Yalanlar, gerçekler ve devlet | Körfez Gazetesi
Antalyaspor ile seremoniye çıkmak 200 lira

Antalyaspor ile seremoniye çıkmak 200 lira

Cumhuriyet Tenis Turnuvası başladı

Cumhuriyet Tenis Turnuvası başladı

1207 Antalya Döşemaltı Belediyespor yarı finalde

1207 Antalya Döşemaltı Belediyespor yarı finalde

Yüzmede Antalyaspor başarısı

Yüzmede Antalyaspor başarısı

Dekoratif tablo yapımını öğreniyorlar

Dekoratif tablo yapımını öğreniyorlar

Yalanlar, gerçekler ve devlet
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 27 Eylül 2017 - 10:18:57

Tarım politikalarıyla ilgili yanlışları görmek ve gördüklerini yazmak gazetecinin işidir. Gazetecinin yazdıklarını okumak da vatandaşın işi olmalı.

 

Domates ihracatıyla ilgili resmen Rusya’nın kapısında uyuyup, kapısında uyanıyoruz. Bütün derdimiz Rusların domates alımını yeniden başlatması. Ama bunun için ne yapıyoruz? Fazla bir şey yapmıyoruz açıkçası.

 

Yaptıklarımız şunlar; devlet erkanına yalvarıyoruz. Bu meseleyi çözsünler diye. Nasıl çözecek devlet; kimse bilmiyor.

 

İkincisi, erişebilen kim varsa Ruslara yalvarıyor. Ben Rus olsam “müthiş bir argüman elde etmişim!” derdim. Öyle ya, bir domates meselesi 2 yıldır iki ülke diplomasisinin baş gündemi olmuş!

 

Adamlar kim bilir neler düşünüyor…

 

Yalanlar

Dünya Gazetesi’nden Ali Ekber Yıldırım domates ihracatıyla ilgili gerçekleri haber yaptıktan ve domates ihracatının Rusya’dan et ithalatına bağlı olduğunu bildirdikten hemen sonra Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanlığı domates ihracatının et ithalatıyla ilgisi olmadığını belirten bir açıklama yayınladı.

 

Maalesef, Bakanlık açıklaması doğru söyleyen bir açıklama olmadı. Bakanlık neden böyle bir açıklama yayınladı, kimse bilmiyor. Sorsanız açıklamayı hazırlayanlar da bilmiyoruz derler.

 

Devlet kademesinde rutine bağlanmış yalanlar… Vatandaşı, insanları kandırıverelim de ne olursa olsun.

 

Tabi, kimsenin yalan yüzünden hesap vermediği; gerçekleri söylüyor diye insanların yıllarca mahkeme görmeden, iddianame görmeden, hüküm giymeden hapis yattığı yerde yalancılığın neresini sorgulayacaksın ki…

 

Gerçekler…

Rusya menşeli Sputnik haber Ajansı Dünya Gazetesi’nin haberini doğruladı. Habere göre, Başbakan Yardımcısı Arkadiy Dvorkoviç, Türkiye’den domates ithalatına izin verilmesinin, Türkiye’nin Rusya’dan et ithalatı yapmasına bağlı olduğunu söyledi. Dvorkoviç “Domates sevkiyatına izin verilmesi kararı sadece, altını çiziyorum, Türkiye pazarının bizim et ürünlerimize açılmasına bağlıdır. Türk meslektaşlarımızla görüşmeler yaptık. Bir mutabakat söz konusu. Konuyu başbakan ve devlet başkanına sunacağız. Onay verirlerse bu yönde bir karar alacağız” dedi.

 

İşin Türkiye açısından bu derece can yakıcı olduğunu keşfettiklerinden beri, Rusların tavrı net. Ambargonun başladığı tarihten çok değil iki ay kadar sonra Rus hükümeti Türk ürünlerinin ithalatının Rus hayvansal ürünlerinin ihracatına bağlı olacağını söylemişti. Biz de o dönemde Hal Postası adlı yayındaki bir yazımızda konuyu ele almıştık. Ama bu gerçek o günlerde kamuoyunda pek ilgi görmemişti.

 

Şimdi Ruslar önce kış sezonunda domates alacaklarını açıklayıp sonra da bunun et satın almamıza bağlı olduğunu söyleyince herkeste bir hezeyan!

 

Bir şey diyeyim mi; bu işler önce-sonra falan olmuyor biliyor musunuz. Hem Türk devleti hem Rus devleti konunun detaylarını elbette her zaman biliyorlardı.

 

Toplum yönetme işi iyice gündem mühendisliğine bağlanıyor. “Ruslar domatesimizi alacak” yalanı milleti, üç gün idare etse hükümetin canına minnet! Kaldı ki bu yalan 3 aydır herkesin dilinde…

 

Öte yandan, bir ülkenin ihracatı ithalata şart koşması, garipsenecek bir şey değil. Biz de öyle yapmalıyız. Misal hiçbir neden yokken milyarlarca dolarlık 40 tane uçak satın alacaksak bunu bazı ekonomik karşılıklara bağlamak istemeliyiz bence.

 

Milyarlarca doları verdin, 40 tane nedensiz uçağı aldın. Sonra?! Paramız gitti.

 

Kimsenin gelmek istemediği; gidenlerin de mümkünse tek yön biletle gittiği ‘yalnız ve güzel’ ülkemde kimleri taşıyacaksak o uçaklarla…

 

“Biz ne yaptık!”

Bir ülkeye domates satmak demek, o ülkeye döviz karşılığında domates vermek demektir. Şimdi et karşılığında domates vermek zorundayız. Yani bu aslında arzu edilecek türden bir ticaret değil; mecburi takas uygulaması. Ya etle takas edersin, ya elinde çürütürsün.

 

Yani bugün şuna karar vermemiz gerekiyor; domates üreticisini mi ezeceğiz, et üreticisini mi?

 

Görünüşe göre domates üreticisinin çektiği çileyi bir nebze hafifletmek uğruna hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimiz feda edildi. Bana göre hem domates çiftçisi, hem besi çiftçisi oturup düşünmelidir.

 

“Ben ne yaptım?” diye.

 

Çünkü ne yapıyorsak kendimiz yapıyoruz. Yok öyle; dış mihraktı, düşmandı, ajandı, gavurdu bilmem ne! Yok öyle; bedava ekmek!

 

Herkes amelinin bedelini ödeyecek, ödüyor. Kimse omzundaki yükü başkasının sırtına atmaya çalışmasın. Herkes ettiğini buluyor.

 

Üstelik Rusların önerisi sadece sezonluk iş! Rus domatesi yetiştiğinde, ihracat yine bitecek.

 

Hayvancılık alanında nelere yol açar, o konuya hiç girmiyorum. Ben önce bitkisel üretim ve uluslararası ticaret noktasındayım.

 

Sürdürülebilirlik

Ama hiçbir işimizde sürdürülebilirlik yok. Hele tarım alanında. Nedenini merak edenler vardır. Çünkü sürdürülebilirlik pek çok başka özelliğin dışında “hesap verebilirlik” demektir.

 

Bir süreçte sürdürülebilir bir akış sağlayabiliyorsanız o sürece hesap verilebilir nitelik kazandırırsınız. Bir iş sürdürülebilir değilse, hesap vermenize de gerek kalmaz.

 

O nedenle bazı siyaset erbabı el attığı ne varsa ikide birde devamlılığı kesintiye uğratarak; anormal sıklıkta strateji ve plan değiştirerek; olur olmadık yer ve zamanda idari kadroları hallaç pamuğu gibi atarak o kurumdaki sürdürülebilirliği ortadan kaldırmaya çalışır.

 

Böylece sorumluluğu onca değişiklik arasında kaybolur gider. Kimse hesap vermez. Hesabı işçi, köylü, çiftçi, yoksul ve en çok da çocuklar öder.

 

Eğitim sistemimizi hepimiz komedi dizisi gibi seyrediyoruz.

 

Bu çürümenin başka bir çıktısı da devletteki devamlılığın ortadan kalkmasıdır.

 

Devletteki devamlılık ortadan kalktığında yine koltuk sahiplerinin hesap vermesine gerek kalmaz. Çünkü her gelen kendi hükümdarlığını kurar, üç beş ay yürütür, çeker gider.

 

Tarım sektörüne yön vermesi beklenen devletin tarım teşkilatı da benzer şekilde işliyor. Her bakan değişikliğinde bir coşku! Her defasında hüsran…

 

Hayır, ilginç olan şu; çiftçi bu döngüden zerre kadar bıkmış görünmüyor! Her gün versen ‘daha yok mu’ diyecek!

 

Halbuki, hesap vermezlik üzerine kurulu bir düzen peşinde olanlar bir yana, hesap sormaya kararlı seçmenler olsak; altından kalkamayacağımız hiçbir şey olamaz. Sandığa oy zarfını attık mı bütün mesuliyetimiz sona erdi zannediyoruz.

 

Halbuki, her şey o dakika başlıyor…

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz