Antalya
07.11.2018
A
RÖPORTAJ
Tohumda ‘yerli’ başarı
 Tohumda  ‘yerli’ başarı

Tohumda yıllarca ithalata endeksli yaşayan Türkiye, Araştırma Geliştirme (ARGE) laboratuarlarının teşvik edilmesiyle birlikte kendi tohumunu üretir hale geldi. “Türkiye’nin tohum ihtiyacının yüzde 75’ini yerli firmalar karşılıyor.” diyen ANAMAS Tohumculuk Yöneticisi Serkan Kasapoğlu, ihracattaki artışa da dikkat çekti.

RÖPORTAJ: HASAN YAVAŞLAR 

Serik’e bağlı Yukarıkocayatak’ta 100 dönümlük alanda tohum üretimi yapan ANAMAS Tohumculuk Yönetim Kurulu Üyesi Ziraat Yüksek Mühendisi Serkan Kasapoğlu, tohumculukta Türkiye’nin kısa sürede büyük yol katettiğini söyledi. Kendi tesislerinde ıslah ettikleri tohumları, başta İsrail olmak üzere 14 farklı ülkeye ihraç etmeye başladıklarını söyleyen Kasapoğlu, sektörün daha iyi yerlere gelebilmesi için ziraat mühendislerinin akademik olarak daha iyi yetişmesi ve merkez laboratuvarlarının kurulmasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Yıllar önce hibrit tohumda tamamen yurtdışına bağlı yaşayan Türkiye’nin tohumculukta önemli mesafeler katettiğini belirten Kasapoğlu, “Şu anda ülke ihtiyacının yüzdi 75’ini karşılayabilecek durumdayız. Bu sektörde ön sıralarda yer alan İsrail ve Hollanda firmaları, bize göre sadece daha tecrübeli” dedi.

 

ANAMAS Tohumculuk ve faaliyetleri hakkında bilgi alabilir miyim?                                                                

Firmamız 1997 yılında yerli sermaye ile kurulmuş bir ıslah firması. Yaklaşık 40 dekar alana kurulup, bugün itibariyle 100 dönüme çıkmış durumdayız. Yerimiz Serik Yukarıkocayatak Beldesi’nde. Firmamız domates, salatalık, biber, patlıcan, kavun, karpuz ve fasulye türlerinde ıslahsal faaliyetlerine devam ediyor. Firmamız 2001 yılında ‘Araştırma ve Kuruluş Firması’ hüviyetini kazandı. 2017 yılında ARGE merkezi ünvanına da sahip oldu. Firmamızda toplamda 116 personel çalışıyor. 116 personelin 21’i ziraat mühendisi, bu arkadaşlar ARGE ve ÜRGE’de, geri kalanlar ise üretim bölümünde çalışıyor.

Çok büyük bir üretim alanına ve imkanına sahipsiniz. Yılda kaç kez tohum üretimi yapabiliyorsunuz?

Şirketimizde 90 dekar yerde ıslahsal faaliyetler sürdürülüyor. Domates biber ve hıyar yoğunluklu. Aynı zamanda tohum üretimi yapılıyor. Antalya sahil bandında güzlük ve baharlık olmak üzere yılda iki kez tohum üretiyoruz. Aynı zamanda Bucak gibi rakımı yüksek yerlerde yılda 3 kez tohum üretimi yapıyoruz. Yılda 3 kez üretim yapan ender yerli firmalardan biriyiz. Bucak’ta Nisan’da dikim yapıp, Eylül ayında söküm yapıyoruz. Normal şartlarda Akdeniz sahil bandında Ağustos ayında dikim, Ocak ayında da söküm yapılıyor. Ocak ayında tekrar dikim yapılıp Haziran’da sökülüyor. Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları çok sıcak olduğu için seralarımızı dezenfekte ediyoruz. Firmamıza ait tescili alınmış 71 tane çeşidimiz bulunuyor.

Tohum ihraç eden firmalar arasındasınız. Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?

Ürettiğimiz tohumlar yurtiçinde ve yurtdışı pazarlarında talep görüyor. Yurtiçi pazarında kendi personelimiz ve distrübitör firmalarla, yurtdışında ise distrübitör firmalarla çalışıyoruz. İtalya, ispanya, Yunanistan, Arnavutluk, Güney Kore, Ürdün, Fas, Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai gibi ülkelere tohum ihracatı gerçekleştirdik.

Türkiye, son yıllarda yerli tohuma dönüş yapıyor. Ülke genelinde kullanılan tohumun yerli tohuma oranı nedir?

Şu anda yerli tohum oranı ciddi artış göstermekte. Özellikle yerli firmaların yapmış oldukları ıslahsal faaliyetlerin ülke coğrafyasında değer görmesiyle beraber, yeni çeşitler şu anda mevcut. Bugün ithal tohumu tamamen kaldırsak kendi kendimize yetebiliriz.

İthal tohum denilince akla gelen ülke İsrail. Biraz da Hollanda. Şu anda bu ülkelerle Türkiye’yi kıyaslayabilir miyiz?

Aslında İsrail veya Hollanda, yüzölçümü veya ekim alanları bakımında Türkiye’yle yarışamayacak durumda. Ancak onların moleküler veya ileri teknolojiyi daha üstün kullanmalarından kaynaklı ve var olan şirketlerin de daha geçmiş yıllardan gelmeleri bu konuda bizden daha öne çıkartıyor. Türkiye’deki yerli tohumculuk, 1984’te rahmetli Turgut Özal’dan sonra başladı. Türkiye’deki en eski firma, 1994-95 yılında kurulmuş bir firma. Ancak, bizim şu anda rekabet edebileceğimiz İsrail veya Hollanda firmalarının geçmişlerine bakıldığında, aile firmaları ve 1800’lü yıllardan günümüze gelmiş. O yüzden biz Türk tohumculuğu için henüz genç aşamadayız.

Anamas firması olarak, en çok talep gören çeşidiniz hangisi?

Şu anda bizim öne çıkan veya talep gören çeşidimiz; Oskar isimli mor sivri biberimiz var. Türkiye’deki yerel popülasyonların kaybolmaması adına yaptığımız bir çalışmaydı. Bunları antioksidan ve C vitaminleri bakımından analizlere tabi tuttuk ve kaybolmaması adına kendi öz kaynaklarımıza aktardık. ‘Oskar F1’ adı altında tescil altına aldık. Yapmış olduğumuz analizler doğrultusunda da yüksek C vitamini antioksidan bakımından da yeşil sivri bibere göre 300 kat daha fazla çıktı. Böylelikle Türkiye’deki ilk mor sivri biber Oskar F1 adı altında tescil altına alındı.

Türk tohumculuğu, Hollanda veya İsrail ile yarışabilecek düzeyde mi?

Bilinç artarsa, Türk tohumu elbette yarışabilir. Özellikle yerli firmalar, bu konuda teknolojiye hızla ayak uydurmaya çalışıyor. Bunu yaparken de devlet destekleriyle, projelerle bu işi sağlamaya çalışıyorlar. Şu an yapılan ıslahsal faaliyetler, Hollanda veya Amerika firmasından geri kalmadığımızı gösteriyor. Biz bugün, burada ıslah ettiğimiz çeşitleri İsrail’e gönderip oradaki üreticilerin beğenisine sunabiliyoruz. Geçmiş dönemde yaptığımız bağlantılar doğrultusunda İsrail firmasıyla çalışma işine girdik. Önümüzdeki dönemde İsrail’e tohum satışımız gerçekleşecek.

Bir tohumun ıslahı, hangi aşamalardan geçerek gerçekleşiyor?

Bir ıslah gerçekleştirirken, 3 ana faktörümüz oluyor. Birincisi; üreticilerin istediği, ikincisi; aracıların istediği, üçüncüsü de tüketicilerin istediği. Üreticiler için üretirken hastalığa dayanıklı ve verimli olanı tercih ediyoruz. Aracılar için, yola dayanıklılığı ön plana çıkartıyoruz. Ürün hakkında nihai kararı veren tüketiciler için ise lezzetli ve aromalı ürünler ıslah etmeyi hedefliyoruz. Geleneksel anlamda köylerde yapılan üretimde hibrit kullanımı son yıllarda daha da arttı. Çünkü geleneksel yollarla gelen tohumlarda bir hastalığa dayanıklılık ve yola dayanım sözkonusu değil veya pazarlanabilir meyve oranı düşük. Bu üç ana faktörün bir araya gelmesiyle de biz hibritlemenin son yıllarda biraz daha artmasını hedefliyoruz. Hibrit tohum çeşitlerinin artacağını hedefliyoruz.

Kamuoyunda, hibrit tohumun GDO’lu veya hormonlu olduğu, dolayısı ile zararlı olduğu kanısı yaygın. Hibrit tohum gerçekten zararlı mı?

Hibrit tohumu doğru tanımlamak lazım. Hibrit tohum doğada kuşların, böceklerin, arıların yapmış olduğu hareket sonucu oluşan toz taşınımını, bizler kontrollü ortamda sera koşullarında ziraat mühendislerinin kondolünde yapıyoruz. Bu işler zararlı değil. Hibrit tohum konusunda doğru bilinen yanlışlar da söz konusu. Biri çıkıp diyor ki; ‘hibrit tohumdan bir sene sonra ekildiği zaman aynı ürünü vermez’. Doğru, ancak hibrit tohumu oluşturan anne ve babalar söz konusu. Onlarda melezlenme söz konusu. Onu ilk diktiğiniz sezon normal verim alıyorsunuz. Ancak ertesi yıl diktiğiniz zaman ise onlar bir anne ve bir babadan oluştuğundan dolayı üniformluluk olmuyor. O nedenle hibrit tohumun sağlıksız olduğu kanısı son derece yanlış.

Hormon ile ilgili kamuoyundaki algı doğru mu?

Seralarda belli dönemlerde ürünlerin verimini artırmak için hormon kullanılabiliyor. Ancak hormonlar kendi dozunda kullanıldığı takdirde herhangi bir zararı olacağını düşünmüyorum. Seralarda hormondan ziyade, kullanılan kimyasal ilaçların insan sağlığı açısından daha önem arz ettiği kanaatindeyim. İnsanların kimyasal kullanımına daha dikkatli bakması gerektiğine, onların kılavuzunu daha dikkatli okumaları gerektiğine inanıyorum.

TÜBİTAK ile yürüttüğünüz projeler hangi aşamada?

Biz 2017 yılında ARGE merkezi olduk. Tarım sektöründe toplamda 14 tane ARGE merkezi var. Bunun 8 tanesi tohum üzerine. Antalya’da da 6 tane ARGE merkezi var, bir tanesi de biziz. Biz TÜBİTAK projeleri üretiyoruz. 2 tane bitirdiğimiz proje var. Şu anda devam eden salatalıkta 1 tane TÜBİTAK projemiz söz konusu. Aynı zamanda Kayseri Erciyes Üniversitesi’yle bilimsel araştırma projeleri yapmaktayız. Hem klasik ıslah yapıyoruz, hem de üniversitelerden akademik anlamda destek alıyoruz.

Antalya’da tarım sektörü hep sorunlarıyla gündeme geliyor. Tarımın daha iyi olması için tavsiyeleriniz nedir?

Tarımın daha iyi olabilmesi için öncelikle ziraat mühendislerinin akademik anlamda daha iyi yetişmesi gerekiyor. Bunun için üniversitelerde daha iyi eğitimler olmalı. Örneğin yaz döneminde Antalya’da yaz silajı yapılmakta. Yaz döneminde seraların sıcaklığı 55-60 dereceyi buluyor. O nedenle sektörün biraz daha eğitimli, biraz daha kendini yetiştirmiş ziraat mühendislerine ihtiyacı var. Aynı zamanda Tarım Bakanlığı’nın merkezi laboratuvar kurması gerekiyor. Kurulmuş olan merkezi laboratuvarda moleküler analizler, klasik testlemeler yapılabilmeli. Antalya gibi tarımda ön plana çıkmış bir şehirde böyle bir laboratuvara büyük ihtiyaç var.

Bu laboratuvarların kurulması, sektöre ne tür katkı sağlayacak?

Biz klasik ıslah yapıyoruz ancak klasik ıslah artık tek başına yeterli gelmiyor. Çünkü, bahsettiğimiz İsrail ve Hollanda’daki firmalar, hem klasik ıslah yapıyor, hem de klasik ıslahı laboratuarda yaptıkları çalışmalarla destekliyor. Biz sadece klasik ıslah yapabiliyoruz. Ancak şu anda moleküler anlamda da birtakım destekler almamız gerektiğine inanıyoruz. Ben kendi firmam anlamında bunu TÜBİTAK projeleriyle sağlayabiliyorum. Bunun daha genel anlamda olabilmesi için laboratuvarlar kurulm

Paylaş
ETİKETLER:
2018
YAZAR: