Tarlada 80 kuruş, markette 8 lira! | Körfez Gazetesi
Antalyaspor taraftarı stada gitmeyecek

Antalyaspor taraftarı stada gitmeyecek

Antalyaspor taraftarı bir arada

Antalyaspor taraftarı bir arada

Manavgat Belediyespor deplasmanda galip

Manavgat Belediyespor deplasmanda galip

Kumluca Belediyespor galibiyetle tanıştı

Kumluca Belediyespor galibiyetle tanıştı

Serik, Ereğli engelini aştı

Serik, Ereğli engelini aştı

Tarlada 80 kuruş, markette 8 lira!
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 10 Ekim 2017 - 09:35:23

Diğer Yazıları

Ya ne olacağıdı?

2009’dan beri dünyanın her yerinde, insan beslenmesiyle ilgili bütün tartışmalar, 2050 yılı için öngörülen 9 milyarlık insan nüfusunun nasıl besleneceği sorusuyla başlıyor.

Sorunun çok basit bir cevabı var; bugün ürettiğimizin %70 fazlasını üretmek zorundayız.

Bunu nasıl yapacağımız hususu ise biraz sıkıntılı. Henüz kimse meseleyi küresel ölçekte çözecek bir cevap veremiyor. Ancak bazı ülkelerin kendileri için hazırladığı planları var.

Örneğin Rusya’nın ithalat yasağı getirmesi ve kendi üreticisini oluşturmakla ilgili derdini bu çerçeveden bakarak anlamak mümkün. Yoksa birçoklarının zannettiği gibi Türk çiftçisine bir düşmanlıkları yok.

Biz bu meseleyi “Hain Ruslar”ın Türk çiftçisine ve Türkiye’ye karşı oynadığı tezgah diye tartışıyoruz ama olsun. Dış politikayla ilgili ilk yanlışımız değil nasıl olsa!

İran da Rusya’dakine benzer şekilde tarım yatırımları için çok cazip teşvik ve desteklemeler veriyor; bedelsiz arazi, bedelsiz doğalgaz, çeşitli vergi muafiyetleri gibi. Bu iki ülkede son 15 yıl içinde çoğu büyük ölçekli, bir sürü modern tarım işletmesi kuruldu.

 

Dikkat çeken birkaç örnek ise çoğu Afrika’da bulunan başka ve yoksul ülkelerde çok büyük ölçeklerde toprak satın alarak devasa tarım kompleksleri kuran ülkelerin yaptığıdır. Bu tesislerden bazılarını, daha şimdiden silahlı birlikler koruyor.

İşin ilginç tarafı; hemen bütün toplumların kendi tarihsel, geleneksel zemini itibarıyla gıda üretimi konusunda tecrübeli olmasına rağmen halklar gıda üretimiyle ilgili hiç olmadığı kadar bilgisiz durumda. Modern hayatın yan etkilerinden biri. Tükettiğimiz gıdanın nasıl üretildiği, hangi işleme süreçlerinden geçtiği, gıda piyasalarının nasıl işlediği gibi meseleler, halkın meselesi olmaktan çıktı.

Ama petrol derseniz, mesele yok; herkes petrolog…

Bu nedenle Türkiye’de ürünün tarladaki veya seradaki fiyatıyla, marketteki fiyatı arasındaki farkı, manavlar ve devletin bakanı da dahil, kimse anlayamıyor.

Fiyat farkının nedenlerini bilenler ürün ticareti yapan komisyoncular, tüccarlar ve marketlerden ibaret. Onlar da işin kendileri açısından nasıl yürüdüğünü anlatmayı bilmiyorlar. Sonuç olarak herkes çözümsüz şekilde birbirine saydırıyor.

Dünya devletlerinin ve uluslararası kuruluşların meseleye ilgisi 2008 yılında, gıda fiyatlarının tarihteki en yüksek düzeyini görmesiyle başladı.

Tarımsal istatistikler

Küresel ölçekte araştırmalar yapan devletler ya da kuruluşlar, genellikle izlenebilir veri kaynaklarından derledikleri bilgiyle değerlendirmeler yapıyor. Tabi, izlenebilir veri kaynakları her yerde ve her zaman sağlıklı istatistikler elde etmenize yetmiyor. Özellikle Türkiye gibi bazı ülkelerde yoğun şekilde tarım yapılmasına rağmen, kayıtdışılık yüksek. Bu da tarım istatistikleri açısından isabetli veriler almanıza engel oluyor.

Türkiye’de tarımsal istatistiklerin güvenilir olmaması iki temel nedene dayanır; birincisi “aman devlet vergi almaya kalkar!” diye çiftçinin kayıt altına girmekten köşe bucak kaçması, kaçamadığı yerde de eksik-gedik şekilde kayıt vermesidir. İkincisi ise onlarca yıl boyunca doğrudan arazi varlığına yani arazinin genişliğine devletin verdiği –hangi beyin aktivitesiyle kurgulandığını bilemeyeceğiniz- desteklemelerdir. Bu destekler yüzünden mesela bataklık alanlar, göller, meskun yerleşim yerleri ya da mesela dağlık bir alanda 89 derece eğimle yükselen duvarlar, mis gibi mercimek tarlası olarak kayıtlara geçti zamanında. Neyse…

Bilgiye saygı duymak

ABD’de faaliyet gösteren GroIntelligence adlı kuruluş, 2011 yılından bu yana elde ettiği verileri değerlendirerek “büyük gıda krizi”nintarihini öngörmeye çalışıyor. Ancak bugüne kadar toplanan veriler, krizin tahmin edilenden önce geleceğini söylüyor.

Mesela GroIntelligence’a göre 2027 yılı itibarıyla dünya nüfusunun kalori açığı 214 trilyon kalori olacak. Bu değer, muazzam bir eksikliği anlatır.

Ne kadar üreteceğiz, kaça satacağız, dünyada nerede ne kadar ürüne ihtiyaç var hiçbir şekilde bilemediğimiz için fiyatlar her zaman üreticiyi üzer ve ezer.

Ne yapalım! Bilgisizsin, ezilmekten başka çaren yok. Bilgiye saygı duymuyorsun ama tüccarı, komisyoncuyu, marketleri suçlamak gayet kolay. Belki onlar bilgi toplamayı ve üreticinin dünya piyasalarından haberdar olmadığını bildikleri için istedikleri gibi at koşturuyordur. Ama bunları bile bilmediğimiz için “tarlada 50 kuruş, markette 7 lira!” demek dışında bir şey söyleyemiyoruz.

Bu durumu bir türlü yadırgayamıyorum, açıkçası.

Gerçek yol gösterici, bilgidir!

Son günlerde bir kez daha alevlenen ürün fiyatı tartışması Türkiye kamuoyunu hayli meşgul ediyor. Piyasa aktörleri birbirleri aleyhine sürekli açıklamalar yapıyor ve herkes bir diğerini üretici fiyatlarıyla tüketici fiyatları arasındaki makasın sorumlusu olmakla suçluyor. Sanki her şey yurt içinde belirleniyormuş gibi.

Halbuki tarım ürünleri piyasalarında küresel etkenler en küçük işletmenin hayatiyetine bile etki eder. Bu konuda yıllardır tartışılan şey sorumlunun kim olduğu sorusu.

Marketler, komisyoncular, tüccarlar, diğer perakendeciler sırayla sorumlu tutuluyor ama yıllardır bir tespit yapılabilmiş değil; mesele çözülmüş de değil.

Çünkü anlamlı bir sorgulama yapan yok; koskoca küresel piyasada her şey buralarda başlayıp bitiyormuş gibi yoz ve bomboş tartışılıyor; devletin en üst düzeydeki sorumlusundan, serasından çıkmayan çiftçiye kadar aynı bakış açısı…

GroIntelligence ve benzeri kuruluşlar bildiğiniz özel sektör şirketleri. Bunlar dünyada hangi ülkede hangi ürün nasıl ve ne kadar yetiştiriliyor, nasıl fiyat buluyor gibi soruları detaylarıyla derleyip müşterilerine satıyor.

Örneğin Arjantin’de yetişen soya hakkında hangi ülkeye ne kadar ihraç edilmiş; o sezon hangi hastalık ve zararlılar ne kadar zarar vermiş; nasıl bitki besleme yapılmış; nasıl mücadele edilmiş vb. her türlü istatistik bilgi rakamlarıyla grafikleriyle önünüze seriliyor. İnternet sitelerine profesyonel seçenekle üye olmayı deneseniz ödeyeceğiniz abonelik bedeli rüyalarınıza girebilir.

Bilgiye bu derece değer veren bakış açısıyla bizim bilgiye bakış açımız aynı gezegenden gelmiş olamaz.

Fiyat makasını tartışıp durmak garip değil mi?

Basit bir hesap yapalım; domatesin seradan çıkış fiyatı 80 kuruş olsun. Bu fiyat reel fiyat olarak düşünülemez. Çünkü marketler rafta çürüyen domatesin riskini üstlenmez. Sözleşmelerini böyle yapmıyorlar. Çürük domates iade faturasıyla tüccardan, tedarikçiden kesilir. Bu kimseler de bir şekilde çiftçiye dönecek elbette. Kötü olan, iade miktarı konusunu ölçebilecek tek aktörün marketin kendisi olmasıdır. Yani o musluğun tek bekçisi onlar. Sorgulayamazsın, kontrol edemezsin, hesap soramazsın. Bu süreci kontrol edecek bir formül bulma konusu henüz devletin de aklına gelmiş değil. Öyle sürüp gidiyor. Dolayısıyla 80 kuruş dediğiniz fiyat aslında otomatikman 65-70 kuruş olarak gerçekleşiyor.

Bunun dışında ürün işleme ve paketleme işçiliği, ambalaj, nakliye gibi masraflar devreye giriyor.Tedarikçi karı, bazı vergiler (ki ürün toptancı halinden çıkarken toplam vergi, yaklaşık %14’tür) ve hamaliye gibi masraflar fiyata eklenir.

Dolayısıyla domatesin fiyatı çiftçiden çıkış fiyatına göre şaşırtıcı derecede yükselir. Ne olabilir mesela? 3-4 lira olabilir.

Perakendecinin hangi semtte ne kadar kira ödediği gibi perakendeci meseleleri de ürünün fiyatına doğrudan yansır. Yani, fiyat araştırmasını misal İstinye Park’ta yapıyorsanız, televizyonların sömürücü bültenlerine çok iyi gelecek veriler elde edebilirsiniz. “Kumluca’da 80 kuruş, İstanbul’da markette 8 lira!…” Adamlar 100 metrekareye ayda 10 bin USD kira ödüyor. 8 lira aslında iyi fiyat, derim!

Öte yandan, Doğu Garajı’ndaki Salı Pazarı’na bakarsanız o kadar fiyat uçurumu bulamayabilirsiniz. Salı Pazarı’ndan, kabaca yaptığımız hesaptaki gibi 3 ila 4 lira civarında domates alabilirsiniz.

Aslına bakarsanız, fiyat makasının nasıl bu kadar açıldığını durmadan tartışmamız da garip bir şey. Bunu öğrenmek hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Önemli bile değil! Herkesin gözü başkasının cebine giren parada. Kendimize baksak ya!

Arkadaşım; düzenini kur, sen de pahalıya sat! Engel olan mı var? Yıllardır üretici birliklerinin önünü kesen, kooperatiflere oyun alanı bırakmayan tarım politikalarının sahiplerine oy veriyoruz. Örgütlen, fiyatını belirle. Şikayet edip durduğumuz süpermarketler, aracılar falan hepsi örgütlü insanlar! Kuruyor sistemini hep beraber işletiyorlar. Biz de müsaade ediyoruz!

Bir sorun olmaması gerekir…

Diğer Yazıları

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz