Antalya
07.12.2018
A

Sabah erken saatlerde işe gidenler, Antalya’nın başka bir yüzüne tanıklık ediyor.

Hele bir de, televizyon ekranlarında görünen sahilleri, otelleri ve turistik tesislerine hayran kalarak bu şehre gelenler için ‘yıkım’ anlamına gelen bir tablo bu.

Son yıllarda Antalya’nın değişmeyen bir yüzü oldu; durakta sabahlayan insanlar.

Hangi amaçla geldiklerini, neler yaşayarak bu noktaya düştüklerini bilmiyoruz. Ancak iç acıtan tablo, gün geçtikçe kanıksanıyor.

Yağmurlar başlamadan önce cami avlularında, parklarda ve alakasız yerlerde yatıyordu bu insanlar. Hatta Muratpaşa Cami’sinin avlusunda sabahlayanları bile gördüm.

Geçtiğimiz yıllarda da sık sık gündeme getirdim.

Bu insanlar sokaklardan kurtarılmalı. Hatta sosyal bir devlette, sokakta insan kalmamalı. Ancak günümüz gerçeklerinde bunun önüne geçmek şimdilik imkansız gibi.

Olayın sosyal boyutu ayrı bir konu.

Geçtiğimiz hafta, Antalya’nın göbeğindeki yıllardır yaşayan insan grubu ve onlara yardım eden bir arkadaşım ile sohbet ettim.

Sürekli aynı parkta gördüğüm, işsiz-güçsüz olduklarını tahmin ettiğim insanların tahmin dahi edemeyeceğim hikayelerine tanıklık ettim.

Yoldan geçen araçların camını silerek harçlık kazanmaya çalışan bir park müdaviminin, emekli kaymakam olduğunu öğrendim. Maddi anlamda oldukça varlıklı, ancak kimsesiz. Birkaç kez belediyelerin sosyal tesislerine götürülmüş ancak kaçmış. Ailesi ile yaşadığı ve asla anlatmadığı sorunlardan dolayı, psikolojisi bozulmuş ve sokaklara düşmüş. Çatallaşmış sesi ile isyan içerikli şarkılar söylüyor sürekli. Emekli maaşını alıyor ve parktaki arkadaşları ile paylaşıyor. Hatta çocuklarından birisi oldukça iyi bir makam sahibi. İnsanların bulaşmamak için kaçtığı 60’lı yaşlardaki adam, zirveden-dibe aktarmasız uçuşla geçiş yapan bir hayatın başrol oyuncusu.

Alkol tüketmekten, ten rengi dahi değişen bir başka park müdaviminin eski bir savcı olduğunu öğreniyorum. Hayatını adalet dağıtmaya adamış belki, ancak kendi hayatının adalet terazisini kaçırmış biraz. Ailesi ve özel hayatı ile ilgili konuşmak istemiyor. Kimsesiz sokakta kalmasının sebebi belki de ailesiyle ilgili… Eski Türk filmlerindeki acıklı başrol oyuncuları gibi sürekli düşünmesi, onun hayatı ile ilgili küçük de olsa ipuçları veriyor, ancak çözmek imkansız. Meslek hayatında kaç konuda karar verdiğini kendisi de hatırlamıyor ancak kendi hayatı ile ilgili bir yerlerde verdiği kötü kararların bedelini ödüyor belki de…

Parktaki diğer insanların yaşamları da benzer. Parkı parsellemişler, evleri olarak kabul etmişler. Birbirlerine destek çıkıyorlar. Durumu iyi olmayana yardım bile ediliyor.

 

Antalya’ya kış geldi. Parklar ve kapalı otobüs durakları kimsesizlerin evi olmaya başladı.

Birçoğumuzun görünce uzaklaşmaya çalıştığı bu insanların her birisinin hayatı ayrı birer hikaye.

Her durakta ve parkta ayrı bir hayat, her hayatta ayrı bir hikaye var.

Bir Dünya kenti olan Antalya, Dünya’nın her çeşit insanına ev sahipliği yapıyor.

Bazen en lüks otellerde, geceliği 5-10 Bin Euro ödenerek…

Bazen de belediyelerin yolcular için yaptığı otobüs duraklarında, parklarda kuru ekmek dilenerek.

İşin ilginç olanı…

Meslek hayatlarında lüks otellerde konaklamış, toplantılara katılmış, ilçenin en büyük mülki amirliğini yapmış kişilerken bugün düştükleri durum.

Dedik ya…

Her hayat bir hikaye.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok