Ürün ticareti, tekelleşme ve çiftçi birlikleri | Körfez Gazetesi
Güney Kore’ye kültür gezisi

Güney Kore’ye kültür gezisi

İspanyol piyanist büyüledi

İspanyol piyanist büyüledi

Aytemiz Alanyaspor  3 puana tek golle ulaştı

Aytemiz Alanyaspor 3 puana tek golle ulaştı

Kınıkspor deplasmanda galip

Kınıkspor deplasmanda galip

Agora kapılarını açtı

Agora kapılarını açtı

Ürün ticareti, tekelleşme ve çiftçi birlikleri
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 17 Ekim 2017 - 09:43:31

Diğer Yazıları

Tarımsal üretimde (hayvancılıktan, bitkisel üretime) ürün ticareti konusu çiftçinin iyi bilmediği süreçlerle yürür. Çiftçi işin ticaretiyle ilgili işleyişi bilmediği için de “herkes kendi işini yapsın” düsturu hakimdir.

 

Herkes kendi işini yapsın dediğiniz zaman; “üretici üretim işini yapsın, başka şeylere burnunu sokmasın” noktasına gelirsiniz.

 

Üretici ürün ticareti işine burnunu sokmayınca da, çiftçinin burnu başka şekilde meşgul olur ama kimse bir çıkış yolu bulamaz.

 

Çok öğretici bir örnek: fındık

İçinden çıkılmaz gibi görünen bu konunun çok öğretici bir örneği bu sene fındık piyasasında iyice ortaya çıktı. Fındık piyasasını incelersek, başka ürünlerle ilgili de öğreniriz; en azından fikrimiz gelişir.

 

Fındık piyasasında işler yakın zamana kadar şöyle işliyordu; üretici ürettiği malı tüccara veya devlete ait alıcı kuruluşlara veriyordu. Fındığın hasat zamanı bellidir. Öte yandan malın randımanı, teslim zamanı, dünya piyasalarının durumu, Avrupalı sanayicinin depolarının durumu ve nihayet küresel tüketicinin hali vakti gibi etkenler genel fiyat skalasını etkiler; devletin de inisiyatifiyle fındık fiyatı belirlenirdi.

 

Devletin etkisini yönlendirmek için çeşitli çevreler lobi faaliyeti yürütür; önünde sonunda çiftçi temsilcileri de bu süreçte iyi–kötü varlık gösterebilirdi.

 

Bugün bu döngü yıkılmış durumda.

 

Geçen sene 14 liraya satılan fındık bu yıl 8 lira. Bu arada fındığın 2017 maliyeti, 8 liranın üzerinde…

 

Öncelikle üretici temsilcisi diye bir şey yok. Yani üreticiyi temsileden bir odak söz konusu değil. Kaç üretici varsa o kadar temsilci var. Tabi, üreticinin böyle bir yapıyla fiyat belirleme konusunda etki etmesi imkansız. Örgütlenmesi gerekir.

 

Apaçık sabotaj!

Ancak devletin bugüne kadar üretici birlikleri yasasıyla ortaya koyduğu etkinlik tek kelimeyle “sabotaj” şeklinde oldu.

 

Üretici birlikleri çiftçiyi tek çatı altında toplayacak; böylece çiftçinin beklentileri, talepleri tek ağızdan ifade edilecekti. Başka bir deyişle, olup bitenlere karşı muhalif bir aksiyon alacak olanların tek bir yerde toplanması sağlanacaktı. Başkanı kafala, kalabalığı kontrol et. Kurnazca.

 

Ama işte,halkın damarı belli olmaz. Nitekim şu dehşet verici soruyla karşılaştılar: “Bir araya gelen onca çiftçi bir de ürününü kendisi satmaya kalkarsa napıcaz?!?

 

Hemen çare bulundu: yasaya ‘üretici birlikleri mal ticareti yapmak üzere işletme kuramaz, ürün ticareti yapamaz’ diye madde koydular.

 

Bütün Üretici Birlikleri Kanunu, tek bir saniyede içi bomboş bir paçavraya dönüşüverdi.

 

Bunlar gerçekleşeli yıllar oldu ama hiç kimse üreticinin kendisinden bu mevzularla ilgili,birkaç STK başkanından (bu arada bu adamların çoğu hala aynı koltuklarda oturuyor) gelen fasa fiso açıklamalar dışında, tek kelam duymuş da değil!Bu da meselenin başka bir boyutu…

 

Adamlar fiyatı sana mı soracak?

Tüccara gelelim. Ortalama tüccar diye bir şey kalmadı. Önce piyasanın ezici şartları altında kısa vadeli stok işiyle idare eden ve fiyat kollayan birkaç tüccar, dayanmaya çalıştı ama yürümedi. Bu sayede aradan sivrilen birkaç büyük ölçekli yerli tüccar, fındık piyasasında bir süre güzel işler yaptı.

 

Sonra o güzel işler yapan şirketlerimiz, kimsenin ruhu duymadan birer birer yabancılara satıldı. Bugün Türkiye’den giden fındık ihracatının yarısı üç yabancı şirket tarafından gerçekleştiriliyor; meşum Ferrero, Stelliferi ve Progıda. Her biri aynı zamanda dünyanın en büyük fındık işleme tesislerinin de sahipleri. Nihai ürün olarak piyasaya sürülen çikolata vb. gibi malları da gene kendilerine ait şirketlerle, kendileri satıyor.

 

Türkiye’den başkalarının yaptığı ihracatın önemli kısmının alıcısı da gene bu üç beş firma!

 

Sisteme bak! Düzene bak!

 

Yani ticareti yapan bunlar, hammaddeyi işleyen bunlar, nihai ürünü üretip, satan bunlar; bir tek üretme işini artık ‘mecburen üreten’ gariban çiftçimize bırakmışlar, fiyatı belirlerken sana mı soracak!!!

 

Elbette sormayacak. Bu oligopolün hiçbir dayatmasına hiçbirimizin (devletimiz dahil) elbette, gıkı çıkmayacak. Çünkü üretim dışındaki bütün süreçleri adamlara teslim etmişiz, adam bir de hesap mı verecek! Ben olsam vermezdim.

 

Aslında henüz üretim alanlarımıza dalmadıkları için, biraz şükran da duymalıyız. Ama böyle giderse o arazileri de elimizden çıkarmamız işten değil, onu da söyleyeyim. Kim bilir kaç çiftçinin fındık bahçesi, hangi yabancı bankada ipotekli bekliyor…

 

Fındık örneği, üreticinin örgütlenmesi konusunda güncel ve berrak bir tablo çiziyor. Üstelik fındık üreticisi geçmişte, piyasa dayatmalarına karşı direnmek neymiş; hak istemek ve hak almak neymiş çok iyi bilen, yeterince tecrübesi olan hatırı sayılır bir kalabalıktır. Onları hali, durumu böyle…

 

Türk çiftçisinin menfaati kimden sorulur?

Nitekim sadece fındık üreticisi değil; başka ürünleri üreten üreticilerin de hem ölçek büyütmek, hem de güç birliği yapmak anlamında birlik ve kooperatifler konusunda artık oturup kafa yormasının zamanıdır.

 

Kafa yormak derken, mevzuatı ve iyi örnekleri araştırıp öğrenmesi; başarılı örnekleri tanıması ve kendisi gibi aynı dertten mustarip çiftçilerle, birlikte hareket etmenin yollarını bulması gerekir. Üretici birliklerinin ölü doğmuş, kadük, işe yaramaz, beş para etmez formatını değiştirme hususunu güç birliğiyle devletten talep etmeli ve bu talebin karşılığını eksiksiz almalıdır.

 

Yoksa Tarım Bakanımız tarım ve hayvancılıkta ülke olarak bir numara olduğumuzu söylerken yahut başka devlet yetkilileri küresel tarım ürünü ticaretinde Avrupa şampiyonu olduğumuzu söylerken, neden cebimizde ekmek parası olmadığını anlamak için “hain Ruslar”a yahut “düşman Amerika”yaağzımız açık, bakmaya devam ederiz.

 

Ruslar ve Amerikalılar zaten Rus ve Amerikalıdır. Onlardan niye yakınıyoruz, ki?!Benim menfaatimi düşünme görevi onların sorumluluğu değil ki

 

Hayali sorumlular arayıp durmayın. Menfaatimi düşünme görevi benim devletimi idare edenlerindir.

Diğer Yazıları

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz