Antalya
27.11.2018
A

Soğan patates işleri, birkaç haftadır gündemi hayli meşgul etti. Hatırlarsınız; bir süre önce de Suriye’den patates ithal etmiştik. O zaman da herkes patates konuşuyordu.

 

Bugün soğan üzerinden ilerleyen vatandaş gündemi, titiz biçimde belirleniyor ve “vatandaşa ne lazım değil?” sorusunu tam isabetle cevaplıyor. Lazım olmayan ne varsa konuşuyoruz.

 

Böyle olunca lazım olan şeylere sıra gelmiyor; bunları konuşan birkaç aklı evvelin ise sesi duyulmuyor.

 

Her fırsatta söylüyoruz; kendi gerçek probleminizi, kendi gündeminizi konuşun arkadaşlar. Size dayatılan uydurma gündemlerle ömrünüzü tüketmeyin. Bütün mesele ömrünüzü tüketmekle; yani vaktinizi, zamanınızı boşa harcamanızla ilgili.

 

Gerçekler konuşmaya başlasın

Siz gerçekleri konuşmaya başlarsanız, gerçekler de sizin adınıza konuşmaya başlar. Ve bir şey diyeyim mi? Gerçek sizin adınıza konuşmaya başladığında onun karşısında ne zorbalar durabilir, ne yezidler, ne de nemrutlar… Siz yeter ki saçma sapan gündemlerle çoluk çocuğunuzun rızkını kumlara gömmeyin.

 

Neyse. Soğan meselesine başka bir çerçeveden bakmak niyetindeyim.

 

Ucuz da olsa, pahalı da olsa; piyasada milyonlarca ton bulunsa da, karaborsaya düşmüş de olsa, zaten depolarda saklamak dışında bir ihtimali bulunmayan soğanın saklandığı depolara baskınlar yapıldı.

 

Çok sevdiğim ve saygı duyduğum tiyatro sanatına halel gelir diye, bu rezilliğe tiyatro demekten imtina ederim.

 

Manipülasyonun, hedef saptırmanın kitabını yazdılar. Okul oldular, okul!

 

Soğan depolayan kim varsa lanetlediler. Bilen bilmeyen de zannedecek ki, piyasaların bütün bu berbat gidişatı, soğanları depolayan garibanlar yüzünden...

 

İşin kötü yanı, üç beş kişi hariç; kimse bilmiyor. Herkes bu seyirlik rezilliği hiçbir tepki vermeden seyrediyor.

 

Şimdi sanki akılla, usla bir yere varabilecekmişiz gibi akıl yürütelim de vaziyeti izaha yeltenelim.

 

Çünkü akıldan başka çaremiz yoktur. Hem memleket, hem de millet fena yuvarlanıyor.

 

Soğan stokçuluğuyla ‘voliyi vuran’ istifçiler olduğu söyleniyor.

 

İstifçilik dediğiniz şey nedir?

Arkadaş, istifçilik dediğin şey ucuz bir iş değil. Bunlar geçmiş dönemlerde sermaye biriktirip, harcayacak yer bulamayan ahlaksızların uyguladığı yöntemler idi.

 

Ama istifçiliğin de şartları vardı!

 

Bir defa çok paran olacak!

 

O parayı bir gün karaborsaya düşecek olan bir mala belirsiz vadeler için yatıracaksın!

 

O günler geldiğinde her türlü kovuşturmadan kendini sakınmaya çalışırken, sakladığın malın reklamını da bir şekilde yapıp, elinden çıkarmaya çalışacaksın!

 

Yani hem gizli saklı kalacaksın; hem de cümle alem duyacak ki malını satabilesin… E, tabi rüşvet de dağıtacaksın!

 

Zor işlerdi vesselam. Döneminin çok uygun şartlarında istifçilik para da itibar da (!) kazandıran işlerdendi. İstifçiysen her makamda, her mevkide çok güzel eşin dostun oluyordu.

 

Bugün istifçilikle ilgili bu koşulların hiç biri, hem de hiçbir ürün ve mal grubuyla ilgili söz konusu değil.


Hele ‘soğan istifçiliği’nden bahsetmek kadar gülünç bir söz olamaz.

 

Yahu adam 4 gün içinde Çin’den getirir soğanı; senin istif depolarını gene patlatır! Laf mı bu be!!!

 

Bugün kuş kadar aklı olan hiç kimse, ‘soğan’ depolayayım da para edince voliyi vurayım, demez. Çünkü kimse günümüz dünyasında ne zaman kaça satacağını bilemeyeceği binlerce ton malı depolamaz.

 

Çünkü sadece depolama ve lojistik maliyetleri bile, tek başına, bu saçmasapan iddianın gülünçlüğünü ortaya koyar.

 

İstifçilik falan yok. Soğan fiyatları istifçilik yapıldığı için artmıyor.

 

Soğan fiyatlarının artmasının nedenleri başka. Anlatalım.

 

Çünkü bu sezonda, yeterli miktarda soğan ekilişi gerçekleşmedi. Çok basit! Yeterince soğan yetiştiren olmadı. O yüzden soğan fiyatları fırladı.

 

Çünkü planlı soğan üretimimiz yok. Her zaman, her üründe olduğu gibi her sene çiftçinin kör, karanlık öngörülerine göre ekiliş yapılır. Soğan geçen sene çiftçiyi öldürdüyse bu sene dikmez. O nedenle bu sene fiyatı artar ve ama gelecek seneye deliler gibi soğan ekilir. Soğan ucuzlar.

 

Bu kısır döngü bu toprakların kaderi olmuş, artık.

 

İkinci önemli neden ise ihracatınızın da rastgele süreçlerle belirleniyor olmasıdır.

 

Düzenli bir ihracat pazarımız yok. İhracatçıların sürdürülebilir ihracat bağlantıları yok.

 

Tesadüfen, pat diye misal Ürdünlü birileri, devamlılığı olan bağlantılarında bir sorun yaşadığı için sana dönüp “Kardeş, 200 ton soğan lazım” dedi diye ihracat yapabiliyoruz.

 

Tesadüfen gelen sipariş de yerlerde sürünen fiyatları ve “bittik, tükendik” diye dövünen çiftçileri kurtaran etken oluyor. Bir gün içinde fiyatlar ikiye, üçe katlanıyor.

 

Piyasada soğan kalmıyor çünkü. Çok basit. Gizli saklı bir şey yok.

 

Stokçuluk, istifçilik falan hikaye!

 

Ayrıca bu kadar mesele etmeyin kardeşim; düzensiz bir sektörün, sürdürülemez ilişkileri içinde, soğan da üç gün para etsin. Ne var!

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok