Antalya
05.05.2018
A
GENEL , GÜNCEL , RÖPORTAJ
İmar affı değil kamu düzeni
İmar affı değil kamu düzeni

Hükümetin seçim paketi içinde yer alan imar affı konusunu Harita Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ufuk Aydın'la masaya yatırdık Röportaj: Mustafa KOÇ     Antalya'da mevcut yapıların yüzde 60 - 70'inin kat mülkiyetine geçmediğini, yapı kullanma izni olmadığını belirten Harita Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ufuk Aydın, imar affıyla kat mülkiyetine geçmemiş, iskan izni olmayan bu yapıların yapı kayıt belgesi verilerek  kayıt altına alınacağını söyledi. Uygulamanın maddi kazanç sağlama açısından adaletsizliğe yol açma yanında, deprem yönetmeliği ve kamu güvenliği açısından da sıkıntılı olduğunu belirten Ufuk Aydın, "Statik açıdan güvenli bir yapıyla, güvensiz bir yapı aynı torbanın içine sokulacak. İkisi de kat mülkiyeti edinebilecek" diye konuştu.  "Biz böyle durmadan mevzuatı esnettiğimiz için sıkıntılar yaşıyoruz" diyen Ufutk Aydın, "Yaptırım, denetim olmadan kamu düzenini sağlayamazsınız. Yaptırımla kamu düzenini sağlamaktan bu işi çıkarıp, ödüllendirme gibi bir zihniyete kayılırsa bunun önünü alamayız, yazık olur" ifadelerini kullandı. ‘İmar barışı’na, imar affına gerek kalmadan, kamu düzeni içinde bu işlerin hallolması gerektiğini belirten Ufuk Aydın, "Bunun mevzuatı da var. Ama bir türlü uygulanamıyor" dedi. Sorunun yapı denetim mekanizmasından kaynaklanan yanlarına da dikkat çeken Ufuk Aydın, "Adı üzerinde 'yapı denetim'; ama bu da işlemiyor bizim ülkede. Bu mekanizma işliyor olsaydı, hâlâ bu tür yapıların üretilmesine devam edilmezdi" diye konuştu.  "Harita mühendisliği gerek proje, gerekse iskan aşamasında; ilgili tapu, kadastro,  belediye, yapı denetim mevzuatında yeri sağlamlaştırılır, başlangıçtan çatının kapandığı noktaya kadar proje müellifi ve fenni mesul olarak sorumlu olursa bu işlerin önü alınabilir" diyen Ufuk Aydın, "Bu memleketin mühendisine güveneceksiniz ve sorumluluk vereceksiniz. Mühendisi de, müteahhiti de, yer sahibini de koruyacaksınız. Bu ülkenin lokomotifi olan inşaat sektörünü kontrol altında tutmazsanız, böyle ha bire 'af', ha bire 'yapılandırma', ha bire 'barış' der, bunlarla uğraşırsınız" dedi. Hükümetin seçim paketi içinde yer alan adına ‘imar barışı’ da denilen imar affı konusuna nasıl bakıyorsunuz? Ülkemizde yapı kullanma izin belgesi edinememiş, mülkiyet anlamında da kat mülkiyetine geçememiş yüksek oranda mesken nitelikli yapı var. Antalya için bu rakamın yüzde 60 - 70'lerde olduğu ifade ediliyor. Mevcut yapıların yüzde 60 - 70'inin kat mülkiyetine geçmişliği yok. Üzerinde kat irtifakı kurulmuş bu yerler, arsa vasfını koruyor. Bu, mülkiyet anlamında sıkıntılı. Aynı oranlarda da yapı kullanma izin belgesi olmayan, halk arasındaki adıyla iskan belgesi olmayan, yapı ruhsatı alınmış, mesken nitelikli yapı var. Yıllardır kaçak yapı denilip, "gecekondu" diye sıfatlandırılan yapılar var. Bunların onlardan farkı yok. Harita mühendisleri olarak bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz? Harita mühendisleri olarak bizim bu konuda yıllardır süren bir çabamız var. Harita mühendisleri olarak biz, arazi üzerinde, arsa üzerinde yapının konumuyla ilgili proje müellifi vasfını özellikle Antalya'da son iki üç senedir kazanabildik. Tapu planları tüzüğü gereği ve diğer ilgili mevzuat gereği aynı zamanda harita mühendislerinin yapı kullanma izin belgelerinde de onayının alınması gerekir. Yapıların yapım işi bittikten sonra onaylı projesinin mimari, mekanik, statik, her anlamda uygun olup olmadığının denetlenmesi, yerinde ölçülüp değerlendirilmesi, "as built" dediğimiz bina bittikten sonraki konumunun da, rölevesinin çıkarılarak değerlendirilebilmesi lazım. İşin bu kısmı teknik anlamda bizim mevzuatımızda eksik. Sistem sağlıklı işlemiyor, işlemeyince de az önce sözünü ettiğimiz yüzde 60 - 70'lik korkunç rakamlar ortaya çıkıyor. Adına "imar affı" ya da "imar barışı" ne derseniz deyin, bu uygulamayla kat mülkiyetine geçmemiş, iskan izni olmayan bu yapılar yapı kayıt belgesi verilerek  kayıt altına alınmış olacak. Bu durumun adaletli olduğu söylenebilir mi? Siz, diyelim bir yer sahibi ya da yapı müteahhidisiniz; ilgili belediyenin imar mevzuatı çerçevesinde inşaat yapabileceğiniz kısıtlı alanda kapalı alan, taban alanı üretmenize yönelik evraklarınızı almışsınız ve inşaatınızı yapmışsınız. Komşu parselin sahibi de olabilir, aynı ölçülerdeki alanda bir başkası da tutmuş sizin ürettiğiniz alandan daha fazla kapalı alana sahip bir yapı üretmiş. Buradan size kıyasla elde ettiği maddi gelir var.  Bunların ikisi de kat mülkiyetine geçip bir bağımsız bölüm tapusu edinebiliyorsa, bunun adaletli olduğunu söylemek mümkün değil. Bu sistem buna neden olacaksa, bu sistemin de adaletli olduğunu söylemek mümkün değil. Sadece maddi kazanç açısından değil, deprem yönetmeliği var, bina güvenliğiyle ilgili başka konular var, kısacası kamu güvenliği anlamında da bu denetimsizliğin sıkıntıları var. "İmar barışı"yla bu da es geçilmiş olacak. Statik açıdan güvenli bir yapıyla, güvensiz bir yapı aynı torbanın içine sokulacak. İkisi de kat mülkiyeti edinebilecek. Uygulama bir düzen getirir mi? Düzeni kamu sağlar. Özel sektörün, toplumun, insanların gündelik hayatının düzenini sağlayacak olan kamu düzenidir. Kamudan kasıt nedir? Belediyedir, Tapu'dur, Kadastro dairesidir. Orası ilgili mevzuat gereği dik durabilirse, mevzuatın arkasında durabilirse; bir binanın geometrik, teknik, depremsellik, güvenlik, üretilecek kapalı alan, her anlamda güçlü sağlıklı arkasında kamunun gücünü hissederek durabilirse; o zaman "af"lara, "barış"lara gerek kalmadan, gündelik hayatın olağan akışı içinde bunları hallederiz. Üretilen hiç bir yapı gecekondu statüsü kazanmaz. Ama biz böyle durmadan mevzuatı esnettiğimiz için sıkıntılar yaşıyoruz. Yaptırım, denetim olmadan kamu düzenini sağlayamazsınız. Mühendislik pozitif bir bilim. Doğrusu tek. Bir bina şu kadarlık bir parselin üzerine şu oranda oturtulacak dendiği zaman bunun ikinci bir alternatifi yoktur. Burada norm geçerlidir. Antalya'daki yapıların kat mülkiyetine geçmemiş 60 - 70'inin normlara uymadığını söylediğimizde, bu durumu meşrulaştırmış olmuyor muyuz? İster istemez öyle oluyor. Yapı güvenliği demiştik. Antalya'da deprem yönetmeliğine uygun olmayan ne kadar yapı var? "Güvensizliği" de meşrulaştırmış olmuyor muyuz? Deprem verileriyle ilgili inşaat mühendisleri daha bilgililer. Biz daha çok yapının yataydaki, düşeydeki konumuyla  ilgiliyiz. Ama bu konuda uzman olmaya gerek yok, sıkıntılar zaten biliniyor. Bir caddedeki yan yana iki binaya karşıya geçip baktığınızda farklılıkları siz de görebilirsiniz. Aynı düzenle, aynı nizamda yapılması gereken bu iki yapı nasıl oluyor da birbirinden farklı oluyor, diye sorduğunuz zaman, konu "imar barışı"na kadar geliyor. Yüzde 3 bedelle bu işin yapılması konusu var. Bu yüzde 3 neyin karşılığı? Yapının bir taşınmaz değeri, arsa değeri çıkacak; bir de bunun üzerine inşa edilmiş yapının maliyeti çıkacak, ikisinin güncel değerinden yüzde 3 hesaplanacak, bu bedel Ziraat Bankası'nda açılacak bir hesaba yatırılınca siz bu "barış" içinde tokalaşma şansını bulacaksınız. İşin burasıyla ilgili de kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Ne tür bir soru işareti? Amaç kayıt dışı yapıyı kayıt altına alalım, memleketteki yapılaşmayı kontrol altında tutalım ise, bedel alınmadan da bu yapılabilir. Belki de öyle yapmalıyız. Kayıt altına almak, bilmek yanlış değil. Ama şu anda bunu biz vatandaştan bedelini alarak yapıyoruz. Bedel denince akla "Bir ödüllendirme mi var?" sorusu geliyor. Norma uygun ölçülerden daha fazla ölçüde bir yapı yaptıysam, bu değer tespit ediliyor da yüzde 3'le bunun diyetini mi ödüyorum? İşin bu yanı da enteresan. Elde edilecek gelir, Türkiye genelinde deprem riski bulunan 7 milyon binanın dönüşümünde kullanılacakmış... Uygulama nasıl olacak bilemiyorum. Uygulamayla ilgili yönetmelikleri beklemek gerekir. Ancak, çok fazla boşluk var. Yaptırımla kamu düzenini sağlamaktan bu işi çıkarıp, ödüllendirme gibi bir zihniyete kayılırsa bunun önünü alamayız, yazık olur. Harita mühendisleri olarak sizin çözüm formülünüz nedir? Harita mühendisleri olarak bizim yıllardır söylediğimiz bir şey var. İmar barışına, imar affına gerek kalmadan kamu düzeni içinde bu işler hallolmalı. Bunun mevzuatı da var. Ama bir türlü uygulanamıyor. Harita mühendislerinin, imalat aşamasının başlangıcında proje müellifi olarak; yapının iskan aşamasında fenni mesul olarak; yapının bitmesi, içine insanların oturması, yapı kullanma izin belgesinin verilmesi aşamasında ilgili bir röleve ile çalışmasıyla sorumluluk alması, yapıyı kontrol etmesi gerekir. Bu mekanizmanın mevzuatı var; ama uygulamada bu yok. İnşaat mühendisliği açısından bunun yapı denetim mekanizmasından kaynaklanan yanları da var. Adı üzerinde "yapı denetim"; ama bu da işlemiyor bizim ülkede. Bu mekanizma işliyor olsaydı, hâlâ bu tür yapıların üretilmesine devam edilmezdi. Aklıma gelmişken, bir gazeteci Bakana, "Bu imar affı çıkar, birileri gider binasını büyütüverir. Yerini artırıverir, çeviriverir. Bunu nasıl tespit edeceksiniz?" sorusunu yöneltti. Çok güzel bir soruydu. Bakan ne cevap verdi? Yine bizim meslek bilgileri çerçevesinde cevaplandırdı. Şehircilik ve Kadastro müdürlüklerinde kurulan coğrafi bilgi sistemleri birimleri var. Uydu fotoğraflarıyla anlık olarak yapılaşmaları da takip edebiliyorsunuz. Dolayısıyla bunu bir denetleme mekanizması var. Ama bu tür arızaları gidermekle ilgili mekanizmalar konusunda yapı denetim mekanizmasını örnek vermiş, mekanizma işlemiyor demiştik. 1999 depreminden 2018'e geldik, hâlâ bu "imar barışı"na konu edilecek yapı üretiliyor. Temel ölçme mühendisliği olan harita mühendisliği gerek proje, gerekse iskan aşamasında; ilgili tapu, kadastro,  belediye, yapı denetim mevzuatında yeri sağlamlaştırılır, başlangıçtan çatının kapandığı noktaya kadar proje müellifi ve fenni mesul olarak sorumlu olurlarsa bu işlerin önü alınabilir.  Bu memleketin mühendisine güveneceksiniz ve sorumluluk vereceksiniz. Mühendisi de, müteahhiti de, yer sahibini de koruyacaksınız. Bu ülkenin lokomotifi olan inşaat sektörünü kontrol altında tutmazsanız, böyle ha bire af, ha bire yapılandırma, ha bire "barış" der, bunlarla uğraşırsınız.

Paylaş
ETİKETLER:
Yok
YAZAR: