Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı! | Körfez Gazetesi
Akhisar maçını kazanmalıyız

Akhisar maçını kazanmalıyız

Bisiklet takımı tutulmuyor

Bisiklet takımı tutulmuyor

Serik Belediyespor hazırlıkları sürdürüyor

Serik Belediyespor hazırlıkları sürdürüyor

Oklar Zafer Kupası için atıldı

Oklar Zafer Kupası için atıldı

Erol Evgin Antalya’da

Erol Evgin Antalya’da

Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı!
  • İdrisÖZYOL
    • İdris ÖZYOL
    • iozyol@gmail.com
    • 6 Temmuz 2017 - 10:36:09

Bir Cemal Süreya dizesiyle kıvranıyor zihnim: “Yalnız aşkı vardır aşkı olanın.” Yıkıla yıkıla ağlayan adamlar gördüm ben ve o adamlara uzaktan bakmaya çalışan kadınlar. Yıkıla yıkıla ağlayan bir adamın yanına yaklaşmak tehlikelidir çünkü. Yaralı bir aslanı kimse tutamaz. Bütün aşklar yaralıdır biraz ve bütün yaralarda aşka ilişkin bir yan vardır. Avuçlarımızda biriken kanı yüzümüze sürerken, “Bu ne biçim aşk?” diye soracak birileri ve soğuk ve derin ve deli gözlerle bakacağız onlara. “Neyin an­lamı var ki zaten” demek istiyor canım ve belki bunda ilginç manalar buluyor ruhum. Kim bilir? Bir ayrılık şarkısı olmak isterdim ben, yağmurlu havalarda söylenen bir ayrılık şarkısı. “Bu sabah yağmur var İstanbul’da! Gözlerim dolu dolu oluyor” gibi bir şey olmak isterdim.

Çapraz ateşte yaşanan aşk

 

Böyle bir şey olmama izin vermeyenler­den nefret ediyorum şimdi. Kim ki beni hayatının önemli bir yerine koyarsa, fena halde yanılmış olur. Hiçbir yerde durmayı sevmediğimi söylemiş olayım önce. Kalpler karşısında küçüğüm ben. Ve yalancı ve barbar ve kaba ve sertim. Kırdığım hayatlar yüzünden çoktan hak ettim idamı. Bir sokak arasında kıs­tırıp vursunlar beni. Çapraz ateşe tutulsun ihanetim ve fütursuzca girdiğim bahçelerden çaldığım elmalarla yakalayın beni. Cebimden alçaklığım çıksın kimlik yerine. Kanlar içindeki suratıma bir tekme savurmayı ihmal etmeyin sakın. “Bu ne biçim aşk?”diye sorsun bir delikanlı ve o kara çocuk sıksın ilk kurşunu. Gerisi gelir nasılsa…
Kanamak hoşuma gidiyor

 

Bak, ben burada kıvranıyorum. Ben burada, adını bile bilmediğim ve ilk kez işittiğim gezegenler arasında sıkışmış bir yeryüzü sakini olarak, uçması bile yasaklanmış bir kuş olarak, kahrolmaktayım. Ruhum dünyanın en kirli ruhudur belki. Saklamıyorum uzayan sakallarımı ve darmadağın saçlarımla çıkıyorum hayatın karşısına. Ey bana, aynalara karşı acımasız olmayı ve tıraş olurken yüzümü kesmeyi öğreten isim, gel ve kandan korkmadığımı gör. Kanamak hoşuma gidiyor benim. Bu nedir? Her soruya parmak kaldıranları vurun be! Vurun kendim tarif etmek­te zorlananları. Bütün cevaplar karşısında küçüğüm ben ve kü­çücük bir soruya dahi yer yok kalbimde. Adımı soran orda kalır, bir adım geçemez öteye. Yok benim adım, gidin işinize. Şüphedeyim. Kahırdayım. Susuzluktayım.

Kırdığım hayatların bedeli

 

Nerden gelip bu çöl koku­su, yerleşti düşlerime? Yeryüzü niye bu kadar geniş ve niye bu kadar dar bize açılan odalar? Allah’ım beni affet! “Yalnız aşkı vardır aşkı olanın” diye bağırıyorum. Bağırmayı hak ettim. Ödedim bedelini ayaklarımın ve onların üzerinde sağlam durma hakkım kazandım. Fakat cebimdeki elmalar karşılıksız ve onları koparttığını dallar ağlıyor geride. Ben birileri­ni ağlattım anne. Ben ıslak yastıklara gömdüm güzel yüzleri. Beni affetmesinler isterim. Parmaklarımdaki zinciri sallayarak önünden geçtiğim pencereler affetmesin beni. Yaslandığım apartman kapıları ve çaldığım ıslıklar beni affetmesin. Kırdığım hayatlar rüyama girsin hep ve yapışsın boğazıma.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz