Talan ekonomisi | Körfez Gazetesi
Vagner Love’den 2 yıllık imza

Vagner Love’den 2 yıllık imza

Akhisar hazırlıkları başladı

Akhisar hazırlıkları başladı

Başarılı sporculardan Gül’e ziyaret

Başarılı sporculardan Gül’e ziyaret

Kemer’in gururu

Kemer’in gururu

Dünya starlarına flyboard öğretiyor

Dünya starlarına flyboard öğretiyor

Talan ekonomisi
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 1 Ağustos 2017 - 09:55:27

 

 

Türkiye’de giderek ‘talan ekonomisi’ diye tanımlayabileceğiniz bir düzen kuruluyor. Nerede biraz kıymet taşıyan sektör varsa orada organize biçimde talan düzeni kuruluveriyor. Nihayet sıra tarıma geldi.

 

Ülkemiz dünyanın öne çıkan üretici ülkelerinden biri değil. Hele sanayi konusunda hiçbir listeye girmiş değiliz. Buna rağmen iyi kötü ürettiğimiz bazı önemli ürünler var. Gıda bunlardan biri. Bazı madenler, montaj sanayii, her şeye rağmen tekstil ve tarıma dayalı başka sektörler de bizim için önemli sayılan iş kolları.

 

Her birini tek tek yitiriyoruz. Üstelik dünya ticaretinin azgın aktörlerine karşı mücadele vermemiz gereken yerde, içerdeki talancılarla elimiz kolumuz bağlı halde, karşı karşıya kalıyoruz.

 

Bir de baktık, et ithalatçısı olmuşuz!

Yerli hayvancılığı canlandırmaktan, süte odaklı hayvancılık sisteminin yaygınlaştırılmasından ve kesime gidecek hayvanların devlet kontrolüne alınmasından ve böylece et fiyatlarının bir süre sonra makul bir dengeye kavuşmasından bahsederken; bir de baktık ki et ithal ediyoruz!

 

Bunu kim ister, Allah aşkına!

 

Çiftçi istemez, besici istemez, vatandaş istemez, vatansever istemez, yurtsever istemez, esnaf istemez, köfteci istemez! Peki, kim ister ve bunu kim, nasıl olur da yapar?

 

İthalat vergileri sıfırlandı!

Tarım alanlarında her geçen gün üretimden uzaklaşıldığından, tahıl gibi çok üstün olduğumuz ürün gruplarında bari kendine yeten bir ülke olmaktan, böylece çiftçinin geçim kaynaklarının da desteklenerek şehirleşmeden, göç olgusuna kadar çok sayıda soruna çözüm bulmaktan bahsederken bir de bakmışız, gümrük vergileri “0” (yazıyla sıfır) düzeyine indirilmiş. Kararın altında önceki Bakan Faruk Çelik’in imzası var. Yani ithalat işi çoktan planlanmış.

 

Diyeceksiniz ki vergi muafiyeti sadece devlet kuruluşları için geçerli, özel sektör vergisi ödeyerek ithal edecek. Doğrudur. İthalat yapan devlet kuruluşu ithal ettiği ürünü kime satacak, peki? Bu işten kim kazanacak? Üreticimiz mi? Tüketicimiz mi? Hayır.

 

Nereden tutarsan tut, talana gidiyor.

 

Sebze ve meyve dediğiniz zaman birçok üründe öne çıkan üretici ülkelerden biriyiz. Ancak ürettiğimiz her kilogramın bıraktığı kazanç, bu konuda adı sanı duyulmamış ülkelerdeki kazançla karşılaştırılamaz düzeyde düşük.

 

Çünkü pazar stratejimiz yok.

 

Çünkü üretim planlamamız yok.

 

Çünkü ar–ge programımız ve ar–ge bütçemiz yok. Peki, bütün bunları kim çözecek?

 

Akla ilk gelen merci, Tarım Bakanlığı.

 

Ama Tarım Bakanlığı bir devlet kuruluşu gibi düşünülen, devletin devamlılığını örnekleyen bir yapı değil. Mesela bakan değiştiğinden beri herkes yeni bakanın kim olduğu, nereli olduğu ve bakanlıktaki değişimin nedenlerini konuşuyor. İşin varsa ve ulaşabiliyorsan bakanla çözebilirsin çünkü. Sistem, nizam, kural, teamül diye bir şey yok.

 

Halbuki, bu işler şöyle düşünülmeli; bakanlar değişir ama işler sistematik şekilde, nizamına uygun, kurallarıyla ve planlandığı gibi yürür. Planınız varsa.

 

Umutlar şelale!

Neden değiştiğini bilmiyoruz ama değişikliğin ilginç sonuçları olmayacağını iyi biliyoruz. Üretici örgütlerinden bakanın değişmesiyle ilgili rahatsızlık bildiren veya memnuniyet bildiren bir ses gelmedi. Ama umutlar şelale!

 

Sayın Bakan, Bakanlığın internet sitesindeki açıklamasında “şöyle güzel olacak, böyle iyi olacak” diyerek bir açıklama yapmış. İfadelerinin hiç biri ne yapılacağına dair bilgi içermiyor. Ama Sayın Bakan, icraatlarının sonucunu görebilmemiz için en az 2,5 yıl beklemek gerektiğini söylüyor. Neden 2,5 yıl gibi bir vade öngörmüş dersiniz? Benim bir fikrim var; 2,5 yıl sonra 2019 seçimi var.

 

Yazık.

 

Tarım Bakanı’nın kim olduğu konusunda özellikle Akdeniz, Ege ve Güney Marmara gibi entansif tarım yapılan bölgelerde en çok konuşulan husus Türkiye’de doğu veya güneydoğu kökenli olmayan bir tarım bakanının neden mümkün olamadığı hususudur.

 

İlginç bir konu çünkü gerçekten de bu makamda görev almak için doğu veya güneydoğu kökenli olmak ön koşul gibi. Tesadüf olduğuna inanmak zor. Nedenini de bilemiyoruz. Bir fikri olan varsa lütfen paylaşsın.

 

Durumun nedenini bilmiyoruz ama sonuçlarıyla ilgili fikrimiz var. Sadece bu iktidar dönemi için değil; onlarca yıldır aynı tespiti yapabilirsiniz; Tarım Bakanlığının icraatları arasında personel alımı ile devlet destekleri ilk sıralarda gelir. Sanki Tarım Bakanlığının işi, sadece personel almak ve devletin parasını çiftçi kaydı olanlara dağıtmakmış gibi. Pazar geliştirme, üretim planlaması, ar-ge falan kimse pek dert etmiyor. Bu iktidar döneminde havza bazlı üretim planlaması çalışması başlatıldı ama şu gün itibarıyla bir yere varmış değil. Umarım, 1977’de başlayıp tam 40 yıldır hala tamamlanmayan Güneydoğu Anadolu Projesi gibi yılan hikayesine dönmez.

 

Bu ülkeyi, bu memleketi ve üzerinde yaşayanları seven hiç kimse üretme kabiliyetimiz olan birkaç kalem değerli ürünün ithalatını istemiyor.

 

İthalat programının, vergilerin sıfırlanmasının bir takım ‘akıl ermez’ stratejik amaçlar uğruna yapıldığını düşünenlere de bir çift sözümüz var; bu halk kör ve aptal değil. Her şeyi görüyoruz, her şeye aklımız eriyor.

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz