Antalya
18.07.2019
A
RÖPORTAJ
Çiftçiye ‘Sen öl’ diyorlar
Çiftçiye ‘Sen öl’ diyorlar

CHP Milletvekili Aydın Özer, Türk çiftçisi can çekişirken ithalat yapmanın “Çiftçiye öl demek” anlamı taşıdığını belirtti. Hal Yasası’nın çıkması halinde örtü altı tarımın biteceğini belirten Özer, devletin verdiği teşviklerin kontrolsüz olduğunu belirterek, “Teşvik parası ile müteahhitlik yapan, lüks yaşayan insanlar var” dedi

TEŞVİK PARASIYLA LÜKS HAYAT

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tarım sektörünün sorunlarını sık sık dile getiren CHP Antalya Milletvekili Aydın Özer, sektörün içinde bulunduğu durumu anlattı. Türkiye’de kendi çiftçisiyle mücadele eden bir sistemin olduğunu belirten Özer, devletin tarım için verdiği teşviklerin doğru kullanılmadığını belirterek, “Teşvik parasıyla müteahhitlik yapanlar, İstanbul’un lüks semtlerinde yaşayan insanlar var. Teşvik verilecekse kontrol da yapılmalı” dedi.

NESLİMİZ TEHDİT ALTINDA

Gündemden düşmeyen hal yasasının çıkması halinde Türkiye’de örtüaltı tarımın biteceğini iddia eden Özer, yeni yasa ile serbest piyasanın tamamen biteceğini iddia etti. Pancar fabrikalarının kapatılacağını belirten Özer, “Halk şeker bazlı glikoz tüketmek zorunda kalacak. Bu da neslimizin tehlikeyle karşı karşıya kalacağı anlamına geliyor” dedi. Türkiye’de ayçiçeği üreticisi kan ağlarken hükümetin Sırbistan’dan ayçiçeği ithal ettiğini belirten Özer, “Bu da çiftçiye, ‘Sen öl’ demek” diye konuştu.

-------

Sayın vekil, tüm Türkiye’yi geziyor ve tarımın sorunlarını yerinde inceliyorsunuz. Çiftçinin son hali nedir?

Dünya’nın hiçbir ülkesinde tarımla uğraşanlara, pazarcılara ‘terörist’ ve ‘fırsatçı’ diyen bir cumhurbaşkanı yoktur. Çiftçi üretir, başka da bir şey bilmez. Cumhurbaşkanı tarım konusunda yanlış bilgilendiriyor ki; bu yanlış ifadelerde bulunuyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konuda doğru danışmanlarla çalışmadığını düşünüyoruz.

Seçimlerden önce kurulan tanzim satış çadırları yaşanan soruna çözüm olmadı mı?

Yerel seçimlerden önce kurulan tanzim satış çadırlarının faydasının olmadığı gibi, pazarcı esnafını da bitirdi. Pazarcı 10 TL’ye aldığı ürünü nakliye ve diğer giderlerle 11 TL’ye mal etti. Bu adam en az 13-14 TL’ye satmalı ki; masrafını çıkardıktan sonra evine ekmek götürsün. Pazar tezgahlarının hemen yanına kurulan tanzim satış çadırlarında, pazarcının 13-14 TL’ye sattığı ürünü 5-6 TL’ye satarak pazarcıyı bitirdiler. Bu aradaki farkı, bizim vergilerimizle sübvanse ettiler. Bir pazarcının yanında 2-3 kişi çalıyor. Bir kişinin minimum maliyeti 3 Bin 500 TL. Tanzim satışlarda belediye personeli çalıştırıldı, kira ve vergi ödemediler. Şimdi de pazarcı esnafı ile barışmak istiyorlar. Pazarcı bu insanlarla barışmaz.

Bugünlerde yayla ürünleri çıktı. Yayla ürünlerinin piyasaya etkisi ne oldu?

Şu anda yayla domatesi çıktı ve kilosu 1 TL ile 1,20 TL arasında değişiyor. Bugün domates, salatalık, karpuz para etmiyor. Serik’teki karpuz tarlaları, içindeki karpuzla beraber sürülüyor. Çünkü toplansa toplama parası çıkmıyor. Geçtiğimiz yıllarda Irak’a, Suriye’ye, Suudi Arabistan’a sebze-meyve ihraç ediyorduk. Yöneticilerin kavgası nedeni ile bu ülkelere bugün ihracat yapılamıyor.

Diğer Antalya milletvekillerinin çiftçiye bakışı nasıl? Onlar Antalyalı çiftçinin durumunu kürsüden anlatmıyor mu?

TBMM’de kürsüden çiftçinin battığını, ürününün para etmediğini söylediğimiz zaman AK Parti’nin Serikli milletvekili Kemal Çelik, ‘Çiftçi kazanıyor’ diyor. Halktan bu kadar kopmuş durumdalar. Kemal Çelik Serikli. Serik Hali’ne gitsin ve çiftçinin kazanıp kazanmadığını görsün. Çiftçinin sorununu bilmiyorsanız susun bari. Çiftçinin gözünün içine baka baka yalan söylemeleri bizi çok üzüyor. Maliye ve Ticaret Bakanı, Tayyip Bey’in arkasında gezeceğine ihracat yapamadığımız ülkelerle görüşüp ticari anlaşmalar yapsın.

Türk tarımının size göre en önemli sorunu nedir?

Türk tarımının en önemli sorunu; planlamanın olmaması. Türkiye üretiyor ancak planlama yok.

Bu sorunlar böyle devam ederse Türk tarımı nereye gider?

Şöyle anlatayım… 2004-2017 yılları arasında Türkiye nüfusu yüzde 17 arttı. 2004’te 66 milyon olan nüfus 82 milyona çıktı. Aynı yıllarda 3 Milyon 500 Bin hektar ekilebilir tarım arazisi terk edilmiş. Bu rakamlar, TÜİK’in açıkladığı resmi veriler. Bu arazilerde kuraklık yok, tamamı verimli arazi. 14 yılda nüfus yüzde 17 artmış, üretim yüzde 12 azalmış. Aradaki makas yüzde 29 açılmış. Dünya’da aklı çalışan bütün ülkeler, önce çiftçisini destekler. Hem de acımadan. Milletine ucuz sebze yedirmek isteyen yöneticiler, çiftçisini sübvanse eder, maliyetleri yarı yarıya indirir. Bugün ortalama 2 TL olan sebze fiyatının maliyetini 1 TL’ye indirirseniz, pazardaki fiyatlar otomatik olarak yarı yarıya düşer. Türkiye’nin 4’te biri açlık sınırında yaşıyor. Açlık sınırının altında asgari ücret belirleyen bir hükümetten bahsediyoruz. Yani diyorlar ki; ‘Asgari ücretle iş bulabilirseniz aç kalın’.

Sorunların çözümü için sizin önerileriniz neler?

Üretim havza planlaması şart. Her bölgeye ayrı bir teşvik sistemi getirilmeli. Takipli teşvik verilmeli. Teşvik paralarını alıp İstanbul’da müteahhitlik yapanlar var. Antalya’da araziler küçük olduğu için teşvik paraları düşük. Anadolu’da birlerce dönüm arazisi olan insanlar var. 10 Bin dönüm arazisi olanlar var. Bu insanların bazıları ekmediği, nadasa bıraktığı arazileri için milyonlarca TL teşvik alıyor. Araziler boş kalıyor, istihdam sağlanmıyor, arazi sahiplerinin çoğu da İstanbul’un en lüks semtlerinde lüks içinde yaşıyor. Teşvik verdiyseniz takip edeceksiniz. Teşvik, bir ülkede eksikliği hissedilen bir alanda açığı kapatmak için verilir. Teşvikle hem üretim yapılır, hem istihdam sağlanır, hem de ülke için katma değer sağlanır. Bizdeki gibi birilerine rant sağlanmaz.

Sektöre hakimsiniz. Elinizde yetki olsa, Türk tarımının sorunlarını ne kadar sürede çözersiniz?

Bugün bize yetki versinler, akıllı bir politika ile 4 yılda Türkiye’nin ne et, ne tarım ihtiyacı kalır. Hem de çok büyük paralar harcayarak yapılmaz bu işler. 4 yıl sonra ne et, ne buğday, ne saman, ne de mercimek ithal ederiz.

Fiyat artışları ve ürün yetersizliği nedeni ile hükümetin sürekli ithalata yönelmesi çözüm mü?

1960’lı yıllarda Kanada’ya mercimek ihraç eden bir ülkeyken, şu anda Kanada’dan mercimek ithal ediyoruz. Böyle bir mantık olabilir mi? Akıl alır gibi değil. Türk çiftçisinden 1,10-1,20 TL’ye buğday alan hükümet, daha sonra açık var diye 1,40 TL’ye buğday ithal ediyor. Kendi çiftçisiyle mücadele eden bir sistem var ve bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bir insanın ilk ihtiyacı karnının doymasıdır, Elbise, ayakkabı ondan sonra gelir. 82 milyonluk ülkeyiz, hal yasası çıkar ve seracılığı da bitirirlerse, Türkiye 82 milyonluk bir dünya pazarı haline gelecek.

Pancar üreticisinin durumu ortada. Türkiye pancar üretiminde nereye gidiyor?

17 yıllık iktidarın açtığı bir tane fabrika yok. İstihdam sağlayan bir tane işletme yok. Halkın parasıyla yaptıkları yollar, hastaneler, köprüler de müşteri garantili olduğu için, halk kullanmasa bile yıllarca o yatırımlara para ödeyecek. Hiçbir fabrika açmayan AK Parti, pancar fabrikalarını özelleştirdi ve fabrikalar yakında kapanmaya başlayacak. Bu olay gerçekleşirse, Türkiye şeker bazlı glikoz tüketen bir ülke haline gelecek. Sağlık Bakanlığı, şeker bazlı glikozun ne kadar zararlı olduğunu açıklıyor. İktidarın bu uygulamaları ile neslimiz tehlike altına girecek.

Bazı kanunlarda tarımı destekleyen maddeler var. Bu destekler sektör için çözüm olmuyor mu?

2006 yılında AK Parti bir tarım yasası çıkardı. 21. Maddede, milli gelirin yüzde 1’i ile tarım sektörünün destekleneceği belirtiliyor. ‘Verilebilir’ demiyor, ‘Verilir’ diyor. Yani emir kipi kullanıyor. 2006’dan 2018’e kadar 250 Milyar TL destek vermeleri gerekirken, 116 Milyar TL destek vermişler. Yarısı bile değil. Bu desteklerin büyük bölümü de yanlış yerlere verildi. Yani AK Parti hükümeti kendi çıkardığı yasasına bile muhalefet etmiştir.

Aydın Özer bugün Tarım Bakanı olsa, bahsettiği sorunların çözümü için neler yapar?

Ben Tarım bakanı olsam; doğru bir planlama yapar, teşvik sistemini doğru uygular, 10 yıl sonra Türkiye’nin ihtiyacının neler olduğunu ortaya çıkarır, planlı ve destekli üretim sistemine geçerdim. Tarım Bakanlığı bünyesinde 10 bin kadro açarım, 5 bin veteriner, 5 bin de ziraat mühendisi alırım. Çiftlikleri, üretim yerlerini kendilerine zimmetlerim, üretilen üründen, doğan buzağıdan bu insanları sorumlu tutarım. Bu uygulama hayata geçtikten sonra tarlalar nadasa bırakılmaz, süt veren inekler kesim için mezbahaneye götürülmez. Bugün 40 tane inek teşvik parası alıp, bir gün sonra inekleri satarak İstanbul Eyüp’te müteahhitlik yapan insanlar var. Benim bahsettiğim sistemde bu kaçakların önüne geçilir.

Her konuda tasarruftan bahsediliyor. Tarımda tasarruf söz konusu olabilir mi?

Sürekli tasarruftan bahsediliyor. Tasarruf önce evdeki babanın tasarrufu ile başlar. Babasını örnek olan çocuklar zaten otomatik olarak tasarruf edecektir. Ancak bizim ailenin babası, özel uçaklar, saraylar, koruma orduları ile tasarrufu düşünmüyor. Böyle olunca altımızda en lüks araba var, ancak deposunu dolduracak paramız yok. Tablo aynen böyle.

Tarım, birçok ülke için üretim demektir. Üretim de ülkelerin cari açıklarını azaltır. Birçok tarım ürününü ithal eden Türkiye’de tarımın cari açığa etkisi nedir?

Ülkeler, ürettiği bazı ürünleri ihraç eder, eksik olan ürünleri de ithal eder. Ancak sattığınız ürünler, aldığınız ürünleri dengelemeli. Burada ithal edilen ürünler fazlaysa açık vardır ve bu da cari açığa sebep olur. Bu açık devam ettikçe, dışarıdan faizle borç almaya başlarsınız. Şu anda Türkiye, en fazla faizle dolar alan ülke konumunda. Dünya’da dolara 2,5-3 seviyesinde faizle ulaşılabilirken, biz yüzde 7.5 faizle Dolar arıyoruz ve vermiyorlar. Çünkü güvenmiyorlar.

Çiftçiler, girdi maliyetlerinin yüksekliğinden şikayet ediyor. Türkiye’de tarımın girdi maliyetleri gerçekten çok mu yüksek?

Zaten çiftçinin şu anda en büyük sorunu; girdi maliyetlerinin yüksek oluşu. Ancak bunun çözümü çok basit. Yatlara verilen ÖTV’siz mazot, neden çiftçiye verilmiyor? Geçen yıl 120 TL’ye alınan gübre şu anda 350 TL. Devlet çiftçinin bu zararını sübvanse etmeli. Çiftçinin beyanı ve tapusu üzerinden bu yardımlar doğru bir şekilde yapılabilir. Ancak üreten çiftçiye verilmeli. TBMM’de 2019 Milli gelirinin 45 katrilyon TL olduğunu açıkladılar. O zaman, kendi yasanıza göre çiftçiye 45 Milyar TL yardım edeceksin. Ancak 16.1 Milyar TL teşvik veriyorlar ve 29 Milyar’ı vermiyorlar.

Kendi kendine yeten bir Türkiye nasıl bu noktalara geldi? Özellikle tarımda yaşanan tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Tarım sektöründen olmayan bir Tarım Bakanı, ticaretten anlamayan bir Maliye ve Hazine Bakanı olursa bunlar oluyor. Nasıl sağlık sektöründen gelen bir Sağlık Bakanı varsa, tarım ve hazinede de sektöre hakim isimler bakan olmalı. Ancak göreve gelen insanlar da hareket alanı bulabilmeli, yukarıdan gelen emirleri uygulayan değil. Hazine Bakanı, Türkiye’nin bu yıl cari fazla vereceğini söyledi. Balık kavağa çıkacak dese, balığın zıplayarak kavağa çıkma şansı var ancak cari fazla verme şansımız yok. Zaten 500 Milyar dolar borcu var bu ülkenin. Önce samimi olacaksınız. Kaçakları bitirip israfı önleyeceksiniz. Tasarrufa devlet başlayacak.

Tasarruf demişken… TBMM’de görev yapan bir vekil olarak yaşanan israfa somut bir örnek verir misiniz?

Hemen vereyim. Almanya’nın nüfusu 87 milyon, bizim 82 milyon. Bizim kullandığımız lüks makam araçlarının tamamını Almanya üretiyor. Almanya’daki makam aracı sayısı 11 Bin, bizde 120 Bin. Adamlar kendi ürettikleri araçları kullanmazken, biz satın alarak kullanıyoruz. İsrafa buradan başlayabilirler. 17 yıldır tek başına ülkeyi yöneten hükümet istediği kanunu çıkardı, istediğini yaptı. 15 Temmuz’dan sonra KHK’larla istediğini kovdu, istediğini attı. Peki 17 yılda hangi sorunu çözdüler? AK Parti hükümeti 17 yılda çözdüğü bir tane sorunu söylesin. Bu kadar özelleştirme, satış ile halkı borçlandırarak sadece yol, köprü, hastane yapacaksınız. Bunu rahmetli Demireller, Ecevitler, Türkeşler, Erbakanlar, Özallar da yapardı. Ancak o liderler ülkenin hiçbir değerini satmadılar.

İşsizliğin artmasında tarım sektörünün payı nedir?

İşsizliğin bu kadar artmasında, tarımdan kaçışın büyük rolü var. Milyonlarca insan tarımı terk edip büyükşehirlere göç etti. Geçen hafta Edirne’de Ahi Köyü’ne gittim. Bu köyde ayçiçeği üreticileri ürünlerinin para etmediğini söylüyor ancak hükümet Sırbistan’dan ayçiçeği ithal ediyor. İşin ilginç tarafı; Sırbistan ayçiçeği üretmiyor. Başka bir ülkeden Sırbistan’a ayçiçeği getiriliyor, menşei değiştirilip Türkiye’ye gümrüksüz sokuluyor. Bu çiftçiye ‘Sen öl’ demektir, ‘Ben seni istemiyorum’ demektir.

Son sorum: Hal Yasası çıkarsa sektör bundan nasıl etkilenir?
Hal Yasası çıkarsa örtüaltı tarım tamamen biter. Çünkü getirdikleri teklif şu: Türkiye’deki 175 mevcut hal tamamen kapatılıyor. Anonim şirketlere 30 tane hal yaptırıyorlar. Yeni hallerde belediyeler tamamen devre dışı kalıyor. Biz bu anonim şirketlerinin kim olduğunu bilmiyoruz ve öğrenemiyoruz. Bu şirketler kötü niyetli insanların eline geçerse, serbest piyasa tamamen ortadan kalkar. Şu anda az ve talebe göre kendiliğinden ortaya çıkan bir fiyat politikası var, yeni yasada bu tamamen biter. Bugün buğdayı, nohutu, mercimeği, samanı nasıl dışarıdan alıyorsak, sera ürünlerini de dışarıdan almak zorunda kalırız. Her serada birkaç aile çalışıyor, onlar da işsiz kalır. Yasaları kafanıza göre yapmaktan vazgeçin, gelin tartışıp sahaya inerek yapalım. Deneme yanıma sistemi ile yasa çıkarmaktan vazgeçmeliler. 

Paylaş
ETİKETLER:
seçim
YAZAR: