Antalya
25.06.2019
A

AKP’nin 2002’deki çıkış hikâyesini hatırlayın. Umut vaat eden, özgürlükler getireceğini söyleyen bir parti vardı karşımızda.  Başörtüsünden tutun da, üç çocuk isteği, kürtajın yasaklanması, dindar nesil vurgusu ve daha şuan aklıma gelmeyen onlarca ütopyası vardı AKP’nin. Mazlum rolü ile birlikte bu ütopyaları tek tek hayata geçirdiler. Toplum bu ütopyaların bazılarını çabuk sindirirken, bazıları uzun tartışmalara sahne oldu. Fakat süreçte AKP karşımıza hep mazlum, ezilmiş, hakkı yenmiş olarak çıktı.

Ne istedilerse başardılar.  Toplum isteyerek ya da istemeyerek AKP politikalarını kabul etti.  Şimdi ütopyaları bitti. Halka dayatacakları, kendilerini mazlum, hakkı yenmiş olarak gösterecekleri bir argüman kalmadı ellerinde.

Bunun sonuçlarını görmeye başladık. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun açık ara seçimi kazanmasının şifrelerinden biri de budur. İmamoğlu, İstanbullulara unutulan ütopyaları hatırlattı. Barışı, sevgiyi, umudu, hoşgörüyü hatırlattı. Kin, şiddet, nefret, ayrımcılık dilini bir kenara bıraktı.  Bir kısım AKP seçmeninin de rahatsız olduğu ne idiği belirsiz vakıf, dernekleri ve onlara ödenen meblağları afişe etti. Bunlara giden hortumu keseceğini söyledi.

Ekrem İmamoğlu’nun 6 aylık seçim trafiğinde yaptığı, söylediği her şey toplumda karşılık buldu. Hükümetin onca yandaş medyasına, İstanbul seçimi için devlet olanaklarını seferber etmesine, abuk sabuk krizler çıkarmasına rağmen İmamoğlu kazandı.

AKP’nin İstanbul’da seçimine 48 saat kala yaptığı Abdullah Öcalan hamlesi ise ayrı bir garabet. Kürtlerin oy kullanmaması, kullanacaksa da İmamoğlu’na vermemesi için Öcalan projesini sunan AKP oradan fena gol yedi. Bu proje tutmadığı gibi AKP içinde de homurdanmaları artırdı.

Öcalan hamlesinin özeti şudur: AKP için seçimi kazanma yolunda atılan her adım mubahtır.  Seçim yolunda, her türlü değer satılabilir, görmezden gelinebilir, değersizleştirilebilir.

AKP’nin bundan sonra seçimlerde 10. Yıl Marşı, İzmir Marşı ile meydanlarda dolaştığını görürseniz şaşırmayın.

Neyse çok dağılmayalım.

İmamoğlu’nun inanılmaz performansını ve kucaklayıcı tavrına karşın, girdiği seçimleri hep kaybeden Binali Yıldırım vardı sahnede. Her ne kadar o kendini, son gazi meclis başkanı, son başbakan gibi etiketlerle tanıtsa da halk onu, ‘İn deyince in Ali, bin deyince Binali’ jargonu ve Ulaştırma Bakanı olduğu dönem yaşanan hızlı tren kazasının ardından yaptığı insanlık dışı açıklamalarla tanıdı.

Ayrıca Binali Yıldırım’ın seçim dönemini iyi geçirmediğini düşünüyorum. Boğazda sözde intihar edecek bir vatandaşı kurtarması olayının bir senaryo olduğunu düşünenlerdenim. Yüz ifadesi, mimikleri ve intihar edecek vatandaşın hal hareketleri de bu olayın senaryo olduğu fikrini güçlendiriyor.

Ayrıca 2019 yılında 10 GB internet hediye etmek nedir yahu! Belki 10 sene evvel bu vaat geçerli olabilirdi ama uzay çağında internet hediye etmek basit kaldı.

Tüm bunları üst üste koyduğunuzda İstanbul’u 806 bin 426 fark ile kaybeden AKP’nin yaşadığı dram ne kadar önemliyse, geriye kalanlar için umutları yeşermek de o kadar önemli.

 

“Adamlar çalıyor, ama hizmet yapıyor” söylemi artık tutmuyor.  Halk köprülerle, yollarla karnının doymayacağını anladı. İstanbul’a yapılan 3. Havalimanı gibi AKP’nin çöken ekonomik projeleri de günü kurtarmaya yetmiyor.

Sonuç itibariyle; 13 bin farkı az bulan AKP, 806 bin farkla ağır bir tokat yedi. Nakavt oldular. Bu seçim AKP’nin çöküş sürecinin fitilini ateşledi. Türkiye siyaseti yeni bir konum almaya başlıyor. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok