Antalya
21.03.2019
A
RÖPORTAJ , TARIM
Türk firmalara uluslar arası teklif
Türk firmalara  uluslar arası teklif

Geçmişi 20-25 yıla dayanan tarım firmalarının, yurtdışından cazip teklifler aldığını belirten İşadamı Argun Şahin, “Katma değer oluşturup, üreten firmaların bu tür teklifler alması normal” dedi. Şahin, Türk tarımında üretim altyapısının organize olamadığını belirtti

Röportaj: Hasan YAVAŞLAR

Ziraat Mühendisi-İşadamı Argun Şahin, geçmişi 20-25 yıla dayanan Türk tarım firmalarının kısa sürede önemli başarılar elde ettiğini belirterek, “Bazı firmalara, yurtdışından cazip teklifler geliyor. Bir şirket, katma değer oluşturup, bir şeyler üretiyorsa, o şirket de bir anlamda üründür. Ve her ürünün bir değeri vardır. Şirketler de alınır satılır” dedi. Türk tarımının en önemli sorunlarından birisinin üretim altyapısının organize olamaması olduğunu belirten Şahin, “Üretim yapan insanların birleşmesi ve toplu üretim yapılması gerekiyor” diye konuştu.


Tarım sektörünün genel durumunu nasıl görüyorsunuz?


Ne tamamen olumlu, ne de tamamen olumsuz. Bir yandan tarımla ilgili müthiş bir ilerleme var. İnsanların tarıma olan ilgisi artıyor. Diğer taraftan üretimle ilgili yaşanan azalmalar var. Buğdayda yaşanan azalma gibi. Bunun sebepleri var. İklimsel ve sosyolojik sebepler gibi.


Tarımın sorunları gündemden düşmüyor. Size göre tarımın temel sorunları neler?


Benim için tarımın en temel sorunu; üretim yapısının yeterince organize olmaması. Bir tarım politikamız var, ancak bu politikada düzeltmeler, iyileştirmeler yapılmalı. Bunun başında da tarımsal üretimin organize edilmesi gerekiyor. Üretim yapan insanların birleşmesi ve toplu üretim yapılması gerekiyor.


Antalya veya Türkiye’deki tarım firmalarının sorunları, Devletin de bu firmaların sorunlarına çözüm bulabilmek için teşvikleri var. Başka ülkelerdeki tarım firmaları ile Türkiye’deki firmaları kıyaslama şansınız var mı? Uluslar arası piyasada eşit şartlarda mı rekabet ediyorlar?


Teşvikler var ve bunları gittikleri yere göre kıyaslamak gerekiyor. Avrupa ve Amerika’daki firmalarla kıyaslarsak, teşviklerin gittikleri yere göre farklılıklar var. Bizdeki teşvikler daha ziyade üreticilerin durumlarını iyileştirici ve çoğunlukla nakdi anlamda olan teşvikler. Dönüm başı verilen teşvikler gibi. Avrupa ve ABD’de ise yapısal düzenlemeler ile ilgili teşvikler söz konusu. Mesela mevzuat teşvikleri var. Oradaki yönetimin teşvik mantığı, “Ben nasıl bir düzenleme yaparsam, buradaki üretim artar ve üretim yapan insanlar daha iyi gelir sahibi olur?”. Avrupa ve ABD’de bu tür teşvikler daha fazla.


Türkiye’de, bir sezon çok para yapan herhangi bir ürün, takip eden sezonda daha fazla üretiliyor ve bu kez hiç para yapmıyor. Avrupa’da bu tür bir üretim planlaması var mı?


Hayır. Böyle bir planlama hiçbir yerde yoktur. Ziraat Fakültesi’nde bu konu bize ders olarak okutuldu. Para kazandıran bir ürün, takip eden sezonda daha çok üretilir ve bu kez para yapmaz. Bu Dünya’nın her yerinde böyledir. Ancak üretim yapısı iyileştirilebilir. Kooperatifler kurulur ve güçlendirilirse, alternatif pazarlar bulunur, buna göre planlama yapılabilir.


Alternatif pazar bulma konusunda çalışmalar yeterli mi? Rusya ile yaşanan uçak krizinde bu konunun önemini daha iyi kavradık.


Tarımsal ürünlerde Türkiye’nin ihracatı, ürüne göre değişiyor. Fındık, zeytinyağı veya kuru üzümdeki ihracat ile domatesin ihracatı çok farklı. Yaş sebze-meyve üretiminin yüzde 7-8’ini ihraç ediyoruz. İhracatta kötüye gidiyor olmak, sadece bu kadarlık bir bölümü etkiliyor. Rusya ile yaşanan kriz sadece domatesi etkiler. Ancak söylenti kısmı, gerçekten çok daha büyük.


Tarımda yeni işkolları açıldı. Antalya’daki birçok firma da, yurtdışına tarım ekipmanları ve sera kurulumu ihraç ediyor. Yurtdışında, bu firmaların bıraktığı intiba nedir?


Dünya tohum piyasası, yaklaşık 60 Milyar Dolar civarında. Bu pazardan bizim aldığımız payın esamesi bile okunmaz. Neredeyse sıfır. Bunun en büyük sebebi, “Yediğimiz karpuzun çekirdeğini saklayıp seneye tekrar ekme” mantığından kurtulamamamız. Halbuki tohum; son derece bilgi birikimi ve teknoloji gerektiren stratejik bir sektör. Bizim tohum ıslah ile ilgili çalışma geçmişimiz çok yeni. Türkiye’de tohum ithalatının açılması ve bu farkındalığın başlaması Turgut Özal zamanındaki bir kanunla başlamıştır. Yani ülkemizde tohumculuğun geçmişi 20-25 yıla dayanıyor. Bu kadar kısa sürede ileri derecede teknolojilere ulaşamıyorsunuz. Benim eski çalıştığım bir Hollanda şirketinin kuruluşu, 1800’lü yıllara dayanıyor. Bu firma yaklaşık 200 yıldır bu işle uğraşıp piyasaya hakim olmuşken, biz 25 yıl önce ilk adımımızı atmışız. Tohum teknolojik bir ürün. Türkiye’nin tohum ihracatını, Dünya geneli ile kıyaslarsak, az olmakla birlikte kısa sürede iyi yerlere geldiğini söyleyebilirim. Çünkü Türkiye’nin teknolojik olarak geliştirerek ihraç ettiği başka ürün sayısı çok az. Mesela bilgisayar, araba gibi. Minik de olsa kendimizin geliştirdiği ve ihraç ettiği tohum, ülkemiz ihracatı için çok önemli. Burada mesafe almak çok kolay değil.


Bazı firmalar kısa sürede büyük mesafe aldı. Hatta bazı tohum firmalarına yurtdışından ciddi teklifler var. Bu gelişmeyi olumlu mu, olumsuz mu yorumlamak gerekiyor?


Böyle duyumlarım var ve bu son derece doğal. Bu Dünya’nın her yerinde var. Bir şirket, katma değer oluşturup, bir şeyler üretiyorsa, o şirket de bir anlamda üründür. Ve her ürünün bir değeri vardır. Şirketler de alınır satılır. Alan da, satan da bu ticaretten kar elde etmek ister. Örnek vermek gerekirse, Türkiye’nin en büyük AVM’si yıllardır aynı isimle ticari hayatını sürdürüyor ancak sahibi 4-5 kez el değiştirdi. Türkiye’deki bir tohum firması da katma değer üretiyorsa, buna talipliler çıkabilir.


Dünya’nın önde gelen tarım firmalarının piyasa değeri nedir?


Bundan 2 yıl önce Dünya’nın en büyük ikinci tarım firması Syngenta 45 Milyar Dolar’a satıldı. Syngenta’nın hisseleri hem Zürih, hem de New York Borsası’nda işlem görüyor ve yüzde 100 halka açık bir firma. Bu firmanın sadece tohum bölümünün satış bedeli 2 Milyar Dolar civarındaydı. O zaman sektördeki arkadaşlarla ve bakanlıklardaki tanıdıklarıma Syngenta’nın tohum bölümünü satın almayı teklif ettim. Çünkü 2 Milyar Dolar bir bedel ödeyerek, Türkiye tohum sektöründe Dünya’da söz sahibi olabilirdi. Yurtdışından getirilen futbolcuyla elde edilen başarı, yabancı futbolcuların değil, Türk takımlarının oluyor. Tohum firması satın alınarak da Türk tohumu başarı gösterebilirdi. Bunu yapmak mümkündü ama olmadı. 45 Milyar Dolar’a o şirketin tamamını Çinliler aldı. Bu bir ticarettir. Türk tarım firmalarına yurtdışından tekliflerin gelmesi, o firmaların başarısıdır. Demek ki bir katma değer oluşturmuş. Bu açıdan bakınca bu bir firmanın başarısıdır.


Bir Türk ıslah firmasının yabancılara satılması, Türk tarımını nasıl etkiler?


Bir kere o para Türkiye’de kalacak. O firmanın sahibi, sattıkları firmanın satış bedeli ile yeni bir firma kurup faaliyetlerine devam edebilir. Yabancı firma, yurtdışındaki tecrübelerini de Türkiye’ye getirerek faaliyetlerini genişletebilir. Yurtdışından bilgi girdisi de sağlanmış olur.


Ziraat Fakültesi mezunusunuz? Türkiye’de neredeyse her ilde Ziraat Fakültesi var. Bu fakültelerin ve mezunlarının tarıma katkıları yeterli mi?


Türkiye’de 42 ziraat fakültesi var ve her yıl yaklaşık 5 bin ziraat mühendisi mezun veriliyor. Bugün Dünya tarımının örnek aldığı Hollanda’da ise sadece 1 ziraat fakültesi var ve yılda en fazla 100 mezun veriliyor. Türkiye’nin tarımsal alandaki ilerlemesi ile Hollanda’nın ilerlemesini kıyasladığımız zaman bu sorunun cevabı kendiliğinde ortaya çıkıyor. Bugün Hollanda’daki ziraat fakültesi öğrencisi 1 yıl staj yaparken, Türkiye’de 3-4 haftalık staj süreci var. Ayağı toprağa, eli bitkiye değmeyen öğrencinin sektöre katkısı da bu kadar oluyor.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: