Antalya
28.04.2018
A

Yönetmen Thomas Vinterberg'in "Onur Savaşı" adlı filmini izlediniz mi bilmiyorum. İzlemediyseniz, izlemenizi tavsiye ederim. Üç dalda Altın Palmiye'ye değer görülen, başrol oyuncusu Mads Mikkelsen'e Cannes'da "En İyi Erkek Oyuncu" ödülü kazandıran filmin  baş karakteri 40'lı yaşlardaki Lucas, geçirdiği zor boşanma döneminin ardından hayatını yeniden düzene koyabilmenin peşindedir. Bir kreşte iş bulur, yeni bir kız arkadaşı vardır ve ergenlik çağındaki oğluyla arasındaki sorunlu ilişkiyi onarmaya çalışmaktadır. Kreşteki çocuklar, çocukların anne babaları, tüm kasaba Lucas'ı çok sevmektedir. Lucas'ı en çok seven çocuk büyüklerinden gördüğünü yapmak, onu öpmek ister.  Lucas küçük kızın kendisini öpmesine izin vermez. Reddedilmesinin intikamını almak isteyen küçük kızın "Lucas beni öptü" yalanı, durumdan vazife çıkaranların kışkırtmasıyla Lucas'ın "çocuk tacizi" ile suçlanmasını, sonraki "tanıklıklar"sa Lucas'ın suçlu ilan edilmesini getirir. Lucas işinden olmakla kalmaz; akrabaları, arkadaşları, sonra da tüm kasabalı tarafından dışlanır, aşağılanır, hakaretlere uğrar.  Bıçkın tiplerin saldırısına uğrar, kafası gözü yarılır. Lucas, verdiği onur savaşını sonunda kazansa da, yaşadığı bunca şey yanına kâr kalır.   YANLIŞ KARAR HAYAT MAHVEDEBİLİR Filmin bir "anafikri" varsa, o da bu tür konularda çok ayrıntılı araştırmalar yapılmadan, kesin bulgulara ulaşılmadan karar verilirse, bir ya da daha fazla hayatın mahvolmasına sebep olunabilir. Filmin bir diğer "anafikri" de, belli yaşlardaki çocukların beyanlarının gerçekle bire bir örtüşmeyebileceği.   GÜVENSİZLİK TEMELSİZ DEĞİL Pedofilinin sıradan bir olaymış gibi karşılandığı, öğrenci yurtları ya da kurs merkezlerinde çocuklara yönelik taciz, tecavüz vakalarının şaşırtıcı boyutlara ulaştığı; bunlara adı karışanların elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaştığı bir dönemde vatandaşların mahkemelerin verdiği / vereceği kararlara güvenmemesi gayet normal. Taciz - tecavüz suçu işleyenlerin neredeyse ödüllendirildiği bir ülkede, bu suçları işleyenlere ağır cezalar verilmesini istemek de, (özellikle mağduriyetle yüz yüze kalanlar açısından), anlaşılmaz bir şey değil. Mağduriyete uğrayan çocuklar ve ailelerinin yaşadığı travmanın, mağduriyetin çocuklarda ve ailelerinde açtığı yaraların tedavisi zorun da ötesinde imkânsız. Türkiye'de genellikle böyle olduğu; sapıklığın belli kesimlerce korunduğu, himaye edildiği düşünülmektedir.   KESİN KANITLARA DAYANMALI Ailelerin yaşadıkları şeyle ilgili verdiği savaş, sadece bir hukuk savaşı değil, bir onur savaşıdır da. Suçluları masum kılacak yanlış bir karar, yaşanan olayın çocuklar ve ailelerinde açtığı yaranın kapanmaması anlamına gelecektir. Ama, bir de işin diğer yanı var. Taciz, tecavüz sanıkları içinde, sözünü ettiğimiz film kahramanı gibi, suçlu ilan edip linç ettiğimiz masumlar; gerçek suçluların önümüze kurban olarak attığı kişiler de olabilir. Bu tür konularda verilecek cezalar o nedenle somut delillere, kesin kanıtlara dayanmalıdır. Verilecek yanlış bir karar, ahalinin saldırısı karşısında güçsüz düşen, onur savaşı verme cesareti gösteremeyen masum birinin hayatının mahvolması pahasına asıl suçlunun korunmuş olması anlamına gelebilir.    

Paylaş
ETİKETLER:
Yok