Antalya
10.07.2018
A

Son 30 yılda uluslararası ticaretin hem hacmi ve boyutu hem de tabiatı değişti. Sadece emtia ticareti değil, emek tedariki açısından da çok esnek bir süreç söz konusu oldu.

 

Bir yandan artık o kadar gerek kalmadığı için bir yandan da seçeneklerin her gün değişebiliyor olması nedeniyle ticaret kampları, ikili anlaşmalar gibi sözleşmelerin sürekliliği de önemini kaybetti. Ülkeler dış ticaretle ilgili yönelimlerini her gün revize edebiliyorlar.

 

Teknolojideki gelişmeler de bu süreçte belirleyici rol oynuyor. İki ayrı hususta.

 

Birincisi daha önce emtia üretiminde temel girdilerden sayılan pek çok şey artık vazgeçilmez girdilerden değil. Hatta bazıları tümüyle devreden çıkmış durumda. Yani üretim sektörünün doğası, kapasitesi, verimliliği hiç olmadığı kadar artıyor ve değişiyor.

 

İkincisi teknoloji üretme ve teknolojiye sahip olma hususları artık kimselerin tekelinde değil. Bilgi ve teknik üretme işinin “yöntemi” ucuzladı ve yaygınlaştı.

 

Artık ülkeler bilginin nasıl depolanacağı, nasıl işleneceğiyle ilgili stratejiler üzerinde yarışıyor.

 

Ticaret savaşları

Dolayısıyla bir süre öncesine kadar dünya ticaretinde belirleyici etkisi olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin ucuz emek avantajına gerek kalmadı. Ucuz emek artık o kadar cezbedici bir etken değil.

 

Yani daha ucuza üretmek için nispeten güvenli Asya ülkelerine fabrikalar taşıma; oralarda üretme işleri falan, artık bitti. Genç nüfus, ucuz işgücü gibi değerler yeni teknolojilere dayalı fabrikalar için artık bir anlam taşımıyor. Örneğin Çin’deki ucuz işgücü potansiyeli, Batılı ülkeler için artık handikap değil. Batı ülkelerinde insansız makinelerin ve insansız fabrikaların sayısı muazzam bir hızla artıyor. Bazı fabrikalar içerde hiç ışık yanmadan 24 saat aralıksız çalışıyor.

 

Dolayısıyla ucuz emeği takip eden sanayi yatırımları; her türlü üretim aracının serbest dolaşımı ve liberal küresel emtia ticareti kavramlarıyla tanımlanan küreselleşme olgusu, miadını doldurmuş olabilir.

 

Artık dünya, muhtemelen adını zaman içinde vereceğimiz yeni bir döneme girdi.

 

Bir yandan da Çin Halk Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, karşılıklı olarak ithal mallarına yüksek gümrük vergileriyle bir ticaret savaşına giriştiği haberlerini okuyoruz.

 

Böyle bir çekişmenin taraflardan biri adına pozitif sonuç vermesi söz konusu değil. Tam bir it dalaşı.

 

Ticaret savaşının önemli silahı: tarım

Gümrük vergisi yükseltilen ürünlerin çoğu da tarım ürünü. Çin, ABD mallarını kolayca ikame edebilecek tedarikçilere döneceğini daha önce açıkça söylemişti. ABD ise alternatif teknolojilerle kendi üretim tesisleri lehine yeni politikalar hazırlıyor.

 

Yani 30 yıldır edebiyatçısından, müzisyenine; askerinden, akademisyenine yere göğe sığdıramadıkları küreselleşme, konunun baş aktörleri tarafından paralanıyor.

 

Bu tür kanun tanımaz büyük güçlerin birbirini yemesi gayet güzel bir şey. Ama iş birbirlerini yemeleriyle kalmayacak. Muhtemelen bir noktada anlaşacaklar veya dünya piyasasını bir güzel paylaşacaklar.

 

Türkiye gibi ülkeler süreci yakalamak üzere tarımsal üretimlerini gözden geçirip planlayabilirse, daha uzun süre sık sık değişeceği anlaşılan gümrük tarifelerine paralel olarak dünya piyasalarından pay alabilirler. En azından kuru, dayanıklı ve depolanabilir tarım ürünleriyle. Hatta ürünü ihraç etmeden önce yurt içinde işlemeye dönük yatırımlarla…!

 

Bunlar temenni tabi.

 

Yoksa tarımla ilgili bütün stratejisini; iç piyasadaki fiyat dalgalanmalarını ithalatla çözmeye odaklamış bir ülke olarak, dünyada olup bitenlerden bizim pay çıkarmamız söz konusu değil. Belki de Türkiye, bir süre sonra tarım ülkesi olmaktan çıkacak. Çiftçi sayısı ve ekili arazi genişliği sürekli azalıyor.

 

Gene de bütün olanları izleyip, dersler çıkarmamız mümkün.

Paylaş
ETİKETLER:
tarım