Antalya
13.11.2018
A

Dünyanın hızı pek fazla değişmedi ama hayatın hızı gayet yükseldi.

 

Bu tespit sadece gündelik yaşamımızla ilgili değil. Aynı zamanda toplumsal süreçlerle de ilgili.

 

Yani diyelim ki bir ülke ekonomik bir krize mi girdi? Öyle eskisi gibi onlarca yıl sefalet çekmiyorsunuz. En azından öyle hissetmiyorsunuz.

 

En fazla birkaç yıl ezilip büzüldükten sona işler biraz yoluna giriyor. Üstelik zaman geçtikçe bu süreçler daha da kısalıyor.

 

Çünkü ihtiyaç duyacağınız değişiklikler büyük bir hızla meydana geliyor. Bir yandan da halkın tartışıp hakkında konuşması gereken şeyler, halk dışında kalan başkaları tarafından planlanıyor.

 

Her gün sansasyonel bir mevzuyla ağzımız, kafamız dolduruluyor. Bütün enerjimiz boşu boşuna harcanıp gidiyor.

 

Bana sorarsanız; faşist hükümetlerin son 10 yılda dünyanın her yerinde iktidar olmaları ve üstelik defaten iktidarda kalmalarını sağlayacak seçimler kazanmalarının nedenlerinden biri de bu. Her şey o kadar hızla değişip dönüşüyor ki, dizi halinde krizler yaşayıp duruyorsunuz ama yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz… Yahut büyük dert dediğiniz bir mesele, bir de bakıyorsunuz ardında 10 tane başka mesele bırakıp, çekip gitmiş.

 

Her şey muazzam hızlandı.

 

Üretim de tüketim de azaldı

Türkiye’nin tarımsal ürün ihracatı, uzun süredir sıkıntılı seyrediyor. Pazar destinasyonlarımız kısıtlı. Rusya başı çekiyor. Avrupa ülkeleri deseniz, eskisi gibi güzel çalıştığımız yerler değil.

 

Durmadan gümrükten dönen ürünlerle karşılaşıyoruz; o ürünlere ne olduğunu da hiçbir zaman öğrenemiyoruz.

 

İç piyasada fiyatlar, tüketim miktarını yarıya düşürdü. Allah’tan üretici sayısı da tarihteki en büyük düşüşü yaşadı da tüketimin azalmasının fiyatlara fazla bir etkisi olmadı. Hangi ürün derseniz deyin, fiyatlar gayet güzel seyrediyor. En ucuz semt pazarında bile 5 liranın altında ürün yok.

 

İhracata giderken geri çevrilen ürünlerin sorunu, ürünlerin üzerinde tespit edilen zehir kalıntısı.

 

Sektör bu olaya “kimyasal ilaç kalıntısı”; “rezidü” yahut “zirai ilaç kalıntısı” gibi yumuşatıcı isimler veriyor. Biz de yakın zamana kadar o genel eğilime katılıyorduk.

 

Artık katılmayacağız. Zehire zehir diyeceğiz.

 

Kimse gerçek derdini konuşmuyor

Bu süreçte girdi maliyetlerinin muazzam artışı üreticiyi darboğaza soktu. Pazardaki fiyatlar tüketiciyi bunalttı. Tarım şirketleri tahsilattan tutun, finansman ve satış problemlerine kadar çeşitli sorunlarla baş başa.

 

Ama herkesin derdi, kısa sürede unutulup kenara konuyor. İki günde bir sektörle ilgili devasa memleket meselelerini tartışıp kenara atıveriyoruz. Kendi gerçekliğimizi ancak o gerçekliği bizimle beraber yaşayan en yakınımızdaki üç, beş kişiyle paylaşıyoruz. Kendin pişir kendin ye; hiçbir fayda üretmeyen işler…

 

Bir gün et fiyatlarıyla yatıp kalkıyoruz. İki gün sonra saman konuşup, daha neyin ne olduğunu anlamadan binlerce ton saman Bulgar gümrüğünden giriveriyor! Hop! Ertesi gün süte geliyor sıra. Onu konuşurken, Mersin Limanı’na ne idüğü belirsiz binlerce sığır indiriliveriyor.

 

“Bunların ihalesi…” falan demeye kalkıyoruz; hop, Bakan çıkıp diyor ki, “Çiftçi toprağı ve yetiştirdiği ürünü bilmiyor!”… Çiftçi zaten hazır; haksızlığa uğradığını düşünüp saydırıyor; “40 yıldır sen mi yetiştiriyorsun?” falan diye.

 

Arkadaş, adamlar sen toprağını bitkini tanımıyorsun diye söylemiyor ki bunları!

 

Hoş toprağının muhtevasını; yetiştirdiğin bitkinin hangi toprağı isteyeceğini falan gerçekten de bilmiyorsun ama adamın derdi bu değil ki zaten! Adamların derdi tam da verdiğin tepkiyi almak…!

 

Gerçeği saklamanın en ucuz yolu: sansasyon

Bütün devlet açıklamaları tek bir amaçla yapılıyor: sansasyon.

 

Gerçeği saklamanın en etkili yolu bu! Garantili resmen. Sansasyon yarat, rahat et!

 

Sansasyon aynı zamanda çelişkidir. İkilemdir. O nedenle sansasyon yaratırsanız insanlar sürüler halinde gerçeği kenara koyup; o ikilemin bir yanından tutarak peşinden giderler.

 

Böylece yanlışların ve yalanların üzerini kolayca örtüp, bir sürü zahmetten kurtulabilirsiniz.

 

Bu düzenin tek bir ihtiyacı var: sansasyona asla ara vermemek.

 

Başkasının gerçeğini yaşamak

Her fırsatta tekrar ettiğimiz bir şeyi yineleyelim. Değerli çiftçi kardeşim; değerli sektör paydaşı; kendi gerçekliğini en iyi bilen sensin. Onun dışında bir gerçekliği konuşmana gerek yok.

 

Naçizane önerimizdir; başkalarının önerdiği mevzuları konuşmayınız. Kendi gerçeğinizin gerektirdiği mevzuları konuşunuz.

 

Kendi gerçekliğin dışında bir şey hakkında konuşup yazdığın anda, kendi gerçeğini kenara atıp, başkalarının istediği şeylerle ömrünü geçiriyorsun. Öte yandan boşu boşuna harcadığın zaman, dertlerini yaratanların ekmeğine yağ sürüyor.

 

Türk tarımının gerçeği, üretim süreçlerinin budanması gerçeğidir. Bizim gerçeğimiz, üretim miktarının azaltılması; üretimde istihdam olan nüfusun azaltılması, Türkiye’nin gıda üretiminde söz sahibi ülkeler arasından bir an önce çıkarılması projesidir.

 

Bu projeye karşı mücadele etmek zorundayız.

 

“Bu mücadeleyi sürükleyeyim” diyen biri varsa kamuoyunu fazla değil, 2, 3 hafta gerçek dışı safsatadan uzak tutsun; bütün meseleler çözülecek.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok