Antalya
12.03.2019
A

Antalya Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkan adayları önemli ölçüde “lansman”larını tamamladılar. Öncelikle şu “lansman” sözcüğüne şerhimi düşeyim de tarihe not edelim. Türkçemizde “sunum”, “tanıtım” gibi güzel sözcükler varken “lansman” sözcüğü hangi amaca hizmet eder, anlamış değilim. Hele de “yerli ve milli” tartışmaları bu kadar ayyuka çıkmışken ve milliyetçilik yarışı başlamışken, Türkçe’nin bundan muaf tutulması anlaşılır bir şey değil.
Belediye başkan adaylarının tanıtımlarında öne çıkardıkları unsurları incelediğimizde şu nokta baştan kendisini belli ediyor. Temel belediyecilik hizmetleri kadar sosyal belediyecilik hizmetleri de öncelenmeye başlamış durumda. Bu ana fikir olarak toplumsal bir kazanımdır. Ama sadece ana fikir olarak. Çünkü sosyal belediyeciliğin uygulama biçimi dünya görüşünü yansıtması bakımından anlamlıdır. Sosyal devlet olarak hizmetlerin topluma yaygınlaştırılması ile aynı hizmetlerin belirli noktalara yoğunlaştırılması arasındaki farktır bu.
Bu tartışmaya girmeden önce sosyal belediyecilik hakkında bir yanlışı düzeltmemiz gerekiyor.
Bugüne kadar Ak Parti sosyal belediyeciliği bu ülkeye kendilerinin getirdikleri söylemini yaymıştır. Pekçok konuda olduğu gibi bu konuda da tarihi bir çarpıtma vardır. Bugün İstanbul ve Ankara’da propaganda amaçlı uygulamada olan tanzim satışların kökeni 1970 sonlarında İzmir Belediyesi’ne dayanmaktadır ve İzmir Belediyesi o dönemde CHP’li Belediye Başkanı vardır. Aynı uygulama İzmir’in hemen ardından Ankara’da yaşama geçmiştir. Ankara Belediyesi de CHP’ndedir. 1980 sonrasında 24 Ocak kararları çerçevesinde sosyal ya da kamucu anlayışın terk edilmesinden sonra belediyede sosyal belediye anlayışı 1989 yerel seçimlerinde SHP’nin elde ettiği belediyelerde yeniden gündeme gelmiş ve bugün Ak Parti’nin “biz yaptık” dediği uygulamaların ilk adımları oralarda atılmıştır. Yoksullarla dayanışma, eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kültür ve sanatın halka ulaştırılması, ulaşımın kamucu bir anlayışla çözümlenmesi gibi başlıklarda SHP’li belediyeler başarılı uygulamalar yaşama geçirilmiştir. Tıpkı ekonomide Kemal Derviş programını uygulayarak “başarı” elde eden AK Parti, yerel yönetimlerde de görevi devraldığı SHP uygulamalarını devam ettirmeye çalışmıştır.
Devam ettirmeye çalışmıştır diyorum. Çünkü sosyal ya da kamucu belediyecilik, sahip olduğunuz dünya görüşü ile birebir uyumlu bir çizgi izler. Eğer sosyalist, sosyal demokrat bir kökenden geliyorsanız “sosyal” belediyecilik sizin olmazsa olmazınızdır. Kamu kaynaklı en adil şekilde yine kamu için kullanmak ve kalkınmayı yaygınlaştırmak ancak yaşama sosyalist ya da sosyal demokrat bir pencereden bakmak ile mümkündür.
Ak Parti, siyasal olarak liberalizme ve serbest piyasaya yaslandığı için bu bakış açısına sahip olması doğal olarak beklenemez. Zira piyasa, kar elde etmediği sürece yaptığı bütün masrafları “zarar” olarak kabul eder. Ak Parti’nin kendisini var ettiği varoşlardaki duruma çözüm olarak ürettiği araçlardır belediyeler. Yıllarca “makarn” “kömür” olarak algıladığımız ve Ak Parti’nin sosyal belediyecilik olarak yansıttığı uygulamalar sosyal devlet ya da sosyal belediyecilik değil, varoşların üretime katılmadan, kendi yaşam alanlarının dışına çıkmadan varlıklarını sürdürmelerinin aracı olmuştur. Bu yolla engelliler, kadınlar, dezavantajlı gruplar üretime katılmak, toplumla kaynaşmak yerine, karşılıksız olarak verilen “ulufe”ler ile oldukları yerlerde kalmış, toplumsal gelişimin dışına itilmişlerdir. Sonuçta ortaya “sosyal devlet”, “sosyal belediyecilik” adına kurumsallaşan bir “sosyal dilencilik” ortaya çıkmıştır.
Bu anlayışın uzantılarını sunumlarını izlediğimiz belediye başkanlarında da gözlemlemek mümkündür. Bir tarafta, Millet ittifakı kanadı, mahalle meclisleri, az gelirli insanların faydalanacağı eğitim, kültür, spor etkinlikleri varken, diğer tarafta, Cumhur İttifakı, yine betona, ranta ve ulufeye dayalı proje sunumları izlenmektedir.
Sonuç olarak da hangisi seçilirse seçilsin, kazanan da, kaybeden de Antalya, Türkiye ve bu millet olacaktır.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok