Yerli-Yabancı Hibrid | Körfez Gazetesi
Güney Kore’ye kültür gezisi

Güney Kore’ye kültür gezisi

İspanyol piyanist büyüledi

İspanyol piyanist büyüledi

Aytemiz Alanyaspor  3 puana tek golle ulaştı

Aytemiz Alanyaspor 3 puana tek golle ulaştı

Kınıkspor deplasmanda galip

Kınıkspor deplasmanda galip

Agora kapılarını açtı

Agora kapılarını açtı

Yerli, yabancı, hibrid
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 7 Kasım 2017 - 10:29:17

Diğer Yazıları

“Yerli tohum”, “yabancı tohum” tartışması zaman zaman gazete manşetlerine de yansıyarak ve bana göre faydasızca, anlamsızca devam ediyor.

Tabi yerli tohum dediğiniz zaman ulusal kaynaklar kullanılarak üretilen, bize ait bir üründen bahsediyorsunuz.

Yabancı tohum ise bilim, emek ve sermaye açısından başka ülkelerin kaynaklarıyla üretilen, dolayısıyla satın aldığınızda artı değeri de o ülkelere taşıyan tohum demektir.

Ama mesele sadece bu ekonomi kavramlarıyla yürütülecek bir mesele değil. Çünkü bütünüyle yabancı kaynakları tercih edecek olursanız, yerli tohum üretirken kullanacağınız kaynaklarınız kısa süre içinde yok olup gidebilir. Bu durumda gelecekte de ister istemez ithal tohum kullanmanız gerekir.

O nedenle tohumculukta yerli üretimin önemi çok büyük.

Bu sadece kaynak meselesi de değil. Ülkemizin doğal dokusu, genetik varlıkları, Anadolu’ya özgü endemik tür ve çeşitler bu ülkenin iklimini, kültürünü, hatta üretim biçimini ve dolayısıyla da kimliğini belirleyen unsurlardır. Öyleyse bu unsurları yok olmaktan korumak aynı zamanda ulusal, antropolojik ve kültürel bir meseledir. Kimliğimiz bizim!

Mevzu bu minvalde tartışılabilir. Faydalı da olur.

Ama tohum lafı eder etmez kamuoyunda oluşan infiali anlamakta zorluk çekiyorum!

Sanki acayip bir takım düşmanlar Türkiye Cumhuriyeti’ni yerle bir etmek, Türkiye halkını yeryüzünden silmek için bir tohum olayına girmiş; ver Allah tohum satıyorlar bize ki derbeder olalım, perişan olalım diye!

Biraz okuyup yazmış kimseler aynı minvalde ama biraz daha itidalli görünen yaklaşımlarla aynı çizgide yürümeye devam ediyor.

Bunun nedenlerinden biriülkemizde diplomanın okuma alışkanlığıyla ilgisinin olmamasıdır.

Tohum, tarım vb konularda akıllı uslu enformasyon yayımı olmadığını da teslim etmek lazım. Bu alandaki yayınlar 40 yıldır hastalık zararlı bilgisi ile bitki besleme bilgisi anlatıyorlar.

Eh! Onu da okusa okusa ziraat mühendisleri falan okur. Millet, kamuoyu nerden bilsin… Onlara lazım bile değil bunlar. Kamuoyu, tüketici falan tükettiği ürünün kaynağını, nasıl yetiştirildiğini, kimin ürettiğini, hangi zehri nasıl kullandığını, ürünün fiyatının nasıl oluştuğunu falan bilmek ister. Onu da anlatan yayın yok, biliyorsunuz hepiniz.

Geleneksel ıslah

Şimdi tarım/torba işleriyle ilgili olmayan yurttaşları biraz bilgilendirmek amacıyla, biraz tohumculuk işinden bahsedeyim. Tohumculuk dediğimiz iş kolu, insan ihtiyaçlarına daha uygun ürünler yetiştirilmesi için yeni bitki tohumları bulma işine denir.

Bu işin birkaç farklı yolu var. İleri teknoloji yöntemleri de sektöre temas etmiş durumda. Bunlardan biri genetik değişiklik teknolojisidir. GDO dediğimiz ‘genetiği değiştirilmiş organizmalar’ üreten yöntem. Bu teknolojinin insan gıdası için kullanılması ve bu teknolojiyle üretilen ürünlerin ticareti ülkemizde yasak. Ancak genetik değiştirme yoluyla üretilmiş bazı hayvan yemlerinin ülkeye girişine zaman zaman izin verildiğini biliyoruz.

Bir ara bildiğimiz insan yemeği olan GDO içerikli pirincin, gümrükte kayıtlara hayvan yemi olarak yazıldığını ama yurtiçine girer girmez insan yemi olarak satıldığını okumuştuk ama münferit bir olaydı sanıyorum, devamını anlatan kimse olmadı. Duyarlı olunacaksa hayvan yemi olarak ithal edilen emtianın takibini yapmamız gerekir, mesela.

Asıl ürkütücü ve geleceği belirlenemez olan yöntemse, transgenetik uygulamalarıdır. Yani bir canlıdan alınan bir genin herhangi başka türden bir canlıya enjekte edilmesi yoluyla yepyeni özellikler taşıyan tür ve çeşitler elde edilmesi yöntemi. Kurbağa geni enjekte edilmiş mısır bitkisi gibi mesela. Bu yöntemin muhtemel kombinasyonları sınırsız!

Ama bu yazının konusu bu yöntemler değil. Burada geleneksel ıslah yönteminden bahsetmek istiyorum. Tohumla ilgili kelam edeceksek, en azından temel bazı bilgilerle konuşalım diye…

Geleneksel ıslah dediğimiz yöntem; bitkilerin üreme sürecini yapay ortamda seçilmiş anne ve seçilmiş baba hatlarıyla yapay olarak tekrar etme yöntemidir.

Doğada bu süreç kendiliğinden işler ama seçilmiş eşeylerle değil. Süreç doğada tesadüfi anne ve tesadüfi baba hatlarıyla devam eder.

Hibrid tohum dediğin…

Yapay olarak seçilmiş ebeveyn hatları kullandığımızda, ana ve baba hatlarının özellikleri bir araya gelirken yavru hattın, işimize çok daha iyi yarayan başka bir çeşit meydana getirmesi hedeflenir.

Tabi doğada tesadüfen üreyen ana-baba hatları temelde “tür olarak hayatta kalma” içgüdüsüyle teşvik edilir.

Oysa yapay işlemlerde içgüdüler değil insan seçkisi etkindir. Dolayısıyla elde edeceğimiz sonuç, evrimsel bir süreç olmayacaktır. Çünkü insan müdahalesi, evrimsel sürecin nihai amacı olan “hayatta kalma” motivasyonuyla işlemiyor; yani canlının genetik kodları bu yönde değişime uğramıyor. Başka bir deyişler, evrim yoluyla elde edilmemiş çeşit özellikleri kalıcı olma şansına sahip olamazlar. Sadece ana ve baba hattından ödünç alınan, geçici çeşit özellikleri elde ederiz. Hibrid dediğimiz bu.

Bu nedenle bugün “hibrid tohum” ya da “F1 tohum” diye bilinen tohum çeşitleri, ilk ekimde arzu edilen özellikte meyveler almanızı sağlar ama ikinci, üçüncü defalarda o özelliklerin zayıfladığını; ya hemen ya da giderekbu özelliklerin yok olduğunu görürsünüz.

Dolayısıyla hibrid çeşitlerin ticari anlamı, satın alındıktan sonra ilk kullanımda görünür olur. Bu üründen tekrar derlediğiniz tohumlar aynı sonuçları veremez. O yüzden de tohum firmasından tekrar tohum satın almanız gerekir.

Tabi, kimse tohumcudan zorla tohum satın almıyor. Her çiftçinin tohum ıslah firmalarında tohum almak için gayet geçerli nedenleri var. Yüksek verimli domates çeşidi istiyor adam mesela! Aynı zamanda kasada 5-6 gün bekleyebilsin ama yumuşayıp ezilivermesin istiyor! Paldır küldür satmak zorunda kalmasın; bekletebilmek istiyor birkaç gün adam.

Çiftçi domates tohumundan ne ister?

Çiftçi domates tohumundan yüksek verim, kök başına yüksek meyve sayısı, iri meyve, sert, kırmızı, kalın kabuklu domates ister. Lezzet, aroma gibi özellikler ikincil önemdedir. Onları daha çok tüketici talep eder.

Dolayısıyla üretici tohumu tohum ıslahçısı firmadan almayı sever. Yoksa bir takım azılı düşmanlarımız istedi diye tüketmiyoruz hibrid tohumları. Bu çok saçma bir düşünce.

Zaten bir şey diyeyim mi; sizi böyle korkutan, korku hislerinize temas eden enformasyon duyurularına şüphe ile bakınız. Hele ki bilimsel bir zeminle beraber sunulmadıysa onlardan şer gelir; asla hayır gelmez.

“Yabancı tohum bizi bitirecek!” Bırakın bu işleri…

Bir başka ilginç durum da şu; mesela domatesin anavatanı Amerika kıtası da Türkiye için benzer mevzuları tartışıyor mu, merak ediyorum. Çünkü Meksika’ya, ABD’ye, Kanada’ya, Arjantin’e, Brezilya’ya falan domates tohumu satıyoruz.

Birkaç yüz ton daha tohum satarsak bu ülkeleri bitirmemize az kalmış olabilir!

Tohum denince farklı mı bakacağız?

Neyse. Hibrid tohuma dönelim. Hibrid tohum, atalık tohum tartışması yapılırken bu toprakların özgün tohumlarının satışının yasak olduğundan da bahsediliyor. Doğrudur. Sertifika almamış; menşei, türü, çeşidi tescil edilmemiş herhangi bir ürünü herhangi bir sektörde satamamanız gerekir. Hatta aklı başında olanlarımız bütün sektörler için bu tür düzenlemeler gelsin diye çırpınırız. Tohum denince farklı mı bakmak gerekir?

Tohum özelinde buna harika çözüm olabilecek bir yöntem var zaten. İstediğiniz atalık tohumu takas yoluyla edinebiliyorsunuz. Kimse bir şey demiyor. Bu amaçla insanların özel olarak toplandığı organizasyonlar var.

Sonuç olarak şuna gelmek istiyorum; ürkütücü ve kışkırtıcı beyanlara lütfen prim vermeyiniz. Sizler bu felaket teorileriyle boş boş tartışırken, öbür tarafta asıl meselelerimiz bizsiz fink atıyor; oralarda olalım, asıl meseleler biz olmadan kaynayıp gitmesin.

Misal mi? Dünyanın en kötücül, en korkunç şirketinin adı Monsanto’ydu, elbette biliyorsunuz. Bayer firması Monsanto’yu satın aldı, canlar! Dünya tohum tröstleri karşısında çiftçimizi, tüketicimizi, yerli sermayeli tohum firmalarımızı nasıl koruyacağız?

Hibrid tohumları düşman ilan ederek mi tartışacağız? Yoksa meselenin hibridle atalıkla o kadar da alakası olmayabilir mi?

Bunları düşünüp tartışalım.

Diğer Yazıları

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz