Antalya
18.09.2018
A

Ekonomik bunalım dönemleri insanların çok cefalar çektiği, sıkıntılı ve hatıramızdan uzağa ötelemek istediğimiz dönemlerdir.

 

Türkiye toplumuna özgü bir şey değil bu. Dünyanın her yerinde aynıdır.

 

Maalesef bu durgunluktan çıkana kadar tahminlerin çok ötesinde uzun bir süre geçmesi gerekecek ve milletçe bunun bedelini ağır biçimde ödeyeceğiz.

 

Çiftçi de ödeyecek.

 

Artık ekonomik krizden kaçış veya kısa vadede bir çıkış olamayacağı anlaşıldığına göre, enerjimizi “Kriz ortamında neler yapılabilir?” sorusuna odaklayabiliriz.

 

Krizden sonra nasıl bir işimiz olacak? Ya da kriz sonrasında işimizi yapmaya nasıl devam edeceğiz?

 

Ya da “Kriz sürecinden en az zararla çıkmanın yollarını bulabilir miyiz?”

 

Nihayetinde kriz yönetimi denen bir uzmanlık alanı var ve bu işe kafa yormuş bir sürü bilgi sahibi insan yaşamış.

 

Tarihteki örneklere bakınca kriz dönemlerinin işbirliği oluşumlarını öne çıkardığını görürüz. Kooperatifler, üretici birlikleri, güçbirliği şirketleri ve benzer oluşumlar kriz dönemlerinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanları güçlerini birleştirerek üretmeye devam etme konusunda desteklemiştir.

 

Bu yapılar kriz sürecinde kazandıkları tecrübeyle uzun süre hizmet etme ve ortaklarının refahını ekonomik kriz sona erdikten sonra da arttırmaya devam etme konusunda başarılı çözüm seçenekleridir. 

 

İnsanoğlu sıkışmadıkça ilerlemez denir; belki ekonomik kriz tarımsal üretimde bir on yıl sonraki müreffeh günlerin habercisidir.

 

Ama böyle temennilerle, dileklerle olacak iş değil elbette. Tarımsal üretim sektörü dört bir yanından kuşatılmış, nefes alamaz hale gelmiş durumda.

 

Girdi tedariki

Girdi tedariki dediğiniz zaman fiyatlar hem 5-6 kat arttı, hem de kim hangi masalı anlatırsa anlatsın dövize endeksli halde pazarlanıyor; hatta pazarlanmıyor; piyasada tahsilat garantisi hissedilene kadar satışlar durdu! Paranla da alamıyorsun.

 

Piyasalar

İç piyasada marketlerin 18 aya ulaşan ödeme vadeleri, %40’lara ulaşan iade faturaları; semt pazarlarından alışveriş eden halkın satın alma gücünde %55’lere varan azalma; ihracat piyasalarında yaşanan sıkıntılar üreticiyi bir cenderenin içine hapsediyor.

 

Domates gibi bazı ürünlerde fiyatların çok iyi gitmesi kimseyi aldatmasın. Domates yetiştiricisi olup da üretimden çekilen çiftçi sayısını kimse bilmiyor. Bunu en iyi 20 tonluk tırı doldurmak için akla karayı seçen ihracatçılar bilir.

 

Bilirler de söylemezler… O da ayrı konu.

 

İthalat

Siz girdiyle, pazarla falan uğraşırken bir de bakıyorsunuz; üretmekte olduğunuz malın ülkeye ithal olarak gelmesinin önü açılmış! Sizin 3 liraya ürettiğiniz mal ta Şili’den bilmem nereden 1,25 liraya gemiden iniyor!

 

İthalat kotaları, gümrük vergileri falan sadece ve sadece ithalatçı şirketlere bir de ithalatçımıza mal veren yabancı şirketlere yarıyor.

 

Çiftçiye, üreticiye kalan tek seçenek bu işlerden çekilmek…

 

Mevzuat

Yetiştiricilikle ilgili mevzuat, eğer ihracatımız şıkır şıkır olsaydı; milletin satın alma gücü yerinde olsaydı ve üretim imkanları çiftçinin lehine gelişiyor olsaydı bazı ihtiyaçları gidermeye yarayacaktı.

 

Ama şimdi üretimi bitirmeye yardımcı oluyor.

 

Sanki planlanmış da aynen planlandığı şekilde uygulanıyor gibi. Yani oturup Türkiye’de tarımsal üretimi, çiftçiyi, üreticiyi bitirelim diye planlasanız bu kadar cuk oturmaz!

 

Bütün bu manzara karşısında yine de sükûnetle durup izliyorum; bir umudum var, memleket insanı çok daha zor şartlar altında nice cehennemler görüp geçirmiş; bunun da hakkından gelir elbette diyorum.

 

Çocukluğumdan beri rahmetli babamın da etkisiyle hep toprakla hayvancılıkla uğraşma hayallerim olmuştur. Gücüm, eğitimim, kabiliyetim olsaydı belki çoktan kalkışırdım! Ama kişisel olarak şu günlerde çiftçi olmadığım için gerçekten çok memnunum.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok