KOMEDİ SİNEMAMIZA DAİR TEZLER – 2 | Körfez Gazetesi
Denizde inek ölüsü

Denizde inek ölüsü

KONYSİAD’dan iftar çadırı

KONYSİAD’dan iftar çadırı

Antalya’da Ramazan coşkusu

Antalya’da Ramazan coşkusu

Sokaklar bayraklarla donatıldı

Sokaklar bayraklarla donatıldı

İsrail saldırısını lanetliyoruz

İsrail saldırısını lanetliyoruz

KOMEDİ SİNEMAMIZA DAİR TEZLER – 2
  • TuncerÇetinkaya
    • Tuncer Çetinkaya
    • m_zamanlar@hotmail.com
    • 11 Ocak 2018 - 13:07:02

Şaban’dan Uzaylı Arif’e

Kahramanın ti’ye alınması ve dönemin moda deyişiyle “yurdum insanı”nı hicveden eğilim, Yılmaz’ın önce tek kişilik gösterilerinde, sonra senaryosunda imzasının bulunduğu “Her Şey Çok Güzel Olacak”taki (1999) “özünde iyi çocuk olan” uyanık Altan tiplemesinde ve sonra da daha baskın biçimde “G.O.R.A” (2004), “A.R.O.G” (2008) ve “Yahşi Batı”da (2010) kendisini gösterir. Bu filmler sözünü ettiğimiz “Arabesk” ve “Kahpe Bizans”a da bağlılık gösterir.

Özetlersek: 24 Ocak’ı Özal’lı yıllara ulaştıran ekonomik sistemin ve değiştirdiği bireylerin öyküsü, başlangıçta yine eleştirel bir yaklaşımla komediye yaslanırken, büyük altüst oluşların meyvesini toplamak 90’lara düşmüştür. Sinemamızda muhalif mizahın yenilgisiyle sonuçlanan yılları hatırlamak bir yanıyla oldukça hüzün vericidir: Artık “küçük insan”ın “bakan” ana aktör olduğu, dayanışma, dostluk, vefa gibi etik temellerden yola çıkan, bazen bir “sınıfsızlık” ütopyasına da sahip anlayış yerle bir olmuş; alt sınıflar “başkasının” gözünden mizah ve ironi nesnesine dönüşmüş, “bakılan” haline gelmiştir. (Bkz: “Yeni Orta Sınıf-Sinik Stratejiler”, Ali Şimşek, Agora Kitaplığı, 2014)

Artık geçmişin üçkâğıtçı ve dalavereci tiplemelerinin “esas oğlan”lığa soyunduğu, komikliğinin gücünü halkından yana olmaktan alan Şaban’ların karnını figüran olarak doyurmak zorunda kaldığı trajikomik bir dönemdir yaşanan. Reklamda rol alması karşılığında kendisine bir ev, bir de araba öneren işadamına ağız dolusu “eşşooleşşekk!” diye haykıran 100 Numaralı Adam’ın değil, filmine sponsorluk yapan meşrubat ve GSM firmalarını olur olmaz gözümüze sokan Uzaylı Arif’lerin, Aziz Vefa’ların evrenindeyizdir artık.

 

Halk Kahramanı!

Üzerine çokça yazılıp çizilen “Recep İvedik” filmleri (2008-2014), alt sınıfları yeniden başrole çağırsa da, bu bir yanılsamadan ibarettir; afişlerin içerdiği “halk kahramanı” söylemi, bünyesinde önemli problemleri barındırmaktadır. 80 sonrası mizahının başat figürü maganda/zonta’yı çağrıştıran İvedik, yaratıcısı Şahan Gökbakar’ın söylemine göre temsil ettiği şeylerden ötürü nefret uyandırmaktadır; ama ona (sadece gişe gelirlerinden doğru) önemli bir işlev yüklemek kolay değildir. Öncelikle tiplemenin karikatürleştirilmiş, karton haline dönüşmüş marjinal bir imge olduğu söylenmeli, sinemaya damgasını vuran komik figürler gibi, yanında saf tuttuğu kesimlerin (son filmdeki yeşil alan savunuculuğu da dahil olmak üzere) eli, ayağı, dili olma gibi bir derdi bulunmadığı vurgulanmalıdır.

Burada doğru sorulardan biri; Şaban’a sahip çıkan, şimdi yerinde AVM’lerin, gökdelenlerin olduğu o sevgi dolu mahallelerde yaşayanların, yanı başlarında onun gibi bir karakterin olması için neleri feda etmeyecekleridir. Benzer bir vurgudan hareketle, sokağına sahip çıkıyor gibi görünen Recep İvedik ise hoyratlığın son kalesi gibi durmakta, olanca ölçüsüzlüğüyle semt insanına kan kusturmaktadır. Bir başka deyişle İvedik, sivil kamusal alanın her düzlemine yönelik “kabalığıyla” (kendi aidiyetinin sosyal katmanının temsillerini de esirgemeyen küstahlığıyla) 70’li yılların “politik angajmanlı” olma çabasındaki Kemal Sunal filmlerinin bölüm bölüm hissettirdiği sınıfsal engelleri etkisizleştirmiştir. Otel müdürüyle garsona aynı şiddeti uygulayan, adadaki tek dostunu köleliğe zorlayan, ekibindeki kadını yalnızca kilolu olduğu için yerin dibine sokan İvedik’in kaba komedisinden “halk kahramanı” çıkarmak oldukça güçtür.

 

Sonuç Yerine

2000’lerden sonra gelişen “yeni komedi”nin, Brecht’in “Bir komedya, tarih ilerleyip gittikten çok sonra bile, modası geçmiş bir dizi inanca saplanıp kalmış bir toplumun sahici olmayan yaşam tarzını ve tarihsel münasebetsizliğini hedef alır” sözünü yerle bir ettiğini söyleyebiliriz. Kel Mahmut, bir yerlerde hala sormaktadır, “kim yaptı bu münasebetsizliği?” diye… Ya kimseden ses çıkmamaktadır ya da herkes birbirine işaret edip “o yaptı… o yaptı…” diye haykırmaktadır.

  • Etiketler
  • Yorumla
ilan
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz