Antalya
10.11.2018
A

Homosistein kalp hastalıkları için takip edilmesi gereken önemli bir markerdir (belirteç). Kalp hastalıkları açısından özellikle aile öyküsünde çeşitli kalp hastalıkları bulunanlar, stresli bir yaşama sahip olanlar, egzersiz yapmayanlar, kronik yorgunluk sendromundan müzdarip olanlar, böbrek/tansiyon hastaları ve düzenli sigara kullananlar risk altındadır. İleriye dönük kalp hastalığına yakalanma olasılığı bu markerla çok önceden tespit edilebilmekte ve kişilerin yaşam tarzları ile ilgili risklerini en aza indirgeyecek gerekli önlemler alınabilmektedir. Plazma homosistein seviyesindeki artış ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki klinik ilişki, ilk defa 1969 yılında ortaya konmuştur.  Araştırmacı, plazma homosistein seviyesi yüksek ve homosistinürisi olan iki çocuğun otopsisinde yaygın arteryel tromboz (damar yatağı içinde kan pıhtısının oluşması ve böylece kan akışını engellemesi) saptamıştır. Sonraki araştırmalarda da bu hipotez onaylamış ve bugün artık hiperhomosisteineminin (homosistein yüksekliği) koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğu kabul görmüştür.

PLAZMA HOMOSİSTEİN ÖLÇÜMÜ NASIL YAPILIR?

Yemeklerden sonra homosistein düzeylerinde kısmi yükselmeler olabileceği için, en son yemekten en az 12 saat sonra bakılması tavsiye edilmektedir. Normal total plazma homosistein seviyeleri açlık durumunda 5-15umol/L aralığındadır.Günümüzde kabul edilen normal oran 5-15 µmol/L, arzulanan <10 µmol/L, hafif yükseklik değeri 15-25 µmol/L, orta yükseklik değeri  25-50 µmol/L, ağır yükseklik değeri 50-500 µmol/L’ dir.

ÇALIŞMALAR NE DİYOR?

Çalışmaların büyük kısmında artan plazma total homosisteininin koroner, serebral ve periferik vasküler hastalıklar için bir risk faktörü oluşturduğu bildirilmesine rağmen ancak son 5 yıl içinde kolesterol, sigara ve şişmanlık gibi diğer majör risk faktörleri arasında yerini almıştır. Homosistein, günümüzde kardiyovasküler, serebrovasküler ve periferal vasküler hastalıklar için doza bağımlı bir tarzda etkili olan diğer risk faktörlerinden bağımsız majör bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Boushey ve arkadaşları 27 prospektif ve retrospektif çalışmanın metaanalizini yayınlamışlar ve koroner arter hastalığı (KAH) ile hiperhomosisteinemi arasında güçlü bir ilişki olduğunu bildirmişlerdir. Başka bir çalışmada yüksek homosistein düzeylerindeki olası reaksiyonlar şu şekilde açıklanmıştır; reaktif oksijen türleri oluşumu, endotelyal toksisite, trombositlerin artmış adhezyonu, pıhtılaşma faktörlerindeki değişiklikler ve azalmış adenozin üretimi. Homosistein yüsekliği LDL oksidasyonuna neden olmakta ve ayrıca vasküler hücrelerin biyokimyasal ve biyosentetik fonksiyonlarını etkileyerek vasküler matrikse de direkt olarak zarar vermektedir. Yine bir başka çalışmada homosistein seviyesindeki 5 µmol/L artışa karşılık koroner arter hastalığı (kalp hastalığı) riskinin kadınlarda %80  ve erkeklerde %60 arttığı ifade edilmektedir.

HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİ İLE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR

Kalp ve damar hastalıkları, felç, beyin ve sinir sistemi hastalıkları, Alzheimer, MS, Parkinson, tekrarlayan düşükler, kronik yorgunluk, depresyon homosistein yüksekliği ile yakından ilişkilidir.

 

 

HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Diyetle alınan vitamin B6, B12 ve folat düzeyi ile plazma homosisteini  ters orantılıdır. Aşırı sigara, alkol ve kafeinli kahve içen kişilerde homosistein yükselirken sağlıklı bir beslenme ve fizyolojik aktivite ile homosistein seviyesi düşer. Bu tür hayat tarzı faktörlerinin etkisi kadınlarda erkeklerden daha belirgindir. Kronik alkoliklerde, etanolün vitamin durumunu etkilemesi sonucu homosistein seviyesi artarken, orta derecede alkol tüketenlerde homosistein düşmektedir. Yüksekliğinde homosistein metabolizmasında çalışan aktif B6, B12, betain, magnezyum ve folik asit kullanımının yanı sıra diğer bir önemli yaklaşım doğru ve temiz omega 3 kullanımıdır. Bu önlemlerle, homosistein metabolizmasında etkili olan metilasyon süreci ve metiyonin yolağı düzgün çalışır, kalp ve beyin damarları dahil damar sisteminin içini döşeyen endotel tabakası üzerindeki stres azalır, dejeneratif (yıkıcı) değişikliklerin ortaya çıkması önlenmiş olur.

Referanslar:

http://www.totmdergisi.org/articles/2002/volume9/issue2/2002_9_2_15.pdf

https://www.journalagent.com/tkd/pdfs/TKDA_29_3_181_190.pdf

https://synevo.com.tr/tr/Homosistein-Nedir

http://tkb.dergisi.org/pdf/pdf_TKB_29.pdf

http://www.turkpsikiyatri.org/blog/2012/04/07/vitamin-b-12-folat-ve-homosisteinin-bilissel-bozukluklar-ile-iliskisi/

Uzm. Dyt. Betül AY YILMAZ

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok