Antalya
29.03.2019
A
31 Mart seçimi yaklaştıkça adayların, parti yöneticilerinin, aday destekleyicilerinin bel altı saldırıları da arttı. Bu saldırıların en çirkini, en provokatif olanı, HDP imzasıyla servis edilen, CHP - İYİ Parti - SP logolarına yer verilen broşür servisiyle yapıldı. Bu broşürlerin provokasyon amacıyla tezgahlandığı ortaya çıkmasına rağmen, hâlâ bunu gerçekmiş gibi yaymaya çalışanlar çıkabilmekte. 
*****
Benzer provokasyonlar İzmir'de, Kocaeli'dede tezgahlandı. İzmir ve Kocaeli adayları hakkında künyesiz gazeteler yoluyla karalama kampanyaları düzenlendi.  Cumhur İttifakı'nı oluşturan Ak Parti ve MHP cephesinden bu kirli kampanyaları eleştiren bir açıklama gelmedi. Demek oluyor ki, bu provokasyonlar, bu iki partinin en azından yerel yöneticilerinin bilgisi dışında değil. 
*****
Bu çirkinlikler yargıya taşındı. Oradan bir sonuç elde edilir mi? Oradan bir sonuç elde edileceğine yönelik ne yazık ki bir güven sahibi değiliz. Güven sahibi olmamız için yargının bağımsızlığına, savcı ve yargıçların tarafsızlığına inanmamız gerekir. Adaletin, hukukun büyük ölçüde devre dışı bırakıldığı bu ülkede o inancı çoktan kaybetmiş bulunuyoruz.  Gündoğmuş'ta işin içine silahların da sokulduğu bu çirkinlikler zincirini kınamanın dışında elimizden bir şey gelmiyor. 
*****
Bütün bunların sonucu ne mi dersiniz? Kendini iktidar cephesinin bir parçası olarak görmeyenlerde, iktidarda bulunanların nefret söylemine karşı nefret oluşuyor. Bölünme, cepheleşme, ayrışma her geçen gün daha da keskin bir hal alıyor. Kendisini "öteki" olarak görenleri, "öteki" olarak görülen de "öteki" olarak görmeye başlıyor. "Terörist" olarak görülen, kendisini "terörist" olarak göreni, "düşman" görmeye başlıyor, zihninde gayrimeşru ilan ediyor. "Seçimi kim kazanırsa kazansın, Türkiye'nin geleceği karanlık", diyor insanlar. İktidar partilerine oy vermeyenlerin sokakta, kahvede telaffuz ettiği, bu tür cümleler. 
*****
12 Mart, 12 Eylül dönemlerinde, 70'li yıllarda da kötü şeyler gördük, ama böylesini görmedik, diyor insanlar. 12 Eylül hukuku bundan daha iyiydi, diyor. 12 Eylül'de yargılananlar, haksız yargılama o günlerde de vardı, ama 12 Eylül yargıçları ceza kesmek için hiç değilse somut delil arıyor ya da buluyorlardı, şimdilerde delil melil hak getire, diyorlar. 
*****
Bu nihilizmi nasıl yok edeceğiz? İktidarda olanların tutulduğu güç zehirlenmesi hastalığını tedavi edecek bir ilaçları ellerinde var mı? Buna olumlu cevap vermek zor. Muhalefette olanların, iktidarda olanları bu hastalıktan kurtaracak, iktidardakilerin güç arzusunu sınırlayacak etkili muhalefet biçimleri, yöntemleri var mı? Buna olumlu cevap vermek de zor. Medyanın muktedirler medyası haline geldiği, kamunun vicdanı olması gereken medya dilinin terörize bir dil, bir şiddet dili haline geldiği yerde, medyadan iktidarda olanlar - olmayanlar arasında yumuşama aracı olmasını bekleyebilir miyiz?  Bu tür bir beklenti de iyi niyetten öteye gitmez. 
*****
Peki ne yapabiliriz? Saldırı altındayken av olmaktan kurtulmak için ölü taklidi yapan hayvanlar vardır; onların yaptığını yapabiliriz. Beynimize format atıp, belleğimizi sıfırlayıp, her şeyin yoluna girmesi için bekleyişe geçebiliriz. Dört bir yandan bizi kuşatan nefret ve şiddet kültürünün bizi getirdiği nokta bundan başkası değilse, vay halimize.    
 
Paylaş
ETİKETLER:
Yok