Antalya
16.11.2018
A

2018 yılı tarım sektörü açısından iyi başlayan bir yıldı. Ürün fiyatlarının iyi gitmesi sektördeki tüm paydaşları rahatlatmıştı. Ancak yıl ortasına doğru yaşanan ekonomik kriz ile birlikte artan faizler ve kur riski ortalığı karıştırdı. Girdi fiyatları çok yükseldi ve bu durumda çiftçi borcunu dahi ödeyemez hale geldi. Tabii, çiftçi borcunu ödeyemeyince bayiler de sıkıntıya girdi. Zincirin başındaki firmalardan ise konkordato ilan eden, iflas isteyenler oldu, daha da olacağı konuşuluyor. Tabi, önümüzdeki günlerde bizi nasıl bir tablonun beklediğini şu anda bilemiyoruz.

Peki tarım sektörü ekonomik krizden neden bu kadar etkilendi?

Bu sorunun cevabı şudur; tarım sektörünün yapısal sorunlarına yıllardır çözüm bulunmuyor, pek çok sıkıntı günlük politikalarla geçiştiriliyordu. Zira, tarım dediğimizde tohum, gübre, ,ilaç, sulama, mekanizasyon gibi birçok alt daldan bahsederiz ki; bu alt dallara baktığımızda da, neredeyse hepsinin sattığı ürünlerin ithal olduğunu görürüz. Doğal olarak bu sektörler de, kurla ilgili en ufak bir dalgalamada hemen fiyatları artırır ve böylece kendilerini koruma yoluna giderler.

Firmalar fiyatları artırarak kendini koruyor da, üreticiler kendini nasıl koruyor?

Aslında üreticiler uzun yıllardır ya arazilerini ekmeyerek, ya da çiftçiliği terk ederek kendini korumaya çalışıyor. Türkiye'de son 13 yılda tarım arazileri, yüzde 12,1'lik oranda azalarak 23 milyon 800 bin dekara geriledi. Çiftçi Kayıt Sistemi'nin uygulanmaya başlandığı 2002 yılından 2017 yılına kadar kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon 588 bin 666 kişiden 456 bin 175 kişi azalarak 2 milyon 132 bin kişiye düştü. Bu çiftçilerin işlediği tarım alanı ise aynı dönemde 164 milyon 960 bin dekardan 148 milyon 792 bin dekara geriledi. Bu da demektir ki; Türkiye üretimden hızla uzaklaşıyordu, yaşadığımız ekonomik krizse bu gidişi artırdı.

Peki, bu kötü gidişi nasıl tersine çevireceğiz?

Bence hükümet, ilk olarak ( daha önce kuyumculuk sektöründe yaptığı gibi), vadeleri kısaltan ya da peşine çeviren bir karar almalıdır. Çünkü, gördüğüm kadarıyla sektör paydaşlarımızın böyle bir adımı atmaları mümkün değil. Tarım sektöründe, bazı ülkelerin yıllardır uyguladığı şekilde, peşin ya da maksimum 90 gün vade sitemine bir an önce geçmemiz gerekiyor. Zira bu sistem, hem üreticiyi hem de üreticilere girdi sağlayan paydaşları kısa sürede rahatlatacaktır.

İkinci bir konu da, üreticilerin paralarını çok uzun dönemde almaları konusudur. Bizim ülkemizde sistem şöyle işliyor; Çiftçi ürününü hallere yada diğer kanallara veriyor ve bu ürünler maksimum 3-4 gün içinde tüketiciye ulaşıyor. Ancak ne gariptir ki, tüketiciye bu kadar kısa sürede ulaşan ürünlerin parası, çiftçiye aynı hızda ulaşmıyor. Hepimizin bildiği gibi, tüketiciler tarım ürünlerini pazardan  ya da marketten aldıklarında ya peşin yada kredi kartı ile ödeme yapar. Ama nedendir bilinmez, bu para üreticiye en iyi ihtimalle 6-8 ay arasında geri ödenir.

Bu bedelleri kimler, nerelerde kullanıyor?

Bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Ancak bildiğim şu; bu paralar 30 ila 90 gün arasında bile üreticiye ulaşsa, bugün üreticinin yaşadığı pek çok sıkıntı ortadan kalkar. Bu sorunu çözebilmek için değişik çiftçi organizasyonları yapmamız gerekebilir. Bu şekilde hem yolu kısaltabiliriz hem de üreticin eline en kısa sürede paranın geçmesini sağlayabiliriz.

Bu yazı ile bir yılı daha bitiriyoruz… Her yeni yıl, yeni umutlar demektir..Ben de bu nedenle yazımı umutları koruyarak bitirmek istiyorum..

Umarım, Yeni Hal Yasası tarım sektöründeki tüm paydaşların sorunlarını çözen bir sistemi ülkemize kavuşturur..

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok