar bedenimin her yerinde bir heyecan, elektrik ve duygu seli hissedip dakikalarca ağladım. (Bunları anlatırken de ağlıyordu Nurgül Hanım)

Ne vakit sonra hatırlamıyorum; “bebeğimizin fiziksel özelliklerini kontrol edelim mi?” diye düşündük. Çünkü tek ayağında problem olabileceği ve fiziksel dezavantajlı olarak doğabileceği söylenmişti. Aslında artık umurumuzda değildi bu durum çünkü biz o telefona tekrar sarıldığımızda; “Kızımızı istiyoruz; her ne şekilde gelirse gelsin, O ARTIK BİZİM YAVRUMUZ!” demiştik. Fakat yine de her anne baba gibi biz de bebeğimizi açıp vücuduna baktık. En ufak bir fiziksel problem veya farklılık olmadığı gibi gayet sağlıklı görünüyordu. Mucize gibiydi. O telefon bizim için bir sınavdı belki ve biz bu sınavı böylesi güzel bir ödülle geçtiğimize inanıyoruz!  

 

Aylin’li hayatı biraz anlatmanızı istesem neler söylersiniz?

Aylin 6 yaşına girmek üzere ve fiziksel olarak yaşıtlarına göre daha hızlı bir gelişim gösteriyor. Sizin de bildiğiniz gibi dans, yaratıcı drama gibi sanatsal ve sosyal aktivitelerde yer alıp kendini ifade edecek düzeyde başarılı performanslar sergiliyor. Algısı oldukça yüksek bir çocuk ve onun bu başarısı bizi gururlandırıyor. Çünkü bizim amacımız Aylin’i sosyal ortamlarda kendini farklı hissetmeyecek şekilde yetiştirmek ve evlat edinilmiş bir birey olmanın onda yaratacağı psikolojik süreçleri olumlu yönde yönetmek.

 “ANNE – KIZ ÇATIŞMALARIMIZ DA OLABİLİYOR”

Kızımla her konuda konuşarak çözüme ulaşmayı tercih ediyorum. Ama tabii ki bazen de anne – kız çatışmalarımız olabiliyor. Bazen beni eşimden kıskanıyor. Örneğin gece uyanıp gelip aramıza yatıyor veya eşimle dansa kalktığımda gelip aramıza giriyor. (Gülerek anlatıyor bunları ve her anından çok keyif aldığı gözlerinden okunuyor Nurgül Hanım’ın)

Onunlayken en keyif aldığım anlardan biri; mesela bir ortamda beni bulamayınca veya göremeyince paniğe kapılıp ağlaması ve beni gördüğü anda susup rahatlaması… İşte o an aramızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu hissediyorum ve bu duygusal tatmin bana çok iyi geliyor. Aynı şekilde yolda bir arkadaşıma rastladığımda Aylin’in kedi gibi arkama saklanması ve kendini o arkadaşımdan saklarken bana sığınıp kendini orada güvende hissetmesinin bende yarattığı his çok özel. Bu tür duygular kelimelerle anlatılmaz ama yaşadıkça her anın ne kadar değerli olduğunu görüyorsunuz. Banyodaki halleri, uykudaki halleri, oyunları ve daha birçok şey… Hepsi ve daha fazlası bana “İyi ki” dedirtiyor… İyi ki hayatımda bu kalbimin pır pırı…

Eşinizle sizin psikolojik süreciniz nasıl işledi Aylin öncesi ve sonrası?

Daha önce de belirttiğim gibi eşimle çocuk sahibi olmak için üzerimize düşeni yaptık yıllarca fakat bu durumu hiçbir zaman hayatımızın odak noktası haline getirmedik. Çünkü çift olarak öncelikle birbirine bağlı ve birbirini çok seven iki insanız. Bu süreçte gelen sorulara çok fazla kulak asmadık ve mutlu bir şekilde hayatımıza aynen şu anda olduğu gibi devam ettik.

Evlat edinme fikrine girdiğimizden beri yakın çevremizden hep pozitif destek gördük. Ve bunun için de en uygun zamanı ve koşulları bekliyorduk. Aylin bize; yüce yaratıcının bir hediyesi oldu. Hem kendimizi en hazır hissettiğimiz zamanda geldi hem de geldiği günden beri tüm ailemizin neşe kaynağı oldu.

Aylin’den sonra hayatımız pozitif anlamda değiştiği gibi yanı sıra daha fazla sorumluluk da getirdi. Her anne ve baba gibi biz de çocuğumuzun kılına zarar gelse -tabiri caizse- aklımızı oynatacak düzeyde seviyoruz onu. Bu yüzden onu hayata ve tüm zorluklara karşı güçlü bir birey olarak yetiştirmeye çalışıyoruz. Geçen gün mutfak dolabını açmak istedi ısrarla. Kendisine karşı çıktım. İnat edince hafifçe ittirdim. O an bana “Sen beni itemezsin” diye tepki verdi. İlk kez böyle bir tepki ile karşılaştım. Önce tuhaf buldum bu durumu fakat sonra hoşuma gitti. Çünkü annesi de olsam hiç kimsenin onu itemeyeceğini biliyor olması ve kendini bu konuda koruma altına almış olması güzeldi. Daha sonra kendisinden özür diledim ve her zamanki gibi konuşarak dolabı neden açmaması gerektiğini anlatıp tatlıya bağladık.

 

Babasına gelince; her baba – kız ilişkisinde olduğu gibi bizde de durum aynı. Eşim eve geldiğinde onu öperek karşıladığımda, Aylin hemen babasına sarılıp onu benden daha çok öpme yarışına giriyor ve babası Aylin’in canı gece yarısında bile herhangi bir şey istese evden çıkabiliyor onun için. Eşim de ben de Aylin’le çok mutluyuz. Bizim açımızdan hiçbir problem olmadığı gibi herkese tavsiye edecek düzeyde memnun bir hayat yaşıyoruz. Toplumsal baskılar ve bitmeyen sorular bizler gibi ailelerin ve çocuklarımızın üzerinden kalkarsa gelecek nesiller için çok daha güzel bir yaşam olacaktır.

Ailelerimiz öz torunları olarak benimsedi Aylin’i. Çünkü doğduğu günden beri bizim çocuğumuz o! Zaten bu “öz” ve “üvey” kavramları da çok yanlış kullanılıyor. Gündelik hayatta kullanılan cümlelerde bile kırıcı ifadeler yer alıyor. Örneğin; “Bana üvey evlat muamelesi yapma!”, “Kendimi evlatlık gibi hissettim!” ve bunlara benzer birçok ifade… Toplum olarak bu tür cümleleri sözlüğümüzden kaldırabilir ve başka çocuklara, özellikle okul öncesi eğitimdeki çocuklara sadece biyolojik yolla değil bu şekilde de evlat sahibi olunabildiği vurgusu yapabilirsek her şey çok daha güzel olacak!

Aylin “özel” durumunun farkında mı? Ve bu durum sizde herhangi bir endişe yaratıyor mu?

Aylin “özel” durumunu biliyor çünkü konuşmaya başladığımız ilk günden beri ona bu bilgiyi bizzat kendimiz veriyoruz. Yaşı ilerledikçe bu “özel” durumun ne olduğunu çok daha iyi anlayacaktır. Birçok ailenin –maalesef- gizlemek zorunda kaldığı gibi; herkesin bildiği bir gerçeği ve en önemlisi onun dünyası için çok değerli olan bu güzel paylaşımı ondan gizlemek yerine, tam tersi ona her fırsatta anlatıyoruz. Gelecekte bir anda öğrenip travma yaşatmaktansa onu şimdiden bilinçli olarak korumuş oluyoruz. Böylesi çok daha sağlıklı bir süreç.

Ona her gün “Sen benim kalbimin pır pırısın, seni ben kalbimden doğurdum!” diyorum. Ve bu sevgi dili, aramızda çok daha güçlü bir bağ kurduğu gibi, güven duygusunu da güçlendiren bir etki yaratıyor. Biz kendi aramızda o dili çok güzel yakaladık.

Biz bir aileyiz artık. Aylin bizim hayatımız için çok değerli bir noktada evet ama kesinlikle onun bu özel durumunu, ilerleyen yaşlarda -bilhassa ergenlik dönemlerinde- kendi lehine silah olarak kullanmasını ve her durumda buna bağlı olarak savunma mekanızması geliştirmesini istemiyoruz. Her çocuk gibi doğal süreçte yol almasını ve doğal anne – baba – çocuk üçgeninde büyüyen bir birey olmasını istiyor ve bu yönde hazırlıyoruz onu hayata.

Bizim tek endişemiz; Aylin’in dış dünyadan yara alması. Çünkü bizler her ne kadar ailesi olarak onu doğru bilgiler ve algı yönetimi ile evde hazırlasak da okulda, mahallede, herhangi bir sosyal ortamda arkadaşları veya arkadaşlarının aileleri ona farklı hisler yaşattığında bu Aylin’de yara açabilir. Bu gibi durumların önüne geçmek de ancak “bilinçsiz” toplumun bilinçlenmesi ile olur.

“EVLAT EDİNME KONUSUNDA ÖRNEK OLMAYI ÇOK İSTİYORUM”

Bugün sizinle röportaj yapıyor olmam ve devamında yapacağım tüm çalışmalardaki amaç;  bizim çocuğumuza ve Aylin gibi “özel” çocuklara; evlat edinilmiş olmalarının dezavantajmış gibi aktarılmasının önüne geçmek. Toplum bu konuda bilinç sahibi olsun istiyorum. Çünkü kendini geliştirmeyen toplumlar cehalete mahkumdur! Evlat edinme durumu sosyolojik bir olgu ve bu sosyolojik olgu da bir toplum gerçeği iken insanların bu güzel duyguyu dedikodu malzemesi yapması, fısıltı şeklinde konuşması, evlat edinen ailelerin bunu gizlemek zorunda bırakılması, çocuklara yara verecek düzeyde negatif söylemlerde bulunulması ve hatta acınarak bakılması tamamen kişisel gelişim eksikliği ve toplumsal bilinç düzeyinin yetersizliğinden ileri gelmektedir. Bir an önce bilinçlenmek gerek. Tıpkı çağdaş ülkelerdeki gibi yasal yollardan evlat edinmeyi ve biyolojik aileler gibi normal hayat sürebilen bireylere dönüşmeyi öğrenmemiz gerek.

Aylin’e de topluma da kazandırmak istediğimiz algı şekli şu: “Bu şekilde de evlat sahibi olunabilir” algısı… Evet biyolojik aile fiziksel bir gerçek. Fakat çocuğa gerçek hayatta yeterli pozitif yaşam koşulları sağlanmadığında, çocuk sağlıksız bir ortamda yetişmek zorunda bırakıldığında veya tamamen kendi kaderine mahkum edildiğinde biyolojik aile hiçbir işe yaramıyor! İşte burada bizler gibi vicdan sahibi, duyarlı aileler devreye giriyor. Önemli olan özveri ve gerçek sevgi ile sağlıklı bireyler yetiştirebilen ebeveynler olabilmek. Nice aileler var; çocuğunun gözü önünde eşine aile içi sözel veya fiziksel şiddet uygulayan, nice çocuğumuz var en yakınları tarafından tecavüze uğrayan, cinayete kurban giden ve nice aile var ister zorunluluktan isterse rızası ile çocuğunu sokağa bırakan. Biz ve bizim gibi aileler; fizyolojik olarak çocuk dünyaya getirmemiş olsak da bir çocuğu gerçekten kendi canımızdan bir parçaymışçasına sevip sahiplenebilen insanlarız. Toplumumuzu bu konuda bilinçlendirmeyi ve evlat edinme konusunda örnek olmayı çok istiyorum.

 “Aylin bir gün biyolojik ailesini ister mi?” sorusu aklınızı kurcalıyor mu?

Bu soruya “Hayır” desem tabii ki yalan olur veya samimi olmaz. Böyle bir ihtimal var. Yani en azından Aylin de bir gün biyolojik ailesi hakkında sorular sormaya başlayabilir ki soracaktır. Hatta onları görmek isteyecektir. Bu da onun hakkı çünkü. Fakat ona vereceğim cevap belli. Yine ona dürüstçe biyolojik ailesinin şu an nerede olduğunu bilmediğimi ancak kendisi de isterse el ele bu konuda birlikte arayışa girebileceğimi söyleyeceğim. Çünkü inanın ben de şu an Aylin’in biyolojik ailesi hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. Bu bilgiyi şu an için gerekli de bulmuyorum. Az önce de dediğim gibi günün birinde Aylin’den böyle bir talep gelirse onunla el ele verip kızımı daha fazla mutlu edecekse arayışa girerim. Çünkü benim için önemli olan onun mutluluğu. Hatta biyolojik anne veya babası ile yaşamayı tercih ederse bile ona gitme demem. Evet üzülürüm… Çok üzülürüm ama ona “Gitme” diyemem. Buna hakkım olduğunu düşünsem bile diyemem. Çünkü onu; onun her tercihine saygı duyacak kadar çok seviyorum!

Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?

Biyolojik anne ve babalara mesajım:

Günün birinde evladınıza doğum hikâyesini anlattığınızda "Çocuğum sen karnımdaydın, şu veya bu şekilde doğdun ve biliyor musun baban ve benim gibi birçok kadın ve erkek evlenir ama bazılarının çocukları olmayabilir. Ama onlar da bizim gibi anne baba olmak isterler. Anne ve babasını bekleyen bir bebeği alıp evlerine getirerek anne baba olurlar. Buna “evlat edinme” denir ve bu da bir doğum şekli ve aile olma şeklidir!” demeniz yeterlidir. Yapacağınız şey çok basit. Biz ve bizim gibi evlat edinen aileler ve çocuklar için çok ama çok önemli...

Evlat edinmekten çekinmeyin! Bu yolla çocuk sahibi olma yöntemlerini araştırın! Çünkü evlat edinme konusunda ve resmî işlemlerin nasıl uygulandığı konusunda da eksik bilgiler var. Örneğin; koşulları uygun olduğu takdirde bekar bir erkek veya kadın da evlat edinebilir. Evli olmak zorunlu değil.

 

 

Kimse kimsenin özel hayatımı sorgulamasın, yargılamasın, parmağı ile göstermesin! Hristiyan - Müslüman, Türk - İngiliz, Homoseksüel – Heteroseksüel, Dindar – Ateist vs vs vs... Birbirimizi ayrıştıran bu gibi kavramlardan toplum olarak uzak duralım. Ve tabii ki aynı şekilde; evlat edinilmiş çocuklara ve evlat edinmiş ailelere farklı bir gözle bakıp onların iç dünyalarını yaralamayalım. Çünkü dünya hepimizin ve inanın değişen hiçbir şey yok. Duygu da aynı duygu, sevgi de aynı sevgi, aile de aynı aile... Bunu ancak evlat edinenler bilir!

“GERÇEK ANNE – BABA NEDİR VE ĶİMDİR?” SORUSUNU İYİ ANLAMALI...

Biyolojik anne – babalıktan çok daha önemli bir unsur var hayatta: Ruhlar buluşması ve ruhsal anne – babalık... Birçok kişi farklı sebeplerle çocuk dünyaya getirebiliyor. Zorunluluktan doğuranlar var, tecavüze uğrayıp doğuranlar var, günah diye çocuğu aldırmayıp veya korunma yöntemlerini bilmediği için doğuranlar var... Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat bu gibi sağlıklı olmayan sebeplerle dünyaya gelmiş olan çocukların suçu ne? İşte bu yüzden “Gerçek anne – baba nedir ve kimdir?” sorusunu iyi anlamalı!

Kendini gerçekten ama gerçekten hazır hisseden kişiler anne – baba olsun! Ve lütfen kimse kimsenin evlat sahibi olma şekline kafa yormasın! O küçük detay; hayatın bütünü ve tüm güzel paylaşımların insanlara kattığı mutlulukların yanında çok anlamsız kalıyor! Çünkü hayat ana rahmine düştüğünde değil gerçek sevgiyle bakan bir anne veya babanın kucağına geldiğinde başlıyor! Bunu böyle bilelim yeter...

Evet değerli okurlar!

Nurgül Hanım’ın ruha işleyen cümlelerini, kalbimin ve hafızamın derinliklerine hapsedip kendisinden son mesajı da aldıktan sonra bıcır bıcır, yerinde duramayan, gerçek bir pır pır olan tatlı Aylin’le fotoğraf çekimi için dışarı çıktık. Masadan kalkarken Nurgül hanımın gözlerine bir kez daha bakmak istedim. Kalbinden doğurmuş bu kadının gözlerinde, yüzlerce çocuğu sevecek kadar büyük bir sevgi vardı hala. Ve hala gözlerinde duruyordu; Aylin’i ilk kucağına aldığında gözlerine düşen damla! Az sonra sel olup akacak gibi…

Yazımın başında girizgâh olarak kullandığım film repliğini Nurgül ve Aylin’in hikayesi ile tamamlamak istiyorum:

  • Sevgi neydi?
  • Sevgi iyilikti…
  • Sevgi dostluktu…
  • SEVGİ EMEKTİ…

Saygı ve sevgilerimle

Fatih Haktan Coşkun

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: