Hayvan sürülerimiz Johannesburg’a! | Körfez Gazetesi
2B protestolarının simgesi yaşamını yitirdi

2B protestolarının simgesi yaşamını yitirdi

Transplant enfeksiyonlarının kitabını yazdı

Transplant enfeksiyonlarının kitabını yazdı

Başkan Tütüncü’nün ziyaretleri

Başkan Tütüncü’nün ziyaretleri

Sanatçının hayvan sevgisi

Sanatçının hayvan sevgisi

Konyaaltı’nda yeşil kuşak çalışması

Konyaaltı’nda yeşil kuşak çalışması

Hayvan sürülerimiz Johannesburg’a!
  • ErdemGÜNER
    • Erdem GÜNER
    • bekirerdemguner@gmail.com
    • 4 Ekim 2017 - 09:59:18

Diğer Yazıları

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfekçi geçen gün, ülkemizdeki yaylaların ve meraların verimli olmadığını söyledi ve yurt dışında hayvancılık yapmamız gerektiği önerisinde bulundu. Önerdiği iki ülke ise Ukrayna ve Güney Afrika.

Türkiye, dünya üzerinde tahayyül edebileceğiniz en verimli, en zengin tarım ülkelerinden biridir. Ama meralarımız ve yaylalarımız verimli değil, çünkü hepsi sırayla ve başka amaçlarla satılıyor.

Yanlış anlaşılmasın; topraklarımız gayet verimli ama sayın bakanın verimlilik dediği, “rant” anlamında verimliliktir.

Agriculture

Verimlilikten anladığımız…

“Yaylalarımız ve meralarımız eğer hayvancılık ve bitki yetiştiriciliği için kullanılacak olursa son derece verimsiz bir rant kaynağı oluyor. O yüzden bizim buraları daha çok rant getirecek başka amaçlara açık hale getirmemiz lazım.”

Devlet olarak doğal kaynaklarımızı verimli kullanmaktan anladığımız bu.

Madenleri satın, otoyolları, köprüleri, fabrikaları, telekomünikasyon şirketlerimizi, hastaneleri, alçak/yüksek bütün arazileri; işte, devletin elinde işe yarayan/yaramayan ne varsa satın!

Antalya’da Konyaaltı Caddesi’nin doğu ucunda bir meslek lisesi vardır; “Antalya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”…

Arazisi, binası her şeyiyle, Araplara satılmış. Muhtemelen gelecek yıl okulu Varsak tarafında bir yerlere taşıyacaklar. Arsanın ve binanın anlamı, oluşturduğu rantla ölçülüyor.

Turgut Özal’ın keşfettiği bu dahiyane bakış açısı AKP dönemiyle beraber artık bir bakış açısı olmaktan çıktı; bir yaşam biçimi haline geldi.

Artık devlet, millet, ülke, halk olarak tabiatımız bu. Nereden anladığımı sorarsanız, bu düzen kurulduğundan beri halk, düzenin temsilcilerini omuzlarda taşıyor.

Bunları söylerken soluna bir, sağına iki söylüyorum. Kimseyi ayrı tutacak halde değilim, maalesef.

İşler böyle olunca, tarım sektörü açısından bazı sıkıntılar da oluyor, ister istemez. Mesela hayvan otlatacak mera bulamıyorsunuz. Mevcut olanları da iki komşu köy aralarında paylaşırken kan çıkıyor resmen.

Kaba yem nedir?

Meraların teknik öneminden kısaca bahsedeyim de bilmeyenler yoz bir fikir sahibi olmasın; altını doldurmuş olalım.

Hayvancılıkta en önemli girdi kaba yemdir. Kaba yem diye, bazı bitkileri işleyerek elde edilen ‘silaj’ dediğimiz fermente yeme veya bildiğiniz yeşil ota denir.

Bunun insan beslenmesindeki muadili sebzedir diyebilirsiniz. Hayvanın dengeli beslenmesi için kaba yem şarttır. Kaba yem yemeden yetişen hayvanın ekonomik (et, süt vb) verimliliği olmaz ve hayvan sürekli hasta olur.

Üstelik kaba yem kullanan işletmeler, yem maliyetini %70’lerden %30’lar civarına düşürürler. Yani kaba yem kullanmayan işletme, kar edemez ve batar.

İşte, kaba yem dediğimiz şeyin kendiliğinden yetiştiği veya küçük insan müdahaleleriyle içinde bolca kaba yem bulunduran arazilere, mera diyoruz.

Meralarımız kanunla korunan, içinden geçmesi bile hukuken yasaklanabilen en üst düzeyde hassasiyetimiz olan toprak parçaları idi, bir zamanlar.

Bugün cayır cayır satılıyor.

Eh! Temel girdisi için kaynak oluşturan değerleri sattığınız bir sektörden ne bekleyebilirsiniz ki…

Besi çiftçisi kaba yem bulamıyor. Adam hem meyvecilik yapacak, hem hayvancılık yapacak; ama kaba yem sorunu yüzünden meyveden vaz geçiyor, kendi verimli toprağına kaba yem ekiyor. Yahut kaba yemi satın almaya kalkıyor ya da kaba yemden kısarak besleme yapıyor.

Bu arkadaş her durumda ‘kaybeden taraf’tır. Kaybeden çiftçidir.

Johannesburg’a kimler gidecek?

Şimdi sayın bakan diyor ki “Yurt dışında hayvancılık yapalım!”

Niye?!? Topraklarımızın, meralarımızın suyu mu çıktı? Bir de örnek vermişler; Güney Afrika, Ukrayna falan diye. Kim gidip hayvancılık yapacak Güney Afrika’da?

Bu gülünç öneriye itibar ederlerse, büyük sermaye sahibi tröstler gidecek, karteller gidecek. Çok ihtiyaçları olduğu için devlet desteği de alır bunlar, biliyorsunuz. Peki, çiftçi? Çiftçi yerinde yurdunda kalmaya mahkumdur. Hiçbir yere gidemez.

Sayın Bakanın söylediklerinde satır aralarında gizlenmiş şu bilgiler de var, aslında;

1) Ülkemizde hayvancılık yapmayacağız. Bunun peşini bırakın.

2) Üç tane kıçı kırık dana yetiştireceğiz diye milyon dolarlık arazileri atıl durumda tutuyoruz; bunların hepsini değerlendireceğiz. Bu rantı heba etmemize gerek yok. Para lazım.

Ranta verdim merayı, mevlam kayıra danayı!

Verimli tarım topraklarını satmayı akıl edememiş ahmakların yönettiği ülkelere gidip orada besicilik yapma fikri o kadar da kötü olmayabilir. Çünkü dünya ekonomisi birçok alanda küreselleşme süreçlerine teslim oluyor ve siz neyi nerede ürettiğinize bakmadan daha çok insana satmayı başarırsanız kazanıyorsunuz.

Dünyanın son 20 yıldır, beklenmedik biçimde aşırı sağcı/faşist bir rüzgâra kapılmasının nedenleri arasındadır bu durum. Siz besi çiftçisi olarak aslında hayatını sizinkine benzer şekilde kazanan insanlarla bir araya gelip derdinizi anlatma ve hakkınızı koruma şansına sahipsinizdir. Ama Konya’daki besiciyle Johannesburg’daki besicinin, ikisini de sömüren mekanizmalara karşı bir araya gelebilmesi mümkün olmaz.

Dünyanın yaşadığı yaygın dönüşüm zayıfları bir araya getiren sistemleri yok etti ya da yeni düzen bütün sistemini; bir araya gelemeyecek, bölünmüş zayıflar üzerine kurdu. Neyse… Biz meralarımıza dönelim.

Bitkisel üretim alanları, meralar, SİT alanları ülke tarihinde hiç olmadığı kadar sorumsuzca; vahşi bir anlayışla; kanun, nizam, hukuk tanımadan; mutlaka bir yasal gedik oluşturulmak suretiyle ranta feda edilip, yok ediliyor.

Kanunlarımız ve Anayasamız, hukuk kavramının özünü paramparça eden geçici yasalarla; hiçbir denetimden geçmeyen zora dayalı düzenlemelerle delik deşik olmuş durumda. Bugün anayasal güvence diye bir şey kalmamış. Herkes kendini, çoluğunu, çocuğunu korumak için yasalar dışında güvenceler ararken, çiftçinin besi danalarını kim düşünür?

Çiftçinin kendisi düşünecekse, düşünecek. Yoksa hayvancılık sektörü bitiktir.

Çiftçi halka ait meralarımızı rant projeleri için gasp eden; ithalatla et piyasasının zorba oligopolünü güya ıslah edeceğini söyleyip duran ve üreticiye yaklaşımını seneler önce Mersinli çiftçi karşısında apaçık bildiren muktedirlere ne cevap vereceğini düşünsün.

İthal et fiyatında yaz/kış dinamiği!

Geçen gün Antalya’da bir markette 32 liraya kıyma satıldığını gördüm. Bildiğim kadarıyla 32 liraya kıyma satamazsınız. Kıymanın kilosu, en az 38 lira. Market yetkilisi, gayet güzel görünen kıymanın, ithal danalardan elde edildiğini; bu nedenle fiyatının bir parça daha uygun olduğunu söyledi. Bu bilgiyi de herkesle paylaşmıyorlarmış. Nedense…

İthal etin et piyasasında fiyatları düşüreceği beklentisi vardı ama taşıma suyla bu tezgah döner mi bilinmez. İthal et şu anda fiyatıyla kamuoyu algısında prim yapıyor. Kamuoyu ise mışıl mışıl uyuyor. Yarın ithalat yüzünden besi çiftlikleri bir bir kapanacak. Bu formülün dünyada sayısız örneği, yurdumuzda da sayılı tapıcısı var.

Mesele sadece üretici meselesi de değil ha! Tüketici de işin içinde. İstese de istemese de!

Zira bugün fiyatları düşüren ithal etler; yaz gelip içerde yetiştirici kalmadığında fiyatlarıyla bir tarafımızı tırmalamazsa iyi.

Diğer Yazıları

 

  • Etiketler
  • Yorumla
ARŞİV
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz