Antalya
13.06.2019
A

İki hafta önce Beştepe’de “Yargı Reformu Strateji Paketi” adında bir paket açıklandı. Bayramın hemen öncesiydi ve her seçim döneminde olduğu gibi, cezaevlerinde “af” beklentisi yayılmıştı.  Afla ilgili pakette hiçbir şey yoktu. Yuvarlak kavramlarla İnfaz Yasasında değişiklikler yapılacağı belirtilmişti sadece. Zaten çıkacak bir kısmi af da asla siyasi suçlular ya da “düşünce” suçluları kapsama alınmaz. Hoş, iktidar zaten cezaevlerinde düşünce suçlusu olduğunu dahi kabul etmiyor ve daha reform paketinin giriş  konuşmasında Cumhurbaşkanı “İfade özgürlüğünde hiç olmadığı kadar ilerdeyiz.” diyerek tüm hukukçuların acı acı gülümsemesini sağlıyordu. Sözlerin anlamı açıktı çünkü, iktidar gibi düşünüyorsan eğer, ifade özgürlüğün “kanlarında duş alacağız” a kadar uzanan geniş bir yelpazede cereyan ediyor. Yok, artık parti devleti haline gelmiş hükümeti eleştiriyorsan “savaş olmasın” bile terör propagandası sayılıyor. Onun için artık “ne söylendiği” değil, bu dönemde “kimin” söylediği önemli. 
Pakette, Avrupa Parlamentosu’nun yargıyla ilgili  raporlarının dikkate alınacağına dair vurgu var. Zaten reformda  aslen bunun için açıklanıyor. Avrupa Birliği ile müzakerelerde kapanan fasılların tekrar açılması ve soğuyan ilişkilerin canlanması hedefleniyor. Reform belgesi de süslü cümlelerle bir şeyler yapılıyormuş hissi yaratmaya yönelik. Bu yüzden “adalete erişim, makul sürede yargılanmak” gibi kavramlarla tatlandırılmış paket…
Hâkim ve savcılara sürekli eğitim verileceği belirtiliyor. Son dönemde yeni alınan yargıç ve savcılarla ilgili şikayetler o kadar çok ki bu konu HSK’yı da Adalet Bakanlığı’nı da fazlasıyla meşgul ediyor. Hâkim ve savcı sayısının  “bu dönemde  Avrupa Konseyi ortalamasına ulaşılabileceği” belirtilmiş. Bunun için rakamlar da verilmiş. 2014 Aralık ayında hâkim ve savcıların toplam sayısı 14.500 iken bu sayı, Şubat 2019 tarihinde  19.394 olmuş. Salt rakamlara bakınca fena bir artış değil. Peki gerçekler bize ne diyor? 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrası, yargıdan dört binden fazla hâkim ve savcının atıldığı görülmüyor bu belgede. Yine yargıda demokrat bilinen hâkim ve savcılara yapılan mobbing sonucu bir kısmının bu süre zarfında emekli olduğu da yazmıyor. Bunları da üzerine koyarsak şu gerçekle karşılaşırız. Son dört yılda 10.000 yeni hâkim ve savcı alınmış olmaktadır yargı kadrosuna. Mevcut sayı kadar bir kadro son dört yılda ilave edilmiştir. Bu da yılda 2500 hâkim ve savcı etmektedir.  Bu kadrolar nasıl yetiştirildi, hangi eğitimden geçti peki? İşte biraz önce şikayetçi olunan kadrolar bunlardır. Nasıl bir eğitimden geçtiklerini de pratiklerinden anlıyoruz. Bir mazeret dilekçesini ya da duruşmada talep edilen tedbiri bile “bir dahaki celse karar vermek için incelemeye alan”; önüne gelen ceza soruşturmasında, çok sihirli bir hukuki kavrammış gibi olur olmaz “irtibatlı ve iltisaklı” kelimelerini  yerleştiren bir hâkim ve savcı kadrosu bu… Adalet Bakanlığı, kadro açıklarını kapatabilmek ve iktidara  bağlı bir kuşak yaratabilmek için doğru dürüst sınav yapmadan, (sınav barajını düşürerek) sözlü sınavları işine geldiği gibi yaparak, üstüne de gerçek bir staj eğitimi vermeden aldı bu kadroların çoğunu… Niceliksel artış tamam da, ya nitelik?

Yargıda en büyük sorun, mevzuat değil; hâkim ve savcıların yüz yüze kaldığı idarî baskıdır. Bunun da önüne öncelikle “hâkim teminatı” ile geçilir. Yargının “tarafsız ve bağımsız” oluşunun en önemli ilkelerinden biri, bu teminattır. Açıklanan pakette HSK’nın atanma usulüne ve  kurumsal bağımsızlığına ilişkin tek kelime geçmemektedir. Bunun yerine  “coğrafi teminat” diye bir kavram konmuş ve en azından belli kıdemdeki hâkim ve savcıların bulundukları bölge dışına görevlendirilmeyecekleri (sürülmeyecekleri) söylenmiştir. Her şeyi de eleştirmeyelim, en azından  güzel bir  ilerleme bu, diyelim, değil mi?  Ancak Reform  kurdelalı yargı paketimizin açılmasının üstünden 24 saat bile geçmeden  3722 hakim ve savcının görev yerinin değiştirildiğini de bu paketi hazırlayanlardan öğrendik yine… Kendilerinden görmedikleri yargı mensuplarını yine sürmüşlerdi. Verdikleri sözün bırakın tutulmasını, unutulması için bile 24 saatin geçmesini  bekleyemeyen bir yapı ile karşı karşıyayız. 
Bu kepaze paketin açıklanmasında, bir pasaport için oraya gidip destek olan, alkışlayan avukat camiasının kifayetsiz muhterislerine ise ne desek az! 
İktidarla bir olup yargıyı “paket” yapmışlar, aralarında oynuyorlar.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok