Zirai ilaçlar, esnaf ahlakı ve korkularımız | Körfez Gazetesi
Okul için kermes

Okul için kermes

Miniklerden Başkan Türel’e ziyaret

Miniklerden Başkan Türel’e ziyaret

Denizden 10 çuval çöp çıkarıldı

Denizden 10 çuval çöp çıkarıldı

Cinayet sanığı Serik’te yakalandı

Cinayet sanığı Serik’te yakalandı

Okul için kermes

Okul için kermes

Zirai ilaçlar, esnaf ahlakı ve korkularımız
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 17 Nisan 2018 - 12:23:54

Zirai ilaç kalıntısı meselesi sadece tarlayla, serayla, bahçeyle ilgili bir konu değil.

 

Zirai ilaçların üretimi, depolanması, nakliyesi, toptancılarda ve perakendecilerdeki lojistiği ve sunumu, satış sonrası kullanım kuralları, çiftçi düzeyinde kullanım prensipleri gibi bütün aşamalarda katı yasal düzenlemelerle belirlenen konulardır.

 

Mesela bazı ürün gruplarını, belli bazı ürün gruplarıyla aynı raflarda satışa sunamazsınız. Üreticiyseniz kullandığınız zirai ilacın ambalajını da yönetmeliğe uygun şekilde imha etmeniz yahut yine yönetmelikte belirtildiği şekilde saklamalı veya çöpe atmalısınız.

 

Yani kalıntı konusunda derdi olan kimselerden iseniz, sadece sebze ve meyveler üzerindeki ilaç kalıntısını değil; bu süreçlerin tamamıyla da ilgili olmanız gerekir.

 

Ama ziraatçı olmayan insanlardan bunların hepsini beklemek de doğru değil. En azından kamuoyunda henüz kalıntı duyarlılığı yeterince gelişmemişken…

 

Ama bilenler, fırsat buldukça bilmeyenlere anlatmalıdır.

 

Zirai ilaç kutusunda baharat

Her gün ofisime giderken bir aktarın önünden geçiyorum. Aktar dükkanının önünde bir dizi mukavva kutu içinde, çeşitli kuruyemişler ve baharat ürünleri sergileniyor.

 

Geçen gün, kutulardan biri dikkatimi çekti; üzerinde büyük zirai ilaç firmalarından birinin adıyla kocaman logosu görünüyor!

 

Üstünde de bir etiket var; “doğal kekik” yazıyor… Şaşkınlığımı kendi kendime yaşadıktan sonra, sabahın erken saati; aktara girip ilgili ve sorumlu gibi görünen hanımefendiye gördüğümü anlattım.

 

İlk bir dakika boyunca ne demek istediğimi anlamamış halde yüzüme bakıp dinledi. Hani, biraz tanışıklığımız olsa diyecek ki “Eeee?! Ne olmuş yani?”

 

Sonra anlattım. Dedim ki, “Bu bir zirai ilaç firmasının adıdır. Bu kutu da muhtemelen o firmanın ürettiği zirai ilaçlardan birinin ambalajıdır. Zirai ilaç dediğimiz şey de, biliyor olmalısınız, “zehir” demektir. Kullanılması, taşınması, depolanması falan kırk çeşit kuralla sınırlanmış, belirlenmiştir. Bu kutuyu bırakın gıda maddesi sergilemek için kullanmayı, çöpe atarken bile bazı kurallara uymanız gerekir. Bunu nasıl bilmezsiniz!”

 

Şaşkınlıkla dinleyip, neden bilmem, benden özür diledi ve hemen gerekeni yapacağını söyledi. Ben de bir kişinin bile bilgilenmesi önemli diye düşünerek sevindim ve ofise doğru yollandım…

 

Türkiye’nin makûs gerçeği

Ertesi gün, nasıl bir düzenleme yaptılar acaba diye düşünerek aynı aktarın önünden geçtim.

 

Geçtim ve “Türkiye gerçeği” diye tarif edebileceğim, makûs gerçekliğimizi gördüm…

 

Kutunun üstündeki firma adını ve logosunu bir kâğıt parçasıyla kapatmışlar, kâğıtta da şu yazıyor: “Yayladan!”

 

Kutu aynı kutu. Hata ve yarattıkları tehlike aynen devam ediyor ama görüntü değişmiş. Önemli olan hatayı düzeltmek, yol açabileceği zararı önlemek değil.

 

İnsanların düşüncelerini değiştirebiliyorsan hiçbir sorun yok.

 

O kekiği tüketenin günahı ne!

Böyle olunca; “tuvalet bir milyon liraydı şimdi bir lira” dediğinizde işleriniz yürüyor, tabi.

 

Şimdi benim gibi bir insan, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nü arayıp dese ki “böyle, böyle bir aktarda zirai ilaç kutusunda kekik satıyorlar” dese…

 

İl Müdürlüğü denetim ekipleri gelip denetlese ve kutuyu görse… Cezayı kesse.

 

Konuya aşina biri olarak görmüş, bilgilendirmişim. Mukavva kutu! Allah aşkına başka bir kutuya koysana kardeşim, kekiklerini…! Yok.

 

Her türlü kusuru, her türlü pisliği halının altına süpüre süpüre gelmişiz. Ondan sonra hasbelkader halı kalkıverdiğinde feveran ediyoruz; “ekmek kapısı”, “çoluk çocuğumuz…” falan filan diye…

 

O kekikleri parasını ödeyip satın alan ve çocukları için kaynatan yurttaşın, o çocukların günahı ne?

 

Elbette şikâyette bulunacağım. Sonra, İl Müdürlüğü bu bilgileri paylaşmıyor bildiğim kadarıyla ama öğrenebilirsem yine burada anlatacağım.

 

Diyeceğim, gündelik hesapların peşinde ömür tükettikten sonra uzun vadede devasa sorunlar olarak karşımıza çıkan belalardan şikâyet etmek iş değil. Hayat, hiç değil!

 

Korkmayın, sönmez

Gündelik hesapların peşinde olmayı da anlıyorum; öğretmeni, öğrencisi, memuru, işçisi, çiftçisi, esnafı hepimiz korkuyoruz.

 

Korkuyoruz ve korkularımız yüzünden bütün işlerimizin motivasyonu aynı şekilde belirleniyor: üç günlük hesapları kurtaralım, sonrasına bakarız.

 

Korkarak yaşamak her zaman yanlış kararlar almamıza neden olur. Korkmaya devam edersek, korkularımızla kolayca yönlendirileceğimizi iyi bilenler, yaşam sahnemizi işgal ederler.

 

Sizi korkutarak yönlendirmeye kalkanların mutlaka saklı bir niyeti vardır. “Ben gidersem devlet yıkılır”, “böyle böyle yapmazsanız, harici mihraklar yurdu işgal eder”, “oy vermezseniz ülkemiz batacak, bölünecek” yahut “seçimlerde şöyle şöyle hileler yapılacak, seçim güvenliği olmayacak, bireysel silahlanma artıyor kişisel güvenliğimiz kalmadı” falan filan…

 

Kimden gelirse gelsin; korkuya oynayan söylemler, insanları yanlış yönlendirmeye, manipüle etmeye yönelik söylemlerdir. İtibar etmeyiniz.

 

Gerçek olgularla ilgili tehditlerden bahsettiklerinde bile korkmanızı öğütleyen ifadeleri umursamayınız; korkmayınız.

 

Korkacağınıza, birbirinize tutunun. Dayanışma içinde olun. Bölünüp parçalanacağınıza, birleşin. Korkularınızı azaltan her türlü beraberliğe, her türlü güç birliğine rağbet edin.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ilan
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz