Yere düşsek bir tutam etle kalkıyoruz! | Körfez Gazetesi
Tünektepe’ye 350 bin kişi çıktı

Tünektepe’ye 350 bin kişi çıktı

Tarıma 3.5 yılda 208 milyonluk destek

Tarıma 3.5 yılda 208 milyonluk destek

İlk tapular Antalya OSB’ye devir edildi

İlk tapular Antalya OSB’ye devir edildi

446 bin öğrenci tatile giriyor

446 bin öğrenci tatile giriyor

Kursiyerlere uygulamalı eğitim

Kursiyerlere uygulamalı eğitim

Yere düşsek bir tutam etle kalkıyoruz!
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 9 Ocak 2018 - 12:50:06

Hayvancılık sektöründe yerli üretimin durumu ne olacak diye yıllardır tartışırız; mesele hiç aklımıza gelmeyen bir noktaya dayandı.

 

Fransa’dan 5.700 ton karkas et alacağız. Maşallah devletimiz nereye gitse bir tutam etle dönüyor, memlekete!

 

Yine geçenlerde de Tunus’a ondan da önce Rusya’ya gitmişti devlet yetkililerimiz, oralardan da et ithalatı haberleriyle döndüler. Bulgaristan, Romanya falan da et iştahımızla ilgilenen diğer ülkelerden ikisi.

 

Çok basit bir ifadeyle özetleyelim: Türk çiftçisinin üretebileceği 5.700 ton eti Fransız çiftçisi üretecek. Cumhurbaşkanının Fransa ziyareti sırasında Fransa Cumhurbaşkanı Macron, basın toplantısı sırasında Türkiye’ye et ihracatının Fransız çiftçisini çok mutlu edeceğini söyledi.

 

Bunun ülkemizdeki muadil ifadesi elbette şudur: Fransa’dan et ithalatı Türk çiftçisini çok mutsuz edecek. Çünkü kazanabileceği parayı Fransız çiftçisi kazanacak.

 

Bizim için çok fark etmiyor aslında; Fransız, Rus, Tunus çiftçisi falan. Başımıza gelen şey aynı olduktan sonra… Belki Türk çiftçisi devletin diplomatik gezilerinin azalması için dua edebilir. Her ziyaretten et ithalatı haberi çıkacaksa…

 

Ciğer kaç para oldu?

İthal karkas et dediğimiz zaman başka bir derdimiz de var aslında!

 

Türk tüketicisinin vazgeçilmez tatlarından biri olan sakatat konusu da bir darboğaza girdi. Yurt dışından et itahalatı başlayıp, yurt içinde kesilen hayvan sayısı da azaldıkça, –artık nerelerde kesiliyorsa– kesilen hayvanların sakatatı kesildiği yerde kalıyor ve ülkemize girmiyor!

 

Dolayısıyla ciğer, kokoreç, dil, işkembe vb sakatatın fiyatları uçuyor!

 

İşkembe salonlarının geleceği de bu süreçten etkilenecek. Antalya’da ortalama kalitede hizmet veren çorbacılarda bir kâse kelle paçanın fiyatı olmuş 22 lira!

 

Ciğerin kilosu 35 lira! Sakatatçıda. Çiğ halde yani…

 

35 liraya 1 kilogram et alıyoruz, arkadaş! Bu durumda ciğer yan ürün olmaktan çıkmış; asli ürün olarak etle yarışıyor!

 

Yakın bir dostum tam da şu günlerde bir lokanta işletmesi kuruyor. Henüz tadilat aşamasında ama kendi piyasasında nasıl rekabet edecek, nasıl sürüm yapacak merak ediyorum.

 

Bütün bunlar ülke ekonomisinin belini büken gelişmeler…

 

Ülke ekonomisi nedir?

Ülke ekonomisi diye herkes konuşup tartışıyor, sanki kavram ülkede yaşayan insanlardan uzakta; böyle büyük adamları, ekâbir insanları ilgilendiren erişmesi, ulaşması zor bir kavrama dönüşmüş, gidiyor.

 

Hâlbuki ülke ekonomisi dediğimiz şey tek tek vatandaşların gündelik geçim sağlama işleri demektir.

 

Yani tek tek her bir yurttaşımızı ilgilendiren; son derece basit, insanlarımızın günlük ihtiyaçlarını gereği gibi karşılayabilme kabiliyeti demektir, ülke ekonomisi.

 

Sevgili yurttaşlar, sorumuz şu: günlük ihtiyaçlarınızı gerektiği gibi karşılayabiliyor musunuz?

 

Sabahları işinizi her gün aynı iştah ve şevkle yapmak üzere evden çıkabiliyor musunuz? Yoksa işinizi yapmanıza rağmen karşılığını almakla ilgili derin problemleriniz mi var?

 

Ülke ekonomisi bu.

 

Tek başınıza sizin bu sorulara verdiğiniz cevaptır, ülke ekonomisi.

 

Sizinki iyiyse, ülkeninki de iyi. Kötüyse, o da kötü. Gerisi hikaye.

 

***

 

Her şey şirketler için mi?

Et aldık, ot sattık falan derken; dünyadaki bilim çevreleri beslenmeyle ilgili çok ilginç gelişmelerin peşinde koşuyor. En yenilerinden biri diyet ya da egzersiz yapmaya gerek olmadan kilo vermeye yarayan bir ilaç.

 

İlaç, yağ hücrelerinin metabolizmasını hızlandırıyor. Bilindiği gibi yağ hücreleri büyüdükçe metabolizmamız yavaşlıyor. Bu da biriken yağın yakılmasını yavaşlatıyor ve zorlaştırıyor.

 

İlaç beyaz yağ hücrelerindeki bu “metabolik yakma frenini” bloke ediyor. Böylece beyaz yağ hücrelerinin metabolizması hız kaybetmediği için yağ yakma süreci de normal şekilde devam ediyor. Üstelik kandaki kolesterol düzeyi de normal ölçülerde korunuyor ve bütün süreç, bolca gıda tüketerek gerçekleşebiliyor.

 

Uzmanlar, farelerde başarıyla uygulanan ilacı insanlar da birkaç yıl içinde kullanabileceğini öngörüyor.

 

Bu gelişme aşırı kilo problemi olanlara çektikleri sıkıntıyı azaltma konusunda elbette umut verecektir.

 

Ama her şeyi sorgulama ve şüphe etme alışkanlığı olanlar için bir huzursuzluk kaynağı olacak, tabi.

 

Çünkü beslenme ve tıp uygulamaları sadece tekil bireyle ilgili meseleler değil. Genel olarak toplumları ve insanlığı da ilgilendiren konular bunlar.

 

Neden mi? Çünkü işlerin yapılması ve yürütülmesi için oluşturduğumuz, sözleşmelerle varlığı ve devamlılığı konusunda akit yaptığımız ve sistemin işlerliği için de anayasa ve yasalar gibi toplumsal sözleşmelere dayandırdığımız şirketlerin tabiatı insanlığın en acı tecrübelerinin mimarıdır.

 

Şirketlerin korunaksız ve zayıf bireyler karşısında elde ettikleri muazzam güç, insanların hayatını kimsenin planlamadığı yönlere sürükleyip büyük acılar çekilmesine neden olabiliyor. Gıda ve sağlık şirketleri bu yargıdan bağımsız kuruluşlar değil. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların ve Japonların insanlık dışı deneylerini gerçekleştiren özel şirketlerin derlediği sayısız bilgi ve bulguyu hatırlamamız gerekir.

 

Bu nedenle ne kadar yersek yiyelim kilo aldırmayan ilaç fikri, dünya nimetlerinin zaten eşitlikten ve adaletten uzak bölüşümüne nasıl etki eder düşünmek bile istemiyorum!

 

Keşke kilo aldırmayan ilaç yerine yetersiz beslenme ve açlık için bir çare bulsaydık…

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz