Torosların karcıları | Körfez Gazetesi
Konyaaltı’nın dibi çöp deposu

Konyaaltı’nın dibi çöp deposu

Bu ayrılık benim istediğim ayrılık değil

Bu ayrılık benim istediğim ayrılık değil

Dünya Kupası finali Muratpaşa’da

Dünya Kupası finali Muratpaşa’da

Sanat sezonunun ilk operası ‘Carmen’

Sanat sezonunun ilk operası ‘Carmen’

Dev karpuz testereyle kesildi

Dev karpuz testereyle kesildi

 Torosların karcıları
  • HimmetCansız
    • Himmet Cansız
    • himmetcansiz07@hotmail.com
    • 23 Haziran 2017 - 11:35:29

Ulu Toroslar; uygarlıklara, halklara, kültürlere, inançlara analık yapan, kutlu dağlar olduğu gibi; bozkırın çocukları; Yörüklere, Tahtacı Türkmenlere de yurt olmuştur. Eteklerindeki orman köylülerine; iş olmuş, ekmek olmuş, aş olmuştur. Toros dağlarının çocukları yoksuldur belki ama gururludur, onurludur, merttir, yiğittir. İçlerinde çürük insan olmaz mı? Olabilir. Her dağın bir çakalı olurmuş, bu dağlarımızın da vardır haliyle.

O kadar hata kadı kızında da olurmuş derler. Biz de böyle diyelim. Ancak; şunu belirtmekte yarar var: Bu heybetli dağların evlatları konukseverdir. Çadırında, evinde başköşe diye adlandırılan yer, konuğa özgülenir. Çünkü o Tanrı misafiridir. Tanrı misafiri olunca, onda kut olduğu, eve uğur getireceği inancı egemendir. Tengricilikten kalma (Şamanist) bir gelenektir bu olgu. Paylaşımcıdır. Yarım ekmeğini üleşen tok gönüllü insanlardır. Beceriklidirler. Beceriksiz, yeteneksiz kişiler için; ”Çoban yollamaz, köpek yallamaz” diye bir deyim kullanırlar. Elbette bu görkemli yüce dağların;  doğasını, insanını, ağacını, taşını, kurdunu, kuşunu anlatmakla bitiremeyiz. Bu dağların karcılarına gelelim.

Torosların yaylaları ne kadar serin ve ferahsa, sahili (sehili) o kadar bunaltıcı, boğucu ve sıcaktır. Böyle olunca da yakın zamana kadar süren , “karcılık” mesleği doğmuştur. Nasıl ki icatların anası ihtiyaçlarsa, sıcak iklim de karcılığın doğmasına neden olmuştur. Serik’e bağlı bazı orman köylülerinden, bir kısmının, geçim kaynağıydı karcılık yakın zamanlara kadar. Kendi köyüm Akbaş’tan örnekler vermek istiyorum izninizle. Akbaş köyü; Serik’ten 20 km kuzey doğusunda yer alır. Ovacık dağının güneyinde,  yükseltisi 200 m. Yazın çok sıcak, kışınsa çok soğuk. Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın ünlü karcıları vardı köyümüz de. Bu güzel insanları takma adlarıyla dillendireceğim zorunlu olarak. Bizim toplumumuzda takma ad (lakap) yaygın. Bunun anlaşılabilir, işlevsel nedenleri var. Benzer adlar çok olunca,  insanları ayırt edebilmek için zorunluluktan ortaya çıkıyor takma ad. Karcı Emin (rahmetli babam Emin Cansız), Tevfik’in Hasan (rahmetli Hasan Topal), Koca Oğlan (Ramazan Topal), Kıllı Ece (Yaşar Akçetin), Deli İsmail (rahmetli İsmail Tütüş)… En namlılarını saydık. Köyden, gece; at, katır, eşeklerle yola çıkılır;  sarp, yer yer, bir yük hayvanının zor geçeceği dar, taşlık, kayalık, kıvrım kıvrım dik yokuş yollar katedilerek, takriben 15 km sonra, “karlık mevkii” yakınında yük hayvanları bağlanır. Eşek oynağıdır buranın yerel adı. Yemekler yenir, atlar yemlenir. Kar deliğine (obruk) ulaşmak zordur. Sarp bıçak gibi keskin kayalıkları geçmekle mümkündür. Kar deliği derindir. Urganlarla sallanıp iner karcılar. Karları; tahra, bıçkı gibi keskin gereçlerle keserler. Yukarıda kalan karcılar, delikten sağlam urganlarla yukarı karları çeker. Asıl zorluk, 50-60 kg ağırlıktaki çuvallara konulan karları,  atların olduğu yere götürmektir. Genç bir delikanlının normal koşullarda yürümekte zorluk çekeceği; sarp, keskin kayalıkları; kah yürüyerek, kah tırmanarak, kah tutunarak geçmeye çalışır bu insanlar. Dengesini kaybedip düşenin şansı yoktur. Uçurumdur çevre. Bu mesleği yapan kişi; güçlü, sağlam, dayanıklı, çevik, coğrafyaya hakim, deneyimli olmak zorundadır. Yük hayvanlarının yanına ulaştırılan çuvallardaki karlar, hayvanlara yüklenir. Eve dönüş başlar. Giderken dik olan yollar, dönüşte iniş aşağıdır. Gidişinde de dönüşünde de kut törenleri vardır karcıların. Sohbetler edilir. Türküler söylenir. Deyişler, yakımlar dillendirilir. Sövgüler, şakalaşmalar gırla gider. Havanın yağmursuz, sıcak olmasını isterler. Kar satacaklar, günün asla serin olmasını istemezler. Tanrıya yakarırlar sıcak olması için. Ne kadar sarı sıcak o kadar bol kazanç çünkü. Sıcakta kim yemez karı, serinde kim yer karı. Perşembe akşamı evdedir karcılar. Cuma günü halk pazarı vardır Serik’te. Minibüslerle karlar götürülür. Gündüz saat 10 gibi hava ısınmaya başlar. Kar çuvalları açılır: Yayla yayla! diye satış başlar. Karlama karlama! da denir. Şerbetli, meyve sulu, pekmezli karlamalar…  Rahmetli babacığımla ben de çok satmıştım. Bu meslek yok oldu ne yazık… Günümüzde Gündoğmuş’tan kamyonetlerle getiriliyor karlar. Bu kültürden gelince karlamayı özlüyoruz. Ovacık yaylasının karını bulamayınca artık Gündoğmuş’un karını yiyebilmek için yazı bekliyoruz.

Çocuklarının rızkı için; her türlü riski, hatta ölümü bile göze alan;  başta rahmetli babam olmak üzere,  bu dünyadan göçüp gitmiş,  tüm karcılar rahmetle anıyorum. Yaşayanlara da sağlık, mutluluk diliyorum. Onlar ki; ala vere dala vere bilmediler, onlar ki; yalan, dolan, talan bilmediler.  Namuslu bir hayat, erdemli bir yaşam için ölümüne bir mesleği yeğlediler.

Selam olsun TOROSLARIN KARCILARINA!

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz