Antalya
17.10.2018
A

Küresel açlık tehlikesi, artık tehlike olmaktan çıktı, vakıa haline geldi. En iyimser istatistiklere göre dünya nüfusunun 9’da biri aç.

 

Yani yaklaşık 820 milyon insan. Bunların çoğu da kadın ve çocuk.

 

Amacımız ajitatif karşılaştırmalar yapmak değil ama öte yandan obezite sorunu da dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi.

 

Bu konuya şunun için değindim; beslenme biçimi dediğimiz olgu giderek kültürel etkenlerden, kişisel tercihlerden yahut coğrafi-iklimsel imkanlardan kaynaklanan bir olgu olmaktan çıkıyor.

 

Beslenme biçimi dediğimiz şeyi, her geçen gün daha fazla olacak şekilde, kapitalist gıda üretim süreçleri belirliyor.

 

“Hangisi daha karlı ise, onu üretelim; hangisi daha yüksek kazanç sağlıyorsa onu yemeyi öğretelim.”

 

Bir de bakmışsınız vejetaryenlik olgusu, beslenme tercihlerini anlatan bir kavram olmaktan çıkmış; kavram olarak ekonomik bir muhalif duruşu anlatan bir şeye dönüşmüş!

 

Nitekim bazı bilimsel çalışmalar, vejetaryen beslenme biçimini bu yönde ele almaya çoktan başlamış bile.

 

Yani alışageldiğimiz beslenme tercihleriyle ilgili bir kavram olarak kullanmıyorlar. Kavramı, küresel açlıkla mücadele süreçlerinde tercih etmemiz gereken ekonomik bir yaklaşım için kullanıyorlar.

 

Oxford Üniversitesi’nin liderliğinde yapılan “Options for keeping the food system within environmental limits (Gıda Sistemini Çevresel Sınırlar İçinde Tutmak için Opsiyonlar)” adlı çalışmada deniyor ki mesela; “Daha fazla bitkisel beslenme olmadan iklim değişikliği için yeteri kadar emisyon azaltımı yapılamıyor. Yarı vejeteryan beslenmenin artışı ile 2050 yılında hem 10 milyar insan adilce beslenebilir, hem de gıda kaynaklı sera gazı emisyonları yarı yarıya indirilebilir. Ayrıca aşırı gübre kullanımı ve tatlı su kullanımı kaynaklı çevresel etkilerde önemli kazanımlar da elde edilebilir.”

 

Yani yarı vejetaryen beslenme biçimi benimseyecek olsanız; hem açlıkla mücadele, hem çevre sağlığı, hem de daha adil bir ekonomik düzen için iyi bir şey yapmış olacaksınız.

 

Yani yapılması gerekeni yaparsak, yeryüzünde açlıktan ölen insan kalmayabilir.

 

Benzer bir sonucu Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) sağladığı verilerden de öğrenebiliyoruz. FAO’nun bu yıl 16 Ekim Dünya Gıda Günü için kullandığı slogan şu; “2030’a kadar tüm dünyada sıfır açlık hedefine ulaşmak mümkün”.

 

Bendeniz çocuklarımın vejetaryen yeme alışkanlığı geliştirmesinden resmen ürkmüş bir babaydım. Annelerinin etle balıkla pek hevesi olmadığı için et, balık tüketebilmelerini sağlamak amacıyla; uykularında yeni pişmiş köfte vs koklatmak gibi, kimilerine akıldışı gelen bazı uygulamalarım olmuştu.

 

Başarılı olduğumu söyleyebilirim, iki çocuğum da her türlü gıda ürünün tüketmeyi seviyorlar. Şimdi biraz etraflarına bakmalarını ve vejetaryenlik olgusunu, kişisel bir yeme alışkanlığı tercihi gibi değil de, ideolojik bir olgu gibi anlamalarını sağlayabilirim.

 

Böylece başka insanların kaderleri hakkında da kafa yormalarını ve yapabilecekleri şeyler varsa yapmalarını sağlayabilirim.

 

Tabi, vejetaryen beslenme biçimi konuya bakışım çerçevesinde sadece bir örnektir. Küresel beslenme alışkanlıkları konusunda “dengeleyici yaklaşım”ı vurgulamama yarayan bir araç sadece. Yoksa başka birçok benzer olgudan da bahsetmek gerekir elbette.

 

En çok da beslenme alışkanlıklarımızı giderek daha çok belirleyen; kapitalist kitlesel gıda üretim endüstrisinden bahsetmeliyiz.

 

Bunları hayvanlara eziyet, çevre kirliliği, karbon emisyonu gibi –bana sorsanız o meşum çiftliklerin sahibinden başkasına hizmet etmeyen- çerçevelerden değil de; doğrudan insanların adil ve sağlıklı şekilde beslenmesi çerçevesinden tartışmak gerek. 

Paylaş
ETİKETLER:
Yok