Her şeyin başı; güven | Körfez Gazetesi
Vagner Love’den 2 yıllık imza

Vagner Love’den 2 yıllık imza

Akhisar hazırlıkları başladı

Akhisar hazırlıkları başladı

Başarılı sporculardan Gül’e ziyaret

Başarılı sporculardan Gül’e ziyaret

Kemer’in gururu

Kemer’in gururu

Dünya starlarına flyboard öğretiyor

Dünya starlarına flyboard öğretiyor

Her şeyin başı; güven
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 8 Ağustos 2017 - 10:10:23

AKP İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli, ekilmemiş bir karış toprak kalmayacağını ilan etti.

Bu iddialı beyanı bir ucundan tutayım da irdeleyeyim diyorum ama elle tutulur hiçbir yanı yok.

 

İşin kötüsü bir ucundan tutsan bile bir yere götüreceği yok. Boş bir açıklama. Sektör gündemini bir iki gün meşgul etmek dışında bir amacı yok.

 

Ama madem gündem oldu, biz de düşüncemizi paylaşalım. “Ekilmemiş bir karış toprak kalmayacak” diyebilmeniz için ekilebilir arazinizin ölçüsü, bu arazi içinde ne kadarının halen ekiliyor olduğu, ekilmeyen arazinin neden ekilmiyor olduğu gibi birçok şeyi biliyor olmanız gerekir. Bunun için de istatistik çalışmalarınız olmalıdır.

 

Hâlbuki Türkiye’de tarımla ilgili istatistik bilgiler ya çöp niteliği taşıyan eski, eksik ve yanlış bilgilerdir ya da zaten hiç öyle bir bilgi yoktur. Dolayısıyla ekilmemiş araziyi ekilir hale getirmeniz zor çünkü ekilmemiş arazi nerdedir onu bile bilmiyorsunuz.

 

Tarımsal istatistiklerin durumu

Öte yandan, devletin kayıtlarında “ekiliyor” diye kaydedilmiş zilyon hektar arazi, aslında ‘doğrudan araziye destek’ verilen dönemlerden kalma kayıtlardır. Bu araziler üzerinde çok değil, üç uzman iki gün çalışsa bir sürü gülünç ve acıklı bulgular elde edecektir. Kıraç ve kayalık dağlar, göller, orman arazisi vb ilgisiz topraklar birileri hesabına tarla olarak kaydedildi ve onlarca yıl hiçbir arpa danesi bile üretmeden doğrudan devlet desteği aldılar. Gözünüze küçük görünmesin; on binlerce dönüm arazi kaydı olan insanlar var. Bazı vatanseverler “araziye değil ürüne destek verilsin” diye yırtınırken onlar bu destekleri hiç kaçırmadan, arsızca ve hırsızca aldılar.

 

Şimdi araziye verilen destek kaldırıldı çok şükür ama kayıtlar nerenin ne kadar ekiliyor olduğunu anlamayı sağlayacak kayıtlar değil.

 

İşin daha önemli tarafıysa şu; ekeceksin de ne yapacaksın? Yahut ekiyorsun da ne oluyor?

 

Dünyanın en önemli fındık üreticisi ülkesiyiz. Öyle devlet arşivlerine veya kayıtlara bakmanıza gerek yok. Google’da “fındık” yazıp aratın bakalım, fındık üretiminde birinciyiz de ne oluyor, görün.

 

Birçok stratejik üründe aynı şey söz konusu; üretim planlamanız yok, pazarınız yok, olduğu kadarı için pazar stratejiniz yok, gümrük planlamanız yok, ürün fiyatını belirlemede en ufak inisiyatif alamıyorsunuz; daha çok üretip ne yapacaksınız?

 

Cevapsız bir sürü soru…

 

Arazi bol, peki kim üretecek?

Her şeyi kenara bırakın, diyelim ki ekilebilir arazinin tamamını ekeceğiz; kim ekecek kardeşim?!

 

Entansif tarım yapıyoruz dediğiniz; tarımın teknoloji desteğiyle yapıldığı, çiftçinin en çok kazandığı bölgelerin başında Antalya gelir. Antalya’da serada çalışacak insan bulabiliyor musunuz?  Adamın çocukları otel işçisi olmuş, öldürsen seraya girmiyor. Kendisi yaşlanmış çalışamıyor. Yarıcı aile bulmak istiyor, bulamıyor.

 

Bu tablo başka bölgelerde köylerin ve ‘ekilebilir arazilerin’ boşalması şeklinde tezahür ediyor. Herkes sigortalı iş peşinde, sigortalı işin de doğru dürüst güvencesi yok ama herkes en azından risk almadan bir güvence almanın peşinde. Kiminle yetiştireceksin ürünü?

 

Hukuktan ne haber?

Bugün hasat ettin domatesi, 80 kuruşa hale verdin. Yarın kaç kuruşa vereceğinin garantisi var mı? Yahut üreticiyi piyasa entrikalarından koruyacak bir mekanizman var mı?

 

Yahut bırak entrikayı, teslim ettiği malın karşılığını alamayan üretici için koruyucu bir hukukun var mı? Küp notluklardan çekilmiş kâğıt parçasına yazılıyor çiftçinin kaç kilo domates bıraktığı…

 

Yarını olmayan, geleceğe dair ufku olmayan bir sektör için diyorsunuz ki, mümkün olan bütün arazide üretim yapacağız. Kim sürecek kardeşim, tarlayı!

Güven, güven, güven…

Tamam. Bunu da geçelim…

 

Üretmek için iki temel değere ihtiyacınız vardır. Sermaye ve emek. Emek olgusu bir yanıyla ömür demektir. Emeğinizi harcarken ömrünüzden bir parçayı harcarsınız. O yüzden en kıymetli ekonomik değer, emektir. Peki, ömrünüzden verirken ne beklersiniz ki? Herhalde ilk beklentiniz güven duygusudur.

 

Bütün ekonomik sistemler güven olgusu üzerine inşa edilir. Güven duygusu varsa insanlar daha çok üretmenin yollarını arar. Ama bugün güven konusunda büyük problemlerimiz var. Onun için “bütün araziyi ekeceğiz” falan demenize gerek yoktur. İcraat mercii iseniz ve elinizden geliyorsa, güven tesis edersiniz. Arazi, sermaye, emek falan lazım olursa çiftçi onu bulur; üretmeyi bildiği şeyi de üretir.

 

Tarım sektöründe ve özellikle de AKP seçmen tabanın da önemli yer tutan çiftçi camiasında baş veren huzursuzluk tehlike çanlarını çalmaya başladı. Bakanlık çevrelerinden üretici çevrelerde biriken gazı almak amacıyla peş peşe birçok açıklama yapılıyor. Açıklamaların temeli iki ilginç esasa dayanıyor: birincisi “her şey çok güzel olacak”, ikincisi de “biz kudretliyiz, her şeyi yapmaya gücümüz yeter.”

 

İkisi de doğru değil. Her şey daha güzel olmayacak çünkü daha çok üretmenin en temel ve basit kurallarını bile yok sayıyorsunuz. Her şeyi yapmaya gücümüz yetmez çünkü o gücü tesis edecek pazar hâkimiyetine sahip değiliz. İsterseniz dünyayı üretin. Pazar dediğiniz yerde de güven sorunlarınız beton bir duvar gibi karşınıza dikilir.

 

En güzel örnek fındıktır; pazarda hükmünüz yoksa dünyanın tek fındık üreticisi olun, hiçbir işe yaramaz. Almanların Hamburg’daki depolarında kendi pazarına 10 yıl yetecek fındık depolanmış durumda. Fiyatı istediği gibi belirliyor. On katını üretsen ne olacak…

Torunlarımız ödeyecek

Şahsen bu konularda hükümetten bir beklentim yok. Ama doğru bildiğimizi yazalım; bırakın ekilir araziyi genişletme laflarını falan. Bilimin, hukukun, güvenin, planlamanın olmadığı yerde bir adım ileri gidemezsiniz.

 

Bunları tesis edin. Liyakat sahibi, inançlı, azimli bilim insanlarını devletten kovalamayı bırakın. Kovalayacaksanız, hurafeyle bilimi ayırt edemeyen bilgisiz personeli kovalayın. Hukuku, sistemi, planlamayı, ölçme ve değerlendirmeyi esas alan sektör politikaları belirleyin ve uymayanı derhal devletten kovun gitsin.

 

Devletin harcadığı zamanı torunlarımız ödeyecek.

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz