KEKLİK KAPANI! | Körfez Gazetesi
El sanatları göz kamaştırdı

El sanatları göz kamaştırdı

David Badia çalıştırdı

David Badia çalıştırdı

Kumluca’ya yüzme havuzu

Kumluca’ya yüzme havuzu

Turistler köpük partileriyle serinliyor

Turistler köpük partileriyle serinliyor

Konyaaltı’nın dibi çöp deposu

Konyaaltı’nın dibi çöp deposu

KEKLİK KAPANI!
  • HimmetCansız
    • Himmet Cansız
    • himmetcansiz07@hotmail.com
    • 1 Temmuz 2017 - 12:13:56

‘ Keklik gibi kanadımı süzmedim..’ diye başlar içil bir halk türkümüz.

Henüz küçük bir çocukken, toroslarda bir dağ köyü olan Akbaş’ da (köyümüz ) kapan kurup keklik yakalamıştım. Kapan; genişçe, düz, say diye adlandırdığımız; taş ve ağaç gereçlerle yapılan ilkel av düzeneğidir. Kapan kurulur. Kazılan küçük çukura yem konulur. Keklik yemi yeme başlarken kapan  gürper. Keklik  yakanır. Çıkışı mümkün değil. Yörelere göre; tuzak, ökse, fak olarakta adlandırılır bu düzenek. Kim bilir ‘ faka basmak ‘ deyimi burdan türemeştir belki. Kapan kurduğum o zamanlarda, ormanlık alana varınca, kurduğum kapanın gürpmüş olduğunu görmüştüm. Keklik yakanmıştı. Kekliğin kapanda yakalandığını görünce, havaya zıplamıştım. Delice, çılgınca seviniyordum keklik yakaladım diye. Kekliğime, hayıt ağacından kafes örmüştüm. Dişi bir keklikti. Boynunun altı kınalı, gözleri sürmeli, içli içli ötüşleri vardı: ” Gag gag gabırak, gak gag gabırak, gabırak, gabırak..” tüm diğer keklikler gibi eşli keklikti. Ötüşüyle, şekliyle, rengiyle, hayvanlar aleminin en güzel kuşlarından birisidir keklik. Böyle olunca, türkülerimize, oyunlarımıza, folklorumuza konu olmuştur hep. Etinin çok lezzetli olması ise, onu aranan av hayvanı yapmıştır tüm zamanlarda. Güzel olsan bin türlü bela, çirkin olsan bir türlü bela hesabı diyelim. Zamanla, kafesteki kekliğimin ahvali; ötüşü, bakışı, sevinç ve mutluluğumu yok etmeye başlamıştı. Gün geçtikçe; acıya, hüzne, yürek yarasına dönüşmüştü iç dünyam. Keklik acıklı ötüyor, tutsaklıktan kurtulmak istiyordu her haliyle. Ama; o mevsimde yavruları büyümüş olmalıydı. O zaman ne diye üzgündü canım kekliğim? Gelgelelim içim içimi yemeye başlamıştı. Kendi kendime sorular sorup, yanıtlar aramaya başlamıştım gün gün. Biz insanlar, kafeste yaşayabilir miyiz? diyordum. Ağlamaya başlamıştım.

Anacığım: ” Niye ağlıyorsun güzel oğlum ” diye sordu.” Kekliği ormana götürüp serbest bırakacağım ” dedim. Beni öptü ve ” hadi bırak hisli oğlum” diye ekledi. Ait olduğu doğaya bıraktım kekliğimi. Uçmak istedi…denedi bir süre…zorlandı uçmaya…kanatları işlevini yeterince yerine getiremiyordu ama.Tutsaklık;  uçmayı unutturacakmış nerdeyse kınalı, sürmeli, güzel kekliğime. En sonunda; düşe kalka uçtu gitti özgür doğaya. O, özgürdü artık! Bense ondan daha özgür! Çocuk yaşta, en büyük yükten kurtulmuştum o an. Evet dostlar, tüm kuşlar özgürce uçmalı.Tüm canlılar özgürce yaşamalı. İnsan türü, on binlerce yıldır; ağır bedelller ödeyerek kazanmadı mı özgürlüğünü? Aklını, düşüncesini ve duyguları özgürleşerek…özgürlük, aynı zamanda sorumluluk demektir. Ne özgürlükten ne de sorumluluktan vaz geçeriz. Sorumluluk; bilinçli bellek ve emek ister. Yürek ister. Yurtseverlik ister. Ulusal ve evrensel bakış ister. Diktatörleri devire devire kazandığımız özgürlükse bizimdir! Devredilmez, devralınmaz. Demokratik temel insan kakkıdır.Tüm canlıların, hak ve hukukunu korumaksa; özgür ve sorumlu insanlar olak bizim ana görevlerimizdendir.Görev başına!

Vicdanla, özgürce, türküyle, #adaletle kalın!

 

  • Etiketler
  • Yorumla
KÖŞE YAZILARI
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz