Antalya
05.11.2018
A

 

Fırat nehrinin bir yakasında yaşayan bir delikanlı ile öbür yakasında yaşayan bir kız varmış. Oğlan ve kız birbirlerine aşık olmuşlar. Delikanlı ger gece Fırat’ın öbür yakasına yüzerek geçer, sevgilisiyle buluşurmuş. Sevişip koklaşmalardan sonra delikanlı sevgilisiyle vedalaşıp Fırat’ın sularına girip, evine dönermiş. İki gencin buluşması, günlerce, aylarca devam etmiş. Bir gece yine yüzerek Fırat’ı geçip sevgilisinin yanına giden delikanlı, veda zamanı geldiğinde  kızın yüzüne dikkatle bakıp “senin bir gözün kör müydü?” diye sorar. Kız delikanlıya dönüp, “sen sen ol, sakın ola Fırat’ın sularına girme!” der. Delikanlı kızın dediğini tutmaz, Fırat’a girer; yüzme bilmediği için boğulup ölür. Yüzme bilmeyen genç, Fırat’ı meğer aşkın gücü sayesinde geçermiş.

 

İkinci Öykü: Pencerenin Ardında

 

Bir hastanede ölümü bekleyen hastaların koğuşu. Koğuşta iki yatak, iki hasta. Biri pencerenin önünde, diğeri duvarın dibinde. Yaşamlarının sonuna yaklaşanhastalardan pencere kenarındaki, sabahtan akşama dışarıya bakıp; gördüklerini duvar dibinde yatan, hiçbir şey görmeyen arkadaşına aktarır: “Bugün deniz dünden daha durgun. Rüzgâr hafif olmalı. Yelkenliler sakince ilerliyor…. Park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş. Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Erguvanlar bugün çıldırmış, öyle bir çiçek açtı ki; etraf mordan geçilmiyor. Erikler desen gelinden farksız. Eyvah, miniklerden biri düştü. Annesi yetişti bağrına basıyor çocuğu. Neyse çocuk sustu. Gülüyor şimdi. Öğrenciler? Onlar yine kitaplarına dalmışlar… Dur bakayım, haaa… Simitçi geldi. İki simit alıp, beşe bölüp paylaşıyorlar. Şimdi de çocuklara katıldılar, uçurtma uçurtmaya… Uçurtma yükseliyor, yükseliyor… Yelkenliler henüz görünmedi. Martılarınsa keyfi yerinde. Baloncu da erkenci. Mavi, mor, yeşil, kırmızı, turuncu, kocaman balonları var….”

 

Her gün böyle sürer giderken, ansızın, müthiş bir kriz geçirir pencere yanındaki... Duvar dibindeki düğmeye basarak doktor çağırabilir; arkadaşını kurtarabilir. Ama… Arkadaşı ölürse pencerenin yanı boş kalacaktır… Dışardakileri o görecektir… Düğmeye basmaz… Arkadaşı ölür. Ertesi sabah duvar dibindekinin yatağını pencerenin yanına taşırlar. Beklediği an gelmiştir. Pencereden dışarı bakar. Pencerenin dibinde kapkara bir duvardan başka bir şey yoktur.  

 

Üçüncü Öykü: Snimmar Ödülü 

 

Irak’ın Necef şehrinin olduğu yerde  eskiden Hıra şehri varmış. İyâd kabilesinin oturduğu bu şehirde, Yezdigerd ya da Nu'mân ibn Münzir adlı dünya hakimi bir hükümdar yaşarmış. Nu'mân ibn Münzir, iktidarını simgeleyecek bir saray yaptırmaya karar verir. Dünyaca ünlü mimarları yarışmaya çağırır. Sinimmar adlı bir mimarın projesi beğenilir; sarayın yapımı ona verilir.  Snimmar dört yıl çalışıp muhteşem bir eser ortaya çıkarır. Münzir, mahiyetindekilerle birlikte Havernak adı verilen sarayı görmeye gelir. Münzir, saraya hayran kalır,  dünyada bundan daha güzel bir saray yapılamaz, diye düşünür. Münzir Sinimmar'a "dile benden ne dilersen!" der. Sinimmar "eserimin tarafınızdan beğenilmesi benim için yeterli ödüldür sultanım!" diye karşılık verir. Münzir’in bir gün kafası karışır. "Sinimmar, Havernak’tan daha güzel bir sarayı başkası için yaparsa!" diye düşünür. Bu şüphe uykularını böler. Daha fazla dayanamayan Münzir, Sinimmar'ı sarayın damından aşağı attırarak öldürtür. Mükâfat yerine verilen cezaya bu olay nedeniyle "Cezay-ı Sinimmar" ya da ironik bir göndermeyle “Snimmar Ödülü” adı verilir.

 

 

 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok