Ne, kime, nasıl gelecektir | Körfez Gazetesi
Şarampol’de şenlik var

Şarampol’de şenlik var

ATSO heyetinden nezaket ziyaretleri

ATSO heyetinden nezaket ziyaretleri

Öykü Ödülleri sahipleri belli oldu

Öykü Ödülleri sahipleri belli oldu

Tütüne çapraz denetim

Tütüne çapraz denetim

Uyuşturucu operasyonu

Uyuşturucu operasyonu

Ne, kime, nasıl gelecektir
  • ramazanAçıkgöz
    • ramazan Açıkgöz
    • gazetekorfez@gmail.com
    • 1 Ocak 2018 - 14:43:27

 

 

Sorunun yanıtını yazının sonuç bölümünde verelim. İlkin tarihi öneme sahip ve geleceğimize ışık tutan; özgün bir saptama yapalım. Doğal olarak ilk söz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün olacaktır. Ne diyordu? Çağın ve çağlar ötesinin “O” büyük dâhisi, ebedi önderimiz; “Manevi mirasım akıl ve bilimdir!” Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir…

Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur… Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.(1)

Yine bir özdeyişle devam edelim. Gaspirali İsmail Bey ne diyordu? Büyük Türk milletinin yarınları için, “fikirde birlik, dilde birlik, işte birlik” şarttır. Ve şöyle devam ediyordu; İstanbul Türkçesi ile yazılmış bir gazete veya mecmua, Balkanlardan- Orta Asya Türklerine kadar olan coğrafyada okunup anlaşılmalıdır. Zira; dilde birlik, fikirde ve işte de birliği getirecektir.

Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bir özdeyiş; “Muallimler cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller bekler.”

Bu aşamada büyük önderimiz Atatürk’ün milletimizin uyanık evlatlarına çok manidar bir uyarısı ile devam edelim. Bu kısmı yaklaşık 16 yıldır kesintisiz takip ettiğim “Yeni Çağ” gazetesinden alıntılayalım. Atatürk diyor ki; “Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim, bağrından yetiştirerek, başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki “Asli Cevheri” çok iyi tahlil etme dikkatinden bir an feragat etmesin.”

Şu tespiti üzülerek de olsa yazma durumundayım. Ne yazık ki; bugün ülkemiz, söz konusu “Asli Cevheri” gerçek anlamda özümsememiş kadrolar tarafından yönetilmektedir.

Bu tespitle; Türk Tarihini, Türk Dilini, Türk Kültürünü ve Türk Ananelerini özümsememiş şahsiyetler anlatılmak istenmiştir. Bu bağlamda ırk anlamında bir kimliği Anadolu toprağında aramak anlamsızdır ve de gereksizdir. Vatanımız -Türkiyemiz’de; binlerce yılın bir ürünü olarak, “Anadolu Genetiği” ile kaynaşmış büyük Türk milleti oluşmuştur. Bu kimliği taşımak bazı omuzlara ağır da gelse bizim için en büyük şereftir.

Bu noktada gazeteci yazar Aslan Bulut’a bir atıfta bulunalım. Yazar diyor ki; “Türkiye Müslüman Kardeşler Nasyonalizmi ve “İbrahim-i Millet” söylemi ile milli rotasını yitirmiştir.” İktidar milletvekillerinden bazıları ve kimliksiz medya mensupları, “Türk Milleti” kimliğini sorgulamışlardır. Türk olmaktan kurtulduk ifadeleri gazete sayfalarında ve sosyal medyada sık rastlanan söylemler olmuştur.  Ülkemizin ve milletimizin geleceği için aşağıda tartışacağım dört temel sorunu; çağın, aklın, bilim ve teknolojinin gereği doğrultusunda çözümlemeliyiz.

 

Kentleşme, ulaşım, enerji ve

kolay ulaşılan-ücretsiz sağlık hizmeti

 

Bu dört temel sorun, ülkemizin geçmişinde vardı, günümüzde sıkıntılı ve yarınlarında da büyük huzursuzlukların nedeni olacaktır. Ülkemizin nüfusu kabaca mültecileri de dahil edersek 80 milyon olup, 20 milyonu İstanbul’da yaşıyor. Değerli bilim adamımız Prof. Dr. Doğan Kuban’ın saptamasıyla, İstanbul; Türkiye’nin refahı değil, felaketi olmaya hazırdır. Ekonomik krizi ve olası depremi düşününüz, yeterlidir. Aşırı yağış sonrası oluşan sellerin yarattığı tahribat, felç olan trafik, çalışmayan metro vs. göz önüne getiriniz. Kirli havanın, gürültünün – ışık kirliliğinin insan sağlığı üzerine olan kötücül etkileri önemli bir sorundur. Her geçen gün bozulan aile yapısı, kadın cinayetleri, şehir magandalığı ve güvenilir bir yaşam ortamının sağlanamaması, evlerin musluğundan içilebilen suyun akmaması yine Mega Şehir İstanbul’un felaket göstergeleridir. Ne yapmalı? Niçin bu kadar yoğun nüfus bu kenti işgal etmiştir. Yanıt tek cümleyle “doymak ve özgür sosyal yaşam”… Çözüm; insanlarımızın yeniden doğdukları yere dönmelerini sağlamak ve özgürlüğünü vermektir. Her bayram İstanbul boşalıyor, doğulan yere gidiliyor; memleket hasretidir bunun adı…

Sözün kısası insanımıza, doğdukları yerde geçinebilecekleri kadar maddi kazanım elde edecekleri iş olanağı, çağdaş sağlık hizmeti, ulaşım, güvenilir yaşam ortamı, sağlıklı konut ve çocuklarına nitelikli eğitim sunarsak; kimse yerini- yurdunu bırakıp gurbet ellere gitmez ve terör örgütlerinin hain tuzağına da düşmez.

Bunun için ilk yapılması gereken; doğan her vatan evladını devletimizin sahiplenmesi ve ulusal bilinci yüksek nitelikte bir eğitime tabi tutmasıdır. Nasıl bir eğitim istiyoruz sorusuna en iyi yanıtı, rahmeti Prof. Dr. Server Tanili aynı isimli kitabında vermektedir. Çağdaş, bilimsel ve seküler (laik) bir eğitim… Çocuklarımıza önce; kendilerini bünyesel anlamda tanımalarını, neden, nasıl oluştuklarını öğreteceğiz. Çevrelerini, Evreni-Evrenin derinliklerini ve geçmişlerini yani tarih ve de kültürlerini öğreteceğiz. Doğayı sorgulamayı öğreteceğiz. Bu arada genel ahlak, milli ananelerimizi, örfümüzü ve daha sonra da kavrayabilecekleri oranda metafizik konularını ve de uygarlık tarihini öğreteceğiz. Din ve inanç özgürlüğünü sağlayıp, din eğitimi veren okullar ile bilimsel eğitim veren kurumları ayırıp, karma eğitimi gerçekleştirmek zorundayız. Yaparak ve yaşayarak öğretim ve eğitim hayatın her alanında geçerli kılınmalıdır. Sosyal barış ancak bu temel eksende eğitilmiş nesillerle sağlanabilir.

Kentler üretim, coğrafi konum ve tarihsel dokuları göz önüne alınarak, önceliklerine göre yeniden planlanmalıdır. Kentleşmede doğa ile iç içe bir yapılanma temel alınmalıdır. Yeni ormanlıklar ve ağaçlandırma projeleri hayata geçirilmelidir. Kısa yazma durumundayım konuyu daha fazla dağıtmadan keselim.

Ulaşım ve enerji kullanım hizmetleri yaşamın vazgeçilmezidir. Ulaşım; güvenli, hızlı, sağlıklı ortamda; eğitim ve sağlık kurumlarına en kestirme yoldan ulaşılacak tarzda planlanmalıdır. Karayolu taşımacılığı zaman içinde terk edilmelidir. Şehir içi ulaşımda metro ve toplu taşım araçları kullanılmalıdır. Şehirlerarası yük ve insan taşınmasında demiryolu taşımacılığına daha çok önem verilmelidir. Hava ve deniz yolu taşımacılığına yatırım yapılmalıdır. Elektrik ve hidrojen yakıt pilleri ile çalışan bilgisayar donanımlı şehir içi ferdi araçların kullanımı özendirilmelidir. Ulaşımda zaman altın değerinde, enerji kullanımında ise daha da değerlidir. Yerli enerji kaynaklarına yatırım yapılıp, kullanımı teşvik edilmelidir. Fosil yakıtları enerji kaynağı olarak kullanmaktan vazgeçilmelidir. Ülkemizin doğal zenginliği olan; rüzgar, güneş, çevreye zarar vermeyen hidrolik enerji kaynakları, bor ve toryum enerji kaynağı olarak kullanılmalıdır. Teknolojik alt yapı çalışmaları yapılıp, yatırımlara hız verilmelidir.

Yaşamın uzun ve sağlıklı olması için koruyucu hekimliğe öncelik veren, kolay ulaşılan, ücretsiz, “herkese sağlık hizmeti gereksinimi olana daha fazla sağlık hizmeti” sunmayı amaçlayan; çağdaş ulusalcı bir sağlık- eğitim hizmet modeli ortaya konmalıdır. Yazarın bu konuda bir çalışması vardır, yakında kitap olarak yayınlanacaktır.

Bir öykü ile yazıya renk katmak istiyorum. Yazacağım öyküyü yazar-edebiyatçı Hidayet Oktay’ın “Farkındalığını Farket” isimli kitabında okumuştum. Kasabanın birinde zengin ve aynı zamanda gaddar bir ağa vardır. Ağa çiftliğinde hasta olur. Başında şiddeti bir ağrı vardır. Marabaları koşuşturur, ağrı kesici bulup ağaya içirirler fakat hiç etkisi olmaz. Hal böyle olunca kasabadan ilaç getirtir kullanır, faydasını göremez. Acele doktora giderler. Doktor muayene eder, önemli bir durum yok der, ilaç yazıp gönderir. Bir iki gün ilaçları kullanır, istenilen sonucu alamayınca; etraftakilerin de tavsiyesi ile büyük bir şehirdeki mesleğinde çok ünlü bir profesör doktora gidip muayene ettirirler. Hekim muayene eder, alışılmış olduğu üzere ne kadar tahlil, filim varsa yaptırır da “genel muayeneyi çoktan unutmuştur” herhangi bir hastalık tespit edemez ve gerilimden olduğunu söyleyip, bir torba dolusu ilaçla memleketine gönderir. Ağa ilaçları bir kaç gün kullanır biraz uyuştu kafam der fakat ağrısı artarak devam etmektedir. Bu arada ağamızın iştahı kesilmiş ve zayıflamıştır. Durumun farkında olan ağamızın eşi-dostu; ağayı yurt dışına, İsviçre’ye götürmeye karar verirler. Tanınmış bir hastaneye giderler. Orada da hekimler muayene eder, konsülte ederler, ne kadar filim- tahlil varsa tekrar yaptırırlar fakat ciddi bir hastalık saptayamazlar. Ağanızın psikolojisi bozulmuş, yeterince beslenememiş deyip bir kaç ilaç yazıp gönderirler. Ağa bir kaç gün ilaçları kullanır fakat yan etkilerinden daha da rahatsız olur. İştahı iyice kesilir, günlerdir uykusuzdur ve oldukça zayıflamıştır. Ve saçı-sakalı uzamıştır. Marabaları ağamız ölecek galiba, ölmeden tıraş ettirelim deyip, Berber Hüseyin’i çağırırlar. Berber işinin ehlidir. Ağayı itina ile tıraş eder, sıra kulak ve burundaki tüyleri almaya gelmiştir. Burundaki kılları temizlerken bir şey dikkatini çeker ve elindeki cımbızla onu asılır, bir de ne görsün; 20 cm uzunlukta bir kıl kopar ve kan gelir. Berber kötü bir şey yaptım diye tıraşı bırakıp, korkusundan kaçar. Fakat ağanın ağrısı diner, kendine gelir, ağrısı dinince ferahlar, nerde benim berberim, getirin onu der. Berberi getirirler, ağa o’na bir kese altın verir. Sonra marabalarına emreder. Düğün dernek kurun, dostlarımı davet edin, yemek vereceğim der. Buradan anlaşılan şu ki; bir kıl ters dönmüş beyine kadar ulaşmış ve onu irrite edip ağrıya neden olmuştur. Kuzular kesilir; kavurma, pilav hazırlanır. Dostları davete icabet eder, yenilir- içilir. Ağa bir konuşma yapar ve der ki; “dostlarım malumunuz çok acılar çektim. Berber Hüseyin’in sayesinde sağlığıma kavuştum. Bu durumdan şunu anladım; “burnundan kıl aldırmayanın başının ağrısı kesilmezmiş.” O nedenle her daim burnumuzdaki kılları kopartmaya hazır olmalıyız. Kıssadan hisse kapması gerekenlerin bilgisine sunulur.

Bugünkü haliyle siyasi gündem

Hemen yazalım; eğip bükmeye gerek yoktur. Halen iktidar partisi seçmen bazında oy oranını korumaktadır fakat zemin kaygandır. Oy oranını korumasındaki başarısı; iktidar olmasının avantajlarını iyi kullanması, uzun yıllardır süren hükümet etmenin sağladığı olanakla, varlıklı sadık bir seçmen kitlesi oluşturması, dindar- saf inançlı kitlenin desteği ve sosyal yardımlarla yaşayan ve de borçlu kitlelerin istikrar bozulmasın düşüncesi ile süregelen siyasi bağlılıklarıdır. Önemli bir etken de, yurttaşların iktidara seçenek olabilecek bir muhalif parti görememiş olmasıdır.

MHP olağanüstü hal yönetiminin başlamasından beri iktidar partisi ile birlikte hareket etmektedir ve bence de iyi yapıyor. Madem ki ülkemizin “beka sorunu var” destek olması doğaldır. Bu destekle de iktidar partisine “Türk Milleti” kimliğini öğretti ve ulusal kimlik olmadan, birlik ve dayanışmanın da olamayacağını öğretti. Ayrıca bu yakınlaşma dış politikada; iktidarı ülkemizin milli çizgisine dönmesi noktasına getirmiştir. Bu özverinin MHP’ nin yarınlarını nasıl etkileyeceğini yaşayıp göreceğiz.

Ana muhalefet partisi CHP’nin durumunu biraz daha ayrıntılı analiz etmek istiyorum. Sayın genel başkanın “Adalet Yürüyüşünden” önce parti tabanından gelen; bir değişim ve yenileşme talebi vardı. Bizim solcular yürümeyi, slogan atmayı ve dürüstlük nutukları dinlemeyi pek sever. Bu bağlamda; yürüyüş, tabandan gelen istemin heyecanını söndürdü, genel başkan ve çevresi derin bir ohhh çektiler. Şu da bir gerçek ki; her CHP’linin sol göğsünde bir devrim ateşi yanar. Zira bu kitleler samimi olarak Atatürkçü ve devrimcidirler. İlçemizde yapılan son ilçe kongresi ne yazık ki yaraya tuz basmıştır. Geçmiş yıllarda davul zurna ile düğün havasında, 2-3 bin partilinin coşku ile katıldığı kongreler gitmiş ve yerine çok az sayıda katılımla yapılan, sönük geçen, rekabetin olmadığı, oldu bitti olayı yaşanmıştır. Bunun anlamı şudur; sol göğüsteki devrim ateşinin korları kül tutmaya başlamıştır. Bilinen güç odakları, parti içi demokrasinin işlemesini engellemekte ve parti; kitlelerle gönül bağı kuramamakta ve de büyüyememektedir. Yaşatılanlar; çileli, imanlı ve inançlı CHPlilerin yüreğini dağlamaktadır. Ağalar-beyler nasıl kıyarsınız bu insanların umutlarına, sevdalarına… CHP seçmeni siyaseten bıkkındır. Yeni bir heyecan gereklidir. Bunun için; merkezden -taşraya bütün yönetim birimleri değiştirilmeli, genç kadrolar görev almalıdır. CHP nin ekonomik programının toplum nezdinde; ideolojisi bağlamında karşılığı yoktur. Bu bağlamda; Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli devlet -milli ekonomi” modelinden yararlanılmalı ve BTP ile işbirliği-ittifak, ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Yine CHP parti sözcüleri; muhalefet etmek ve iktidar partisinin seçmenlerinin vicdanlarına seslenme amaçlı; yolsuzluk, fırlatılan banka dekontları vs.nin o seçmen kitlesinde karşılığının olmadığının farkına varmalıdırlar. Tüketim ve üretimle ilgili projelerini seslendirmeliler. Eğitim, sağlık, toplum beslenmesi, tahrip edilen çevreye, su kaynaklarına ve suyun kullanılmasına yönelik projelerini, orman-tarım -hayvancılık- yeraltı ve yerüstü madenlerin işletilmesine yönelik projelerini anlatmalılar. Camilere gidiniz; din görevlileri cemaati nasıl telkin ediyor dinleyiniz. Ben yıllardır giderim, iyi oluyor, deneyiniz ve şunu duyacaksınız. Görevli din adamı; en geç 2-3 ayda bir cami cemaatine şöyle seslenir. Mealen; “Müminler uyanık olmalıdır! Ancak; mümin, mümin kardeşinin kusurlarını araştırmaz-örter; o işi Allah’a bırakmalıdır.” Bunu sürekli duyan saf dindar insan nasıl hareket eder? Anlayınız artık…

Bu öneriler yerinde midir, doğru mudur? gayet tabii ki… CHP’nin sayın genel başkanı ve merkez yönetim kurulu yani “politbürosu” bunların gerçekleşmesine izin verir mi? hemen yazalım “ZİNHAR” hayır… Geçelim o zaman… Fakat şu çağrıyı yapmadan da geçmek istemiyorum. CHP’nin; “Koçları, Çİçoları ve Leoları” duruma el koyup “aytttttt!!!” demelidirler…

Yıldızı parlayan diğer parti; Bağımsız Türkiye Partisidir. BTP sağlam ideolojisi, sosyal devlet -milli devlet -milli ekonomi tezleri, İslam dininin özüne “Ehl-i beyt” duyarlılığı ve Prof. Dr. Haydar BAŞ Hoca’nın editörlüğünde yayınlanan; “Hoşgeldin Atatürk” eseri ile gündemin tam ortasında parlayan ufuk yıldızıdır.

Bu eseri okuyorum; bildiğim gerçek Atatürk’ü; ilahiyatçı bir siyasetçinin yazdıklarından öğrenmek çok anlamlıdır. Zira Atatürk’ ün “kutbul-aktab” (yıldızların yıldızı) olduğunu öğrendim ki; bu bana her şeyi anlatıyor. İdeoloji sağlamdır. Partinin salonlardan derhal çıkıp kitlelerle buluşması, büyümesi için şarttır. Bir siyasi hareketin gelişmesi için; sağlam temellere dayanan ideoloji, karizmatik liderlik, fiziki aktivite ve dinamik örgütsel yapı zorunludur.

Arife tarif gerekmez, anlayan anlamıştır…

Diğer yıldızı parlayan parti “İyi Parti’dir. İyi Parti de hem yıldızı hem de güneşi parlayan ise; cesur yürek Türk Hanımefendisi Sayın Genel Başkan Meral Akşener’dir. Sayın Meral Akşener’in; “Milli Merkezin” desteğini alıp bismillah demesi ayrıca anlamlıdır. Sosyolojik anlamda da TÜRK milliyetçiliğinin tarihsel köklerini parti ideolojisinin temeline oturtması çok manidar olmuştur. Sayın genel başkanın kadrosunda son derece deneyimli bilim insanları ve özellikle Prof. Dr. Ümit Özdağ, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve de deneyimli siyasetçi bakanlarımızdan Sayın Koray Aydın beyin de desteğini alıp; yek-vücut vatan-millet adına kahramanca yola çıkmaları takdire şayandır. İyi Parti’nin diğer kadroları da oldukça birikimli, vatan sevdalısı, Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı siyasetçilerden oluşmaktadır. Ve bu da ayrı bir önem arz etmektedir. Partinin ekonomi kurmayları şu noktanın bilincindedir sanırım. Ülkemizin en önemli sorunu kendi koşullarına uyan bir ekonomi modelini değil, dışarıdan empoze edilen bir modelin uygulanmasıdır. Bu bağlamda “Milli Ekonomi” modelinden mutlaka yararlanılmalıdır zira dünyada Brezilya, Rusya, Çin, İran ve Hindistan gibi ülkeler başta olmak üzere 150 ülke bu modelden yararlanmaktadır.

İyi Parti’nin ideolojisi; Türk Milletçiliği-Atatürk devrim ve ilkeleri ile örtüşmekte ve de sağlamdır. Karizmatik liderlik öncü konumda olup, sempati -ilgi odağı ve çekim merkezidir. Liderde fiziki ve fikri aktivite tamdır. Halen mevcut kadrolar mükemmel çalışıyor, özellikle Ümit Özdağ hocamız harekete nev-i şahsına mahsus bir aksiyon getirmektedir. Bütün iş Sayın Bakanımız Koray Aydın’ın teşkilatlandırmayı yaparken, MHP den ayrılanların partisi görünümünün önüne geçen bir örgütlenmeyi başarmasına bağlıdır. Bu bağlamda yukarıda anlatılan öykünün kıssasından hisse çıkarmak önce O’na, sonra da kurucu il başkanlarına düşmektedir.

Sayın Genel Başkanın karizması, aksiyonu, iletişimi mükemmeldir. Sosyal medyada oldukça etkindir. Önerim; gezilerinde mutlaka oyalı yazma bağlamış Türk kızlarını da yanında bulundurmasıdır. Türklerin; özellikle giyim kuşam konusunda, Araplardan öğreneceği hiç bir şey yoktur. Kur’an cihan-ı şumul (evrensel) bir kitaptır ve okunup anlaşılması için ahir zaman peygamberi, peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa’ya (SAV) gelmiştir. Biz Türkler O’nun ve “Ehl-i Beyti’nin” takipçisiyiz.

      

    Sonuç olarak; Sayın Genel Başkan M. Akşener, “milli merkezin” gücünü arkasına almıştır. Omuzlarında peygamberimizin elleri vardır. Oğuz-Kayı Boyunun damgasındaki akıl ve hafıza simgesiyle bilim yolundadır. Ülke, millet ve devletle gönül bağını kurmuştur. Dostluk ve dayanışma ile 80 milyonu kardeş yapmak üzere; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün rehberliğinde iyilikle yola çıkmıştır ve ülkemize milletimize güneşli ve iyilikle gelecektir. Kınalı elinde ay-yıldızlı al bayrağımızın simgesi vardır. Torosları geçerken bir Yörük çadırına uğrayıp, hal hatır sorup; ateşi yanıp dumanı tüten ocaktan alacağı ateşli öksüyle, Kuvâ-yi Milliye’nin Anadolu’daki çoban ateşlerini tutuşturduğu an; partisinin önü güneşle daha da aydınlanacaktır.

 

Kaynak (1), GİRİTLİ İsmet Prof. Dr. Kemalist Devrim ve İdeoloji, İ.Ü. Yayınları

Not: Yazar Hidayet OKTAY ve Yazar Aslan BULUT’a teşekkürlerimle…

  • Etiketler
  • Yorumla
ilan
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz