Antalya
31.10.2018
A

Bugüne kadar hep terör olayları ile hatırladık. Şırnak’ın Beytüşşebap, Cizre, Güçlükonak, İdil, Silopi ve Uludere ilçelerinde olduğu gibi.

Tıpkı Batman’ın Begiri, Gercüş, Hasankeyf, Kozluk ve Sason ilçelerinin hafızalarımızda bıraktığı iz gibi.

Mardin’in Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin ve Ömerli ilçelerinden gelip ciğerimizi yakan acı haberlerde olduğu gibi.

Hakkari’nin de Çukurca, Yüksekova ve Şemdinli ilçelerini hep gelen acı şehit haberlerinden veya terör saldırılarından hafızamıza kazıdık.

Birçok ailenin asker ferdi, bu bölgelerin zor arazi koşullarında vatani görevini yaptı. Şehit düşenler oldu, görevini tamamlayıp geri dönenler oldu.

Ancak Hakkari’nin dağlarının aslında bambaşka bir hikayesi varmış. Belki ben ilk kez şahit olduğum için bu kadar şaşırdım. Hakkari’nin dağları, emek imiş, üretim imiş, tohumun toprakla buluşup hayata dönüşmesi imiş. Kısacası Anadolu imiş.

Üreten kadın, emekçi çiftçi ve tüm bunların sonucunda ortaya çıkan ZAP isimli dev bir marka imiş Hakkari, ilçeleri ve dağları.

İstanbul Üniversitesi’nden mezun olan ve doktorasını Hakkari üzerine yapan Beyda Sadıkoğlu anlattı Hakkari’nin bilinmeyen yüzünü.

Hakkari’yi tanıtmak için dev bir foto safari hazırlamış. O kadar heyecanlı ki; gözleri ışıl ışıl, heyecanlı ve doğup büyüdüğü memleketinin gerçek yüzünün tanınması için adeta çırpınıyor.

YÖREX’te açılan Hakkari standında, ziyaretçilere broşürler, kataloglar ve Hakkari’den getirdiği ürünleri dağıttı 4 gün boyunca.

Arazilerinin engebeli olması nedeni ile makine ve tarım araçlarını kullanamadıklarını, tamamen köylüler ve kadınların emekleri ile üretim yaptıklarını anlattı.

Bereketli toprakların, azimli insanlarla birleşmesi ile ortaya çıkan tahin, kuru üzün, maş fasulyesi, kuru incir, pirinç, incir pestili, ceviz, bal, kuru dut, nar ekşisi ve sirkesi gibi birçok ürünün ortaya çıktığını anlattı gururla.

Çukurca Kaymakamı Temel Ayca’nın da desteği, kurum ve kuruluşların katkısı ile ZAP isimli dev bir markanın ortaya çıktığını belirtti. Kuru dut, bal, pekmez, tahin, ceviz, peynir gibi ürünleri bu marka adı altında satarak istihdam sağlandığından bahsetti. Hakkari’deki her kadının el dokumasını mutlaka öğendiğini ifade etti.

Kendisini Hakkari’ye adamıştı Beyda Sadıkoğlu.

Hakkari’de bir tane bile düğün salonunun olmadığını ve düğünlerin açık arazide binlerce katılımla gerçekleştiğini anlattı. “Tırşık” isimli yemeği anlatırken, “Keşke burada olsa da tadına baksanız” diyecek kadar kendini kaptırmıştı tanıtıma.

Kar suyu ile coşan ve debisi en yüksek akarsulardan olan ZAP suyunda yapılan raftingin, yapılacak tanıtımla bölgeye turist bile çekebileceğini anlattı.

Hep terörle hatırladığımız dağlarda artık kaya tırmanışı ve yamaç paraşütü yapıldığından bahsetti. Bununla da yetinmeyip beraberinde getirdiği fotoğraflardan örnekler verdi.

Beyda Sadıkoğlu’nun anlattığı zenginliklerden beni en çok etkileyen ise “Ters lale” isimli bitki oldu:

“Hz. İsa çarmıha gerildiğinde, Hz. Meryem’in gözünden bir damla yaş akar. Ve o yaşın aktığı yerde lale bitkisi yetişir. 5 adet lalesi olan bu bitki yüzünü güneşe değil, toprağa çevirmiştir. Çünkü inanışa göre Hz. İsa’nın vefatı için yas tutuyordur. Ve laleden hergün bir damla yaş düşer toprağa. Bu da Hz. Meryem’in gözünden damlayan yaşı sembolize eder”.

Beyda Sadıkoğlu anlattı, ben şaşırarak ve hayranlıkla dinledim.

Ve şunu anladım ki; YÖREX sadece bir ticari organizasyon değil, Anadolu’nun gizli kalmış güzelliklerinin ortaya çıktığı, var olan değerlerinin tanıtıldığı ve birçok ilin ilk kez Türkiye genelinde ticarete adım attığı bir destan olmuş.

Çok sayıda ilin güzelliklerini tanıdım, anlatılanları dinledim ancak bir doktora öğrencisinin büyük bir heyecanla anlattığı Hakkari’nin hikayesi beni çok etkiledi.

Hakkari için çırpınan Beyda Sadıkoğlu’na, YÖREX’in mimarı ATB yönetimine ve Başkan Ali Çandır’a, Anadolu’nun zenginliklerini ayağımıza getirip tanıt

Paylaş
ETİKETLER:
Yok