Antalya
18.04.2019
A

Hatırlanacağı gibi 1989 yerel seçimlerinde başta üç büyük şehir olmak üzere 8 büyükşehirin 6’sını, toplamda da 67 ilin 39’unu SHP kazanmıştı. Aynı seçimlerde DYP de 16 ili kazanmıştı. Yani toplamda 67 ilin 55’i muhalefet partilerine geçmişti. O dönem iktidarda olan ANAP’ın düşüşünün başlangıcıydı. Toplumsal muhalefet bu iki parti üzerinden ivme yakalamıştı.
Bunları neden yazdım? Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın düm Körfez Gazetesi’ne yaptığı açıklamaların merkezinde bu vurgu yatıyordu. Şu cümleler Uysal’ın olayın toplumsal muhalefetin ivmesine yüklediği anlamı gösteriyordu. “31 Mart'ta toplum demokrasi özlemini açıkça ifade etti. Sahip olup da kaybettiği bir takım değerlerin Türkiye'de yeniden tahakkuk etmesini istediğini gösterdi. Demokratik çoğulcu bir yapının; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, adalete dayalı bir Türkiye'nin devamının zorunlu olduğunu oylarıyla ifade etti. 31 Mart seçimleri demokrasi isteyen bütün insanların sandıkta birleştiği bir seçim oldu” 


31 Mart seçimlerinde alınan sonucun temel nedeninin ekonomi ve demokrasiden uzaklaşma olduğunu vurgulayan Uysal, “Türkiye'nin en elit beyinleri, en elit kesimleri tedirgin olmaya devam ederse, üreten kesimler tedirgin olmaya devam ederse, bunların bir kısmını yurt dışına göç olarak kaybedersek; üretmemeye, çılgınca ithal etmeye devam edersek, yönetmemeye devam edersek, demokrasiden hızla uzaklaşmaya devam edersek, Türkiye'nin geleceği pozitif olmaz.” vurgusu ile bundan sonra izlenmesi gereken yolu tersinden anlatıyordu.
Sözü 1989 seçimlerine ve sonrasına getiren Ümit Uysal, 31 Mart seçimlerinin 1989’da olduğu gibi “yerel yönetimlerin memlekete etkin ve örnek olma fırsatı verdiğini” özellikle belirterek Ankara ve İstanbul’un simgesel anlamda önemini belirttikten sonra sözü Antalya’ya getirerek Büyükşehirle birlikte başarılı olmak için seferber olacaklarının altını çiziyordu.


SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İÇİN SEFERBERLİK


Bu vurgu önemli. Çünkü Ümit Uysal’ın gerek belediye yönetiminde gerekse siyasette sürekli altını çizdiği “sürdürülebilirlik” kavramı burada da karşımıza çıkıyor. Muratpaşa Belediyesi için seçim sürecinde kampanyasının alt metnini bu kavram üzerine kuran, projelerinin önemli bir kısmını önceki dönem çalışmalarının sürdürülmesi ve geliştirilmesi üzerine odaklayan Uysal, 31 Mart seçim sonuçlarının sürdürülebilir hale getirilmesini ülkemizin önümüzdeki dönem siyaseti için buluyor. “Bütün dinamikler fark etmeli ki, bu Türkiye'nin bütün geleceğini yeniden kurmak için büyük bir fırsat. Bunu hepimizin böyle anlaması lazım. Bunu günlük siyasete kurban edersek, o zaman çocuklarımız yurt dışına gitmek ister, gidenler geri dönmek istemez. Türkiye'nin kaderi açısından bunu son derece hayati görüyorum. Bu şansın Antalya'da da en iyi, en etkin şekilde kullanılması gerektiğini, topluma daha iyi bir belediyecilikle daha iyi bir ortam sunulmasını, buna dayanarak da bu kazanımın uzun yıllar sürmesi gerektiğini düşünüyorum.” Cümlesi ile yerel seçim başarısının sürdürülebilir olmasına yüklediği anlamı vurguluyordu.


‘SİYASETE DÜN GİRMİŞ İNSALAR DEĞİLİZ’


Kendisinin de Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adayı olduğunu, bu anlamda Muhittin Böcek ile aralarındaki rekabetten sonra uyum sorununun yaşanıp yaşanmayacağı yönündeki soruya Ümit Uysal, “Siyasete dün girmiş insanlar değiliz. Seçim sürecinde Muhittin Başkan ve partimizin kazanması için en etkin şekilde çalıştık. Muhittin Bey'in en çok resminin olduğu, Muhittin Bey için en çok broşürün dağıtıldığı bölge Muratpaşa bölgesi. Bundan sonra da farklı olmayacaktır. Hep beraber başarılı olmak, topluma iyi bir belediyecilik sunmak, vatandaşlara iyi bir yaşam temin etmek zorundayız. Bunun için hep beraber seferber olacağız.”  Cevabı ile aday adaylığı dönemindeki rekabetin geride kaldığını, şimdi seferberlik zamanı olduğunu özellikle belirtiyordu.


TARİH AYNI İMKANI 2 KEZ VERİYOR


Yukarıda özetlemeye çalıştığım düşünceleri ifade eden Ümit Uysal, yerel yönetimdeki başarıların merkezi hükümeti de getireceği vurgusunu çok haklı bir şekilde yapıyor.
Hatırlarsanız, 1989 seçimlerinden sonra 1994 yerel seçimlerinde SHP’nin yerini RP’nin alması, solun kendi içindeki bölünmüşlüğünün yanı sıra, 1989’da açığa çıkan toplumsal muhalefetin belediyeler eli ile bir kanala aktarılamamasının, kendisi de bu muhalefetin parçası olan RP’nin önünün açılması ve bugünlere gelen yolu başlatması açısından önemli sonuçlar doğurmuştu. RP, aslında SHP’li belediyelerin başlattığı sosyal belediyecilik modelini alarak kendi sistemine göre revize etmiş, sanki kendi modelleriymiş gibi sunarak hükümete giden yolu açmıştı.
Bugün Türkiye nüfusunun %48’inin CHP’li belediyelerin eline geçmesi, tarihin aynı imkanı 2. kez önümüze koyması anlamına gelmektedir. Buradaki başarısızlık yarın tarifi imkansız sonuçlar doğuracak ve hesabının verilmesi hepimiz adına zor olacaktır. Bu nedenle de Ümit Uysal’ın yolun başındayken “sürdürülebilirlik, işbirliği, seferberlik” çağrıları her zamankinden büyük önem taşımaktadır.

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok