Antalya
06.07.2019
A

 

Tarihte engelli bireyler toplumsal iletişim zorlukları ve tanılanma ile ilgili bilgi düzeyindeki eksikliklerden dolayı sosyal hayatta yer alamamışlardır. Modern anlamda engelli bireyler için ilk rehabilitasyon merkezleri 1820’de Almanya’da kurulmuş  ve bu bireylerin tanılanması, gruplanması ve toplumsal entegrasyonları ile ilgili çalışmalar yapılmıştır.  Bu gruplama ve tanılama çalışmaları sonucunda engelli bireylerin eğitimi ve toplumla kaynaşmaları için etkili bir çalışmaya gidildiği söylenebilir.

Birinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda, savaşta yaralanan çok sayıda insanın yaşamlarını engelli olarak sürdürmek zorunda kalmaları nedeniyle iyileştirme kurumları kurulmaya başlanmıştır. İlk açılan iyileştirme kurumları arasında New York’ta 1917’de açılan Sakatlar ve Maluller Enstitüsü, 1919’da açılan Milqeukee Sakatlar Rehabilitasyon Merkezi sayılabilir. İkinci Dünya savaşından sonraki yıllarda entegrasyon ve normalleştirme kavramları ortaya atılmıştır. Savaş sonrasında ortaya çıkan işgücü açığının, kısmen de olsa savaşta yaralanan engellilerle karşılanmak zorunda kalınması bu kişilerin rehabilite edilmesini gündeme getirmiştir.

1950’li yıllar aynı zamanda insan hakları konusundaki görüş ve uygulamaların da yoğun olarak tartışıldığı yıllardır. Bu gelişmenin de etkisiyle, örneğin 1950 yılında Cenova Konferansında engellilerin sosyal rehabilitasyonu gündeme getirilerek eğitim, tedavi, mesleki rehabilitasyon ve istihdam konularında uluslararası standartlar belirlenmesi ön görülmüştür. 1952 yılında Birleşmiş Milletler tarafından UNDP, ILO, WHO, UNESCO, CEF, UN gibi uluslararası kuruluşların katılımının sağlandığı bir toplantıda yeni bir bakış açısıyla eğitim ve rehabilitasyon programları geliştirilirken, engellilerle ilgili konuların da bu kuruluşların programlarına dahil edilmesi istenmiştir. 1960’ların sonlarında ise “Sosyal Model” yaklaşımı adı verilen yeni bakış açısıyla engellilerin yaşadıkları sınırlılıklar ile çevresel etkenler ve toplumda engellilere yönelik tutumlar arasındaki yakın ilişkiye işaret edilerek engelliliğin toplumsal yanı vurgulanmaya başlanmıştır. Bu yeni anlayış, uluslararası kuruluşların, özelliklede Birleşmiş Milletler ve bağlı örgütlerin engellilik politikalarına yansımıştır. 1969 yılında Birleşmiş Milletler Genel Konseyi Sosyal Kalkınma ve Kalkınma Sürecine Dair Bildirgeyi yürürlüğe koymuştur. Bu bildirgenin19. Maddesi zihinsel ve bedensel engellilerin topluma katılımının arttırılması da dâhil olmak üzere sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal refah önlemlerinin alınmasını ön görmektedir.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine ek olarak yayımladığı “Engelli Hakları Bildirgesi” ile tüm engellilerin haklarının din, dil, ırk, cinsiyet, ideolojik ayrım yapılmaksızın garanti altına alındığı vurgulanmıştır. Engellilere ilişkin gelişmeler 1980’lerden itibaren artmış, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3 Aralık 1981 tarihinde aldığı bir kararla o yılı “Engelliler Yılı” ilan etmiştir. Aynı yıl ‘fırsat eşitliği’ kavramı ilk olarak İngiltere’de bir sivil toplum örgütü tarafından ortaya konulmuştur. Bu kavram 1980 sonrası uluslararası engellilik politikalarını etkilemiştir. Bu süreçte engellilerin toplumsal yaşamda yer almalarını sağlamak üzere oluşturulan politikalar önemli ölçüde hız kazanmıştır. BM, 1982 yılında “Engelli Kişilerle İlgili Dünya Eylem Programı'nı yürürlüğe koymuştur. Engelliler için Dünya Eylem Planının tavsiye ettiği faaliyetlerin hükümetlerce uygulanmasını ve tüm dünyada engellilerle ilgili gelişmeleri sağlamak amacıyla 1983–1992 yıları arası “Birleşmiş Milletler Engelliler On yılı” ilan edilmiştir. Bu süre boyunca 10-16 Mayıs Sakatlar Haftası olarak kutlanmıştır.1992’de “Birleşmiş Milletler Engelliler On yılının kapanış toplantısında her yıl 3 Aralık gününün Engelliler Günü olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.

 

 (Devam Edecek)

Esenlikler Dilerim.

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok