Antalya
14.02.2019
A

İki hafta önce yazmıştık. Tutuklu avukat Selçuk Kozağaçlı, babasının cenazesine Adalet Bakanlığı emriyle, eli  bir jandarmanın eline  kelepçeli olarak katılabilmişti.  Cenaze töreninde, babasının mezarı başında son görevini yaparken paylaşılan kelepçeli fotoğraflar, önemli bir kesimde tepki doğurdu. Özellikle avukat camiası; meslektaşlarına yapılan, üstelik kaçma şüphesine karşı iki defa kendi ayağıyla mahkemeye gelen Kozağaçlı’ya bu muamelenin yapılmasına büyük tepki gösterdi.

Bu utancın ertesi günü Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun, AKP Rize İl Başkanlığı’nı ziyaretinde  söylediği sözler bardağı taşıran son damla oldu. Hukuk ve adalet vurgusundan çok “milli bir duruşa ihtiyaç olduğunu” söylemesi üzerine, Baroların temel görevinin evrensel insan haklarını ve hukuk devletini savunmak olduğunu, Başkanın kullandığı dilin iktidarın kullandığı dille aynı olduğunu belirten çok sayıda kişi kendisine tepki gösterdi. Avukatların çok önemli bir bölümü, Feyzioğlu’nun son 3-4 yıldır söyledikleri ya da suskunlukları yüzünden kendisine karşı mesafeliydi. Meslek sorunlarının ağırlaştığı, hukuk devletinin derin dondurucuya kalktığı bu dönemde gereken tepkiler gösterilmeliydi. Bu tepkileri göstermeyen Birlik Başkanına karşı ilk hareket Antalya Barosu’ndan geldi. Sekiz delege açıkladıkları kısa bir bildiriyle Metin Feyzioğlu’nun Başkanlık görevlerini gereği gibi yerine getirmediği için istifasını istedi. Ardından Adana Barosu delegeleri de istifa talebine katıldılar. Geçtiğimiz hafta Ankara, İzmir, Bursa, Mersin Barosu delegeleri de yayınladıkları bildirilerle Feyzioğlu’nun istifasını istediler. Kendisi de Ankara Barosu  mensubu olup 3 yıl bu Baronun Başkanlığını yapmış olan Feyzioğlu’na karşı, en sert bildirilerden birini Ankara Barosu Delegeleri hazırlamıştı. Delegelerin oy birliğiyle  hazırladıkları açıklamada Feyzioğlu’nun cübbesini çıkararak siyasete girmesi tavsiye ediliyordu.

Bu taleplere karşı Feyzioğlu’nun hamlesi, iktidar odaklı oldu. Adalet Bakanı’nı TBB’ye davet ederek, aralarında iyi bir diyalog sürdüğünü, TBB’nin  Anayasal bir kurum olduğunu  bu nedenle de “Milli” bir kurum ve duruşlarının olduğunu bir kez daha vurgulayarak Adalet Bakanı’na teşekkürlerini sundu.  Yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı, Anayasal güvencenin kalmadığı, kamudan sorgusuz sualsiz 130 bin kişinin atıldığı ve yargı yollarının işletilmediği, KHK’larla temel kanunların değiştirildiği, avukatların adliyelerde duruşmadan atıldığı, tutuklandığı, genç avukatların arasında işsizliğin tepe noktasına çıktığı bu dönemde bir TBB Başkanının Adalet Bakanı’na teşekkür etmesi TBB’nin 50 yıldır süren geleneğine aykırı bir durumdur. Devlet modelini yasama-yürütme-yargı erklerinin birbirinden ayrı kurgulanması üzerine inşa eden sistemde yargı, iktidardan bağımsız olmalı; yargının en önemli ayağından savunmayı oluşturan avukatlar da yargı içindeki en bağımsız yapı olmalıdır/olmuştur…  İşte Feyzioğlu hem TBB geleneğini hem de Baroların iktidardan bağımsızlığını süreç içinde yok etmiş, son hamlesiyle de Birliği iktidara teslim etmiştir.

Olup bitenleri konuyla ilgilenen herkes görmektedir. İş, Türkiye’nin geldiği çürüme noktasında sadece koltuğunu ve iktidarını koruma mücadelesidir. Bu da elbet iktidara benzeyerek ve onun araçlarını kullanarak  yapılacaktır.

Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının yargılandığı davada mahkeme, eylül ayında tüm avukatlar için tahliye kararı vermişti. Fakat aynı mahkeme 12 saat içinde kararını değiştirmiş avukatlar hakkında tekrar yakalama kararı çıkarılmıştı. Bu süreç içinde, dosyada bulunan dijital materyallerin kendilerine verilmediği, tecrit altında tutuldukları, savunma haklarının kısıtlandığı gerekçeleriyle Kozağaçlı ve yanı sıra avukatlar Behiç Aşçı, Aycan Çiçek, Engin Gökoğlu ve Aytaç Ünsal bu ihlalleri protesto ederek açlık grevine başladılar. Bugün açlık grevlerinin 22. günü ve bu  avukatlar gündeme bile gelmiyor.

 

Metin Feyzioğlu’nun bu konuda da suskun kalması ne yazık ki şaşırtıcı değil. Zira o  tavrını, adı geçen avukatların müvekkilleri olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakçe’nin açlık grevindeyken tutuklanmaları sürecinde göstermiş ve  “Kimse benden Nuriye ve Semih’i evlat edinmemi beklemesin” demişti.

Baroların ve TBB’nin görevi hukuk devletini insan haklarını sonuna kadar savunmaktır. Bunu yaparken mağdurun kimliği/dini/dili/siyasi görüşünün önemi yoktur. Kurumlar bu süreçlerde  sessiz kalamaz. Kalmamalıdır.

Baroların tarihe bırakacağı en önemli miras, onurlu savunma geleneğidir.

 

TUNCAY KOÇ

Paylaş
ETİKETLER:
Yok