I

Estetik yargı, öznel bir bakıştır. Bu bağlamda sanatsal üretimin alımlama ve eleştirisi, salt öznel

duyumsamanın ve tasarımlamanın bir dışavurumundan ibarettir. Bir diğer deyişle estetik yargıyı

belirleyen temel ölçüt, öznenin onu nasıl algıladığıdır.

Estetik yargıya daha geniş bir açıyla bakmaya çalışırsak, çağlara ve toplumlara göre

değişkenlik gösterdiği gerçeğiyle karşılaşırız. Estetik yargının belirleyeni olan bireyin görgüsü

ve birikimi duyumsamanın ve algının zaman içinde değişkenliğini de getirir şüphesiz.

II

Fon çizmek sadece resimde değil romanda da önem ve değer taşıyan bir derinlik olgusudur.

Şiir ve öyküde ise metnin yakın plan odaklanması sebebiyle okurun ilk bakışta görmekte

zorlanacağı bir fon da vardır şüphesiz.

III

İnsanın bireyleşmesi nasıl kendi olabilmesiyle ilişkili bir durum ise bir sanatçının ve/veya

yapıtının da özgünlüğü kendi olabilmesiyle doğru orantılıdır. Eskilerin deyişiyle “eser müellifin

imzasıdır”…

IV

Göç, göçebelik; sosyal, ekonomik ve/veya doğal bir afetin getirdiği bir zorunluluktur. Gezmek,

gezginlik ise bir merakın, düş peşinde gitmenin, öznel bir kaçışın belki de iklimidir. Yeniye,

bilenmeze hatta… Kendi olmanın, kendiyle yüzleşmenin de iklimidir bu.

V

Sürgün, birini ceza olarak bulunduğu yerden bir başka yerde ikamete zorunlu kılan bir

uygulamadır. Meraklısı için bir parantez açarsak eskilerin “menfa” dedikleri bu uygulama

1961’den sonra ceza hukukumuzdan kaldırılmıştır.

İnziva ise kişinin bilerek, isteyerek kendini toplumsal ilişkilerden soyutlama hâlidir. Bir diğer

deyişle gönüllü sürgünlük… Kendini, kendi içine gömmek de diyebiliriz. Yeniden dışa açılmanın

eşiği…

Sürgün kelimesinin bir diğer anlamı da “bir bitkiden yeni sürmüş filiz”dir. Kendini kendine

gömme hâli de zaman yeni filizler, yeni sürgünler vermesine yol açtığında kültür-sanat ve düşün

dünyası yeni söylemlerle, ürünlerle gönenecektir.

VI

“2X2” dört eder. Tıpkı 2+2’nin dört etmesi gibi… Ya beş ederse veya üç? Tıpkı denizin, göğün,

dağın, ormanın doğanın bir görüntüsü olmaktan çıkarak doğrudan bir karaktere dönüşmesi

gibi… Sanat işte.

VII

Bir oyunun dekorunda duvara asılı bir tüfek varsa, o muhakkak patlayacaktır. Kurgunun eşiği…

Bu durum, salt nesneler için geçerli değildir. Anlatıdaki tüm öğeleri de içerir. Kişiler ve nesneler,

anlatının kurgu akışı içinde giriş, çıkış ve duruşlarıyla metnin akışını sağlayan bir amaca hizmet

eden araçlardır.

VIII

Kaç dilde unutabiliriz ki ah o tümceyi…

IX

Okuru/izleyeni soru işaretlerinin kancasına ters asıp bırakan metinler vardır. Tıpkı hayalle

düşün, akılla örtüşmeyen duygusal ve tinsel düzlemleri bileşik kaplar misali birbirine bağlaması

gibi… Görkemli gizemi, akıntıya karşı yüzmenin…

X

Kesintisiz kılan düşleri, çelişmesi miydi yoksa gerçeklikle şeylerin?