Antalya
20.06.2019
A

Pazar günkü Fox Tv’de İstanbul Belediye Başkan adaylarının programından  sonra, ibre bir aday lehine belirgin olarak kırılmadı. Yine de seçimin sonucu belli diyebiliriz.  Bunu iktidar partisi de önceden görüyor ve tedbirlerini buna göre alıyordu. 
Ancak dün, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pazar günü adayların çok yükseltmediği tansiyondan memnun olmamış olacak ki, bilindik eski üslubuyla alanlara hızla girdi. CHP adayı Ekrem İmamoğlu hakkında, Ordu Valisi’ne  söylediği (iddia edilen) laftan dolayı özür dilemedikçe o makama gelemeyeceğini belirttikten sonra “azgın azınlığın bu şehrin tarihi dokusunu, şehrin karakterini bozmasına” izin vermeyeceğini de belirtiyordu. Kendileri milli irade olma sıfatını taşıyor ama karşısındakiler azgın azınlık. (İstanbul’un tarihi dokusunun ve karakterinin, kent özelliklerinin ve doğal alanlarının kim tarafından nasıl bozulduğu başka bir yazıya kalsın)
Bu ifadeleri daha önce de kullanmıştı Erdoğan. Sıradan bir siyasi kişilik ya da bir yazar bu ifadeyi kullansa çok sorun yaratmaz ama devletin en başındaki kişi, karşısındakileri bu şekilde tanımlıyorsa çok ciddi bir sorun var demektir.   Burada, Cumhurbaşkanlığı Makamı ile AKP Başkanlığı, Anayasa referandumuyla aynı kişide birleşebildiği için büyük sıkıntı doğuyor. Bunun böyle olacağı söylenmişti önceden. 
Bir Cumhurbaşkanı, karşısındaki kim olursa olsun,  ister yüzde 20’lik oy alan  bir parti isterse yüzde birlik bir parti olsun ya da bir dernek (diyelim ki LGBTİ derneği) bile olabilir, karşısındakini “azgın azınlık” diye tanımlayamaz. Demokrasinin ölçüsü çünkü, çoğunluğun her istediğini yapabilmesi, bir “çoğunluk diktatoryası” değil, toplumdaki azlığın, azınlığın ötekinin haklarının korunmasıdır. Cumhurbaşkanı da bu renkli kültürel bütünlüğün başıdır. Toplum, halk ya da millet, her çeşit azınlığın, etnisitenin, mezhebin, kültürel farklılıkların birleşiminden oluşur. Devlet politikaları, belli bir grubun önünü açabilir, diğerine destek vermeyebilir. Ama kimseye “azgın” diyemez. Bir azgınlık varsa bunu mahkemeler tesbit eder. Tabii bu tanımlar, demokrasi kültürünün yerleştiği yerler için geçerli. Türkiye bu bakımdan geçmiş dönemlerde de şanslı değildi. Ancak hiç bu kadar da dibe vurmamıştık. Özellikle son 4 yılda Türkiye uluslararası her indekste, her türlü ölçütte, durmadan geriliyor. Eskiden 150-160 ülke içinde yerimiz olan 60-70 aralığını beğenmezken, şimdi yargı bağımsızlığı, düşünce özgürlüğü, eğitim gibi alanlarda 110-120. sıralardayız. Her yılda giderek geriliyoruz bu sıralamalarda. Bu koşullarda başka türlüsü de mümkün değil.
 Kendisinden olmayan herkesi “öteki” bile değil, doğrudan düşman, terörist gören bir anlayış çok tehlikelidir. Hele elinde bir de büyük güç birikirse, bu büyük  güçle azgın azınlıktan olduğuna hükmettiği siyasileri  zindanda tutar, gazetecileri içeri kapatır, hatta beğenmediği gazetecilere  birileri saldırabilir, birileri anamuhalefet liderine linç girişiminde bulanabilir, istemediğine belediye başkanlığını vermez. Ne de olsa onlar azgın azınlıktır. 
İçinde yaşadığımız olağanüstü süreçte herkesin gözü, Türkiye için çok önemli olan İstanbul seçimlerinin akıbetindedir. Seçimlerden sonraki süreç,  AKP iktidarının gidişatını dolayısıyla Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok