Monşersiz dış politika | Körfez Gazetesi
Antalyaspor’da kombine sevinci

Antalyaspor’da kombine sevinci

Döşemealtı’nın gururu İpek

Döşemealtı’nın gururu İpek

TFF’den Başkan Çalık’a teşekkür ziyareti

TFF’den Başkan Çalık’a teşekkür ziyareti

Robin van Persie gidiyor

Robin van Persie gidiyor

Muratpaşa’nın şampiyon jimnastikçileri

Muratpaşa’nın şampiyon jimnastikçileri

Monşersiz dış politika
Monşersiz dış politika

Erdoğan, Ocak 2009’da kendisinin Davos’daki üslubunu eleştiren eski ve tecrübeli büyük elçilere “Ben bazı emekli diplomatların anladığı dilden konuşmam. Ben diplomasiden gelmiş birisi değilim. Ben siyasetten gelmiş birisiyim. O diplomatların, hele hele monşerlerin âdetini pek bilmem. Bilmek de istemem” demişti… Bir ay sonra da şöyle konuşmuştu “Geniş vizyonu, hayali olanlar, bu büyük Türkiye’yi görür anlarlar. […]

Erdoğan, Ocak 2009’da kendisinin Davos’daki üslubunu eleştiren eski ve tecrübeli büyük elçilere “Ben bazı emekli diplomatların anladığı dilden konuşmam. Ben diplomasiden gelmiş birisi değilim. Ben siyasetten gelmiş birisiyim. O diplomatların, hele hele monşerlerin âdetini pek bilmem. Bilmek de istemem” demişti…
Bir ay sonra da şöyle konuşmuştu “Geniş vizyonu, hayali olanlar, bu büyük Türkiye’yi görür anlarlar. Bunu 81 vilayet ve dünya anladı. Ama Ankara’da bazıları anlayamadı. Diplomasideki monşer eskileri anlamadı. Bunlar monşer geldiler, monşer gidiyorlar…
O konuşmaların üzerinden çok zaman, dış işlerimizden çok bakan geçti…
Dış politikamız ne durumda?
***
Abicim, bu Avrupa Birliği dedikleri iş hikâye olmuş… Bak şuraya çiziyorum, bu gavurlar üç vakte kadar önce birbirlerini yerler, sonra da dağılır giderler. Sen de benim için “Bu dediydi” dersin!
Zaten bunlar bizim dinimize gıcık kapmıyorlarsa, bana da şurdan şuraya gitmek nasip olmasın. Aynısını geçen gün bizim reise de anlattıydım. Bir köpürdü ki, sorma. Hemen yanımdan Martin’i aradı, telefonun hoparlörünü de açtı, “Bana bak Martin” dedi, “Beni oraya getirtmeyin. Gelirsem, hepinizi ayağımın altına alırım. Hem siz kim oluyorsunuz lan bize ayar verecek? Ulan burası bizim mahallemiz, burada bizim borumuz öter. Size Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız. Bir daha hakkımda konuşursanız dağıtırım lan oraları!”… Abicim, Martin’in bir yalvarışı, bir yakarışı, bir yaltaklanışı vardı ki, orada olup duymalıydın. Yani mümkün olsa telefondan dilini uzatıp bizim reisin ayaklarını yalayacaktı!
***
… Sonra Angela’yı aradım. Dedim ki “Bak Angela, ayrı dinden olsak da seni severim. Sen papazın kızısın, ben imam hatip mezunu, ayrı dünyaların insanıyız. Ama dilimizden, dinimizden anlamasan da halimizden anlarsın… Yapma böyle… Eksik etek demedik, saçı uzun aklı kısa demedik, seni adamdan (pardon kadından) saydık. Yüzümüze başka, arkamızdan başka konuşup, karı gibi dedikodu yapma!  Delikanlı ol, ciğerimizi ye!… Bir daha da o Trump denen herifle öyle el ele, diz dize, samimi pozlarını görmeyeyim. Sizin fotoğrafları görünce bizim hanım çok kıllandı, “Kapalı kapılar ardında bu karı sana da sulanıyordur?” diyor. Ben de “Saçmalama hanım. Zaten tipim değil” dedim.
***
“Bak oğlum Bert” dedim. “Adam gibi söylemek varken ne öyle karı gibi kıvırtıyorsun? Hadi beni mandepsiye bastırıp ülkeye almadınız, ulan başörtülü bacımızdan ne istediniz? Yakışır mı oğlum gecenin bir yarısı kadın kısmını sokak ortasında bırakmak? Hem ne ayak o senin başbakanın lale, male esprileri? Ben ona sen ne lalesisin diye soruyor muyum?”
***
Adamın sesini duymaya, yüzünü görmeye tahammülüm yok. Ben de oturdum bir e-mail döşendim. “O fetöş derhal buraya gelecek!” dedim… Haa, gelmezse ne olur diye mi soruyorsun? Ulan sen de amma bullshit sorular sorup kafamı bozuyorsun? Tabi ki bir şey olmayacak oğlum. Dış politika bu, öyle maval okumaya benzemez. Arada blöf yapmak, atıp, tutmak lazım, ya yerlerse?
***
Adamın suratına şöyle ters ters baktım. “Yahu ne var eski püskü uçaklarınızdan birini düşürdüysek? Reisin sıkıntılı bir dönemiydi, sizin uçak kim vurduya gitti. Hem siz de bizim askerleri bombaladınız, turist göndermeyerek ekonomimizi duman ettiğiniz… Biz size gıkımızı çıkardık mı? Burada istediğiniz kadar özür diliyoruz ya işte! Bir de dışarıda gazeteciler önünde özür dile diye tutturmanın ne alemi var?”…
***
Bu Araplar nankör oğlum!  Canımız, ciğerimiz dediğimiz, yüzüne güldüğümüz Kaddafiyi bile satışa getirdik, herifler hala bize caka satıyorlar… Hele o Sisi denen herifi elime geçirsem, bir kaşık suda boğacağım ama Amerika o konuda da bize kelek yapıyor…
Şam’da namaz ve Esed işi ne mi oldu?…
Boşver şimdi sen onları. Sen Şam deyince aklıma geldi; köşedeki kebapçının lahmacunları nefis oluyor. Bizim müsteşarı gönderip iki acılı lahmacun iki de şalgam suyu aldırtayım mı?
***
Trump seçilince, tabi tebrik etmesen olmaz. İsteksizce aradım,  “Aferin koçum, iyi iş çıkardın” dedim. Çok sevindi!
***
Putin gıcık herifin teki ya… Geçen gün şaka olsun diye ensesine bir şaplak atacak oldum, herif neredeyse beni yere yapıştırıyordu. Meğerse adam judocuymuş. Samimi dış politikadan hoşlanmıyor herhalde? Kendisi bilir köftehorun!
***
Monşersiz dış politika, avcı fıkralarına benzer…
Nasıl başarılı avcı olduğunu anlatır durursun ama sepetin bomboştur!

  • Etiketler
  • Yorumla
KÖŞE YAZILARI
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz