Antalya
18.04.2019
A

Çocukken tek kanallı  televizyonda TRT’mizi açar, seçim sonuçlarını gayet sakin bir şekilde takip ederdik. Ekranda  anket şirketi sahipleri, partinin şusu busu, Ortadoğu ve beka analisti şahıslar olmadan,   bir sunucu ve iki-üç gazetecinin eşliğinde, Anadolu Ajansının ve TRT’nin gösterdiği sonuçlara inanır,  verileri sorgulamazdık. Kimsenin aklına "sandıklarda hile mi var” sorusu gelmezdi. Öyle ki bu ülkede 12 Eylül olmuştu. Beş General, devletin  tüm yetkilerini  gasp etmişlerdi. Fakat halka dediler ki “en kısa sürede genel seçimler yapılacak.” Bu en kısa süre 3 yıl oldu. Tabii bu arada  memleketin solcularının topunu, ülkücülerin önde gelenlerini  içeri tıktılar, islamcılara geçit verdiler. Tüm kurumlara askeri kişileri atadılar. Hazırlattıkları halkçı değil devletçi anayasayı,  karşı propagandanın yasak olduğu bir referandumla “halka” sordular. Kenan Evren ve yandaşları,  eski  bir general olan Turgut Sunalp’e parti kurdurdular  ve partisi MDP’yi desteklediler. Ancak  ondan sonra  1983 genel seçimlerine  gidildi. Herkes Sunalp’in partisi MDP’nin birinci, tüm eğilimleri birleştirdiğini iddia eden  liberal  Turgut Özal’lı Anap’ın ikinci, devlet icazetli sol parti Necdet Calp’ın başında bulunduğu HP’nin 3. olmasını bekliyordu. Fakat seçim sonuçları hiç de öyle olmadı. Ordu sultası altında gidilen bir seçimde ordunun desteklediği  MDP %23 oyla 3. Parti olurken  Turgut Özal’ın başkanı olduğu ANAP %45 ile 1. Parti oluyor, ılımlı sol söylemi kullanan HP ise %30,5 oyla 2. Parti oluyordu. Kimse bu seçimde “hile var” dememişti. Yani asker, kendi kontrolündeki bir seçime hile karıştırmamış ve seçim sonuçlarına da uymuştu. 
Daha eskiye gidersek, görünüşte ilk seçim 1946 seçimleriydi. Gerçi kimse bu seçime gerçek bir seçim diyemiyordu. Tek parti CHP’nin her şeye hakim olduğu, açık oy gizli tasnifin yapıldığı  bir provaydı ancak… Türkiye’nin ilk  gerçek seçimi 1950 genel seçimleriydi ve Cumhurbaşkanı  İsmet İnönü, hem seçime gitmesiyle hem seçim sonuçlarından sonra itirazsız kazanan Demokrat Parti’ye yönetimi devretmesiyle, bugünlerde çok daha iyi anladığımız demokrasinin ilk örneklerini  vermişti. 
Peki biz seçim sistemine ne zaman ilk güven duygumuzu kaybettik?
10 yıl öncesine kadar seçimlerde parmak boyası kullanılırdı. Oy kullanan herkesin sağ el işaret parmağına bir boya sürülür ve o boya en az 2-3 gün çıkmaz, kirli bir leke oluştururdu.  İşaret parmağınızda  o leke varsa sandıkta da oy kullanamaz çünkü oyunuzu kullandığınız varsayılırdı. O zamanlar bu yöntemi “ilkel” bulurduk. Parmak boyasız ilk seçim 2009 yerel seçimiydi ve AKP o seçimde oy kaybetmiş ekonomik kriz etkisiyle %39’a gerilemişti.
2011 genel seçimlerinde ise AKP %49 oy aldı. Bu sonuca muhalif kesim çok şaşırdı ama “sandıkta hile var” itirazları yükselmedi. Esas büyük şüphe dalgası,  AKP ile o zamana kadar ortağı olan cemaatin 17/25 Aralık sürecinden sonra ayrışması ve devamında  2014 yerel seçimleriyle  başladı. İki tarafta birbirine güvenmiyor, iktidar oyununda birbirlerinin nereye kadar gidebileceklerini biliyorlardı. 2014 Ankara belediye seçimlerinde geriden gelen Mansur Yavaş, AKP adayı Melih Gökçek’i yakaladığı anda birden elektriklerin kesilmesi ve o gece yaşanan olaylar, şaibeli bir seçim olduğunu herkese  gösteriyordu. Ondan sonra her seçimde az ya da çok hile iddiaları gündeme geldi. Mühürsüz zarfların seçime ve sonuca  dahil olduğu 2017 Anayasa Referandumu başka bir önemli olaydı. 
Tarih şunu göstermiştir ki seçimde hile, ancak güçlünün yapabileceği bir olgudur. Seçmen listelerini kim belirliyor, sandık başını kim tutuyor, pusulaları kim sayıyor ise hileyi onun yapması mümkündür. 18 gündür yaşadığımız çifte standartlı seçim süreci iktidarın bir eşiği daha atladığını göstermiştir.  AKP iktidarı, 12 Eylülcüleri, iktidara el koyan darbeci generalleri bu konuda da kat be kat geçmiştir.  
Şimdi ellerinde kalan tek şey yalan üreten propaganda aygıtları ve devletin baskı gücü… 
Yaşayarak görüyoruz… 

Tuncay KOÇ 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok